Sarkoidoz, vücudun bağışıklık sisteminin düzenlenmesindeki bozulma sonucunda granülom oluşumu ile karakterize inflamatuvar bir hastalıktır. Granülomlar, bağışıklık hücrelerinin belirli bir bölgede kümelenmesiyle oluşur.
Hastalığın kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi özellikleri ve bazı çevresel faktörlerin birlikte rol oynayabileceği düşünülmektedir. Sarkoidozun tek bir mikrop, virüs veya bakteriden kaynaklandığı gösterilmiş değildir.
Sarkoidozun en önemli özelliklerinden biri, tek bir organa sınırlı kalmak zorunda olmamasıdır. Bu nedenle hastalığın belirtileri, tanı yöntemleri ve tedavisi kişiden kişiye değişebilir.
Sarkoidoz, bağışıklık sisteminin anormal inflamatuvar yanıtı sonucu farklı organlarda granülom adı verilen iltihabi hücre kümelerinin oluşmasıyla ortaya çıkan sistemik bir hastalıktır. En sık akciğerleri ve lenf bezlerini etkiler; cilt, göz, kalp, sinir sistemi, karaciğer ve böbreklerde de görülebilir. Sarkoidoz belirtileri tutulan organa göre değişir ve öksürük, nefes darlığı, yorgunluk, cilt bulguları veya eklem ağrısı görülebilir. Tanı ve tedavi uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir.
“Sarkoidoz” terimi, vücudun farklı bölgelerinde oluşabilen inflamatuvar granülomları tanımlayan bir hastalığı ifade eder.
Hastalığın temel patolojik özelliği, özellikle akciğer ve lenf bezlerinde nonkazeifiye granülomların görülmesidir. Ancak yalnızca biyopside granülom görülmesi sarkoidoz tanısı koymak için yeterli değildir. Tüberküloz ve bazı mantar enfeksiyonları gibi başka hastalıklar da granülomatöz inflamasyona neden olabilir. Bu nedenle tanı sürecinde benzer hastalıkların dışlanması önemlidir.
Sarkoidoz tedavi sonrasında veya remisyon döneminde tekrar aktifleşebilir. Hastalığın alevlenmesinin ne zaman ortaya çıkacağını önceden kesin olarak tahmin etmek her zaman mümkün değildir.
Bu nedenle belirtiler azalsa veya hastalık remisyona girse bile düzenli takip önemini korur.
Sarkoidozun kesin nedeni bilinmemektedir. Günümüzde hastalığın, genetik yatkınlığı bulunan kişilerde bağışıklık sisteminin bazı çevresel veya enfeksiyöz uyaranlara verdiği anormal yanıt sonucunda gelişebileceği düşünülmektedir.
Sarkoidozun ortaya çıkmasında rol oynayabileceği düşünülen faktörler arasında:
Ancak bu faktörlerden herhangi birinin tek başına sarkoidoza neden olduğu söylenemez.
Sarkoidoz bulaşıcı bir hastalık olarak kabul edilmez. Hastalık kişiden kişiye temas, öksürük, hapşırma veya aynı ortamda bulunma yoluyla bulaşmaz.
Sarkoidozun ortaya çıkışında bağışıklık sistemi, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir.
Bu nedenle sarkoidoz tanısı bulunan bir kişinin ailesinden veya çevresindeki kişilerden uzak durması gerektiği düşünülmemelidir.
Sarkoidozun belirtileri, hastalığın hangi organları etkilediğine ve inflamasyonun derecesine göre değişir. Bazı kişilerde hiçbir belirti olmayabilir ve hastalık başka bir nedenle çekilen akciğer grafisi veya bilgisayarlı tomografi sırasında tesadüfen fark edilebilir.
En sık görülebilen sarkoidoz belirtileri şunlardır:
Belirti bulunmaması hastalığın kesinlikle hafif olduğu anlamına gelmez. Özellikle kalp, göz veya sinir sistemi tutulumu bazen daha özel değerlendirmeler gerektirebilir.
Sarkoidozda göğüs içindeki lenf bezlerinin büyümesi görülebilir. Lenfoma gibi bazı hastalıklar da lenf bezlerinde büyümeye neden olabileceğinden, görüntüleme bulguları bazı durumlarda birbirine benzeyebilir.
Bu nedenle yalnızca görüntüleme sonucuna dayanarak kesin tanı koymak mümkün olmayabilir. Gerekli durumlarda biyopsi ve patolojik inceleme yapılır.
Akciğer sarkoidozu, sarkoidoz hastalığının akciğerleri ve göğüs içindeki lenf bezlerini etkilemesi durumudur. Sarkoidozun en sık etkilediği organ akciğerlerdir ve yetişkin hastaların büyük bölümünde akciğer tutulumu bulunur.
Akciğer tutulumu olan bazı kişilerde herhangi bir şikâyet görülmez. Bazı hastalarda ise:
Uzun süre devam eden veya ilerleyen akciğer tutulumu, bazı hastalarda akciğer dokusunda kalıcı fibrozise ve solunum fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilir.
Akciğer sarkoidozu çoğunlukla akciğer grafisi veya bilgisayarlı tomografi (BT) gibi görüntüleme yöntemlerinde ortaya çıkan bulgularla şüphelenilir.
Göğüs içindeki hiler veya mediastinal lenf bezlerinde büyüme, akciğerlerde belirli dağılım gösteren nodüller ve bazı interstisyel değişiklikler sarkoidoz açısından değerlendirilir.
Ancak radyolojik bulgular tek başına her zaman yeterli değildir. Sarkoidoz; tüberküloz, bazı mantar enfeksiyonları, lenfoma ve başka granülomatöz hastalıklarla karışabilir. Bu nedenle klinik bulgular, görüntüleme, laboratuvar sonuçları ve gerektiğinde biyopsi birlikte değerlendirilir.
Akciğer grafisi, sarkoidozun akciğer ve göğüs içindeki lenf bezleri üzerindeki etkilerini değerlendirmede kullanılan temel görüntüleme yöntemlerinden biridir.
Grafide özellikle göğüs içindeki lenf bezlerinde büyüme ve hastalığın ilerleyen dönemlerinde akciğer dokusunda oluşabilecek değişiklikler görülebilir. Akciğer grafisi aynı zamanda hastalığın radyolojik evrelemesinde de kullanılabilir.
Bununla birlikte, yalnızca akciğer grafisine bakılarak kesin sarkoidoz tanısı konulamaz.
Sarkoidozda kullanılan klasik evreleme sistemi özellikle akciğer grafisindeki bulgulara dayanır. Bu evreler hastalığın vücuttaki bütün organlarda ne kadar ilerlediğini gösteren genel bir hastalık derecelendirmesi değildir.
Evre IV, akciğerlerde kalıcı skarlaşma yani fibrozis gelişimini ifade eder. Ancak radyolojik evre ile hastanın klinik şiddeti her zaman birebir aynı değildir.
Evre 1 sarkoidoz, klasik radyolojik sınıflamada göğüs içindeki hiler lenf bezlerinin büyüdüğü ancak belirgin akciğer parankim değişikliklerinin ön planda olmadığı dönemi ifade eder.
Evre 1 olması, hastalığın mutlaka ilerleyeceği anlamına gelmez. Sarkoidozun seyri kişiden kişiye değişebilir ve bazı hastalarda tedavi gerektirmeden gerileme görülebilir.
Evre 2 sarkoidozda, göğüs içindeki lenf bezi büyümesine ek olarak akciğer dokusunda da radyolojik değişiklikler görülür.
Bu evrede hastanın öksürük veya nefes darlığı gibi solunum şikâyetleri olabilir. Ancak radyolojik evre ile belirtilerin şiddeti arasında her zaman doğrudan bir ilişki bulunmaz.
Bilgisayarlı tomografi, akciğer ve lenf bezi tutulumunun daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağlayabilir. Ancak klasik sarkoidoz evrelemesi temel olarak akciğer grafisi bulgularına dayanan bir sistemdir. BT, hastalığın dağılımını ve ayrıntılı yapısal değişikliklerini değerlendirmede önemli ek bilgiler sağlayabilir.
Sarkoidoz sistemik bir hastalık olduğu için teorik olarak birçok organı etkileyebilir.
En sık ve klinik açıdan önemli tutulum bölgeleri arasında:
Hastalığın hangi organı etkilediği, ortaya çıkan belirtileri ve takip gereksinimini önemli ölçüde değiştirir.
Sarkoidozun cildi etkilemesine kutanöz sarkoidoz adı verilir. Cilt tutulumu farklı şekillerde ortaya çıkabilir.
Ciltte:
Sarkoidozla ilişkili önemli cilt bulgularından biri eritema nodozumdur. Bunun yanında özellikle yüzde, burun çevresinde ve kulaklarda görülebilen lupus pernio kronik kutanöz sarkoidozun karakteristik bulgularından biri olabilir.
Eritema nodozum, cilt altında özellikle bacakların ön bölümünde ortaya çıkabilen ağrılı kırmızı nodüllerle karakterizedir.
Sarkoidozun yanı sıra farklı enfeksiyonlar ve inflamatuvar hastalıklarla da ilişkili olabileceğinden, eritema nodozum görülmesi tek başına sarkoidoz tanısı anlamına gelmez.
Eritema nodozum, ateş, eklem ağrısı ve göğüs içi lenf bezi büyümesiyle birlikte görüldüğünde sarkoidozun akut tablolarından biri olan Löfgren sendromu açısından değerlendirme yapılabilir.
Lupus pernio, özellikle yüz, burun, yanak, dudak ve kulak çevresinde ortaya çıkabilen kronik cilt lezyonudur.
Sarkoidozla ilişkili olabilir ve daha kronik hastalık seyriyle birlikte görülebilir. Bu nedenle yüz bölgesinde uzun süre devam eden karakteristik cilt değişikliklerinin dermatoloji tarafından değerlendirilmesi önemlidir.
Sarkoidoz gözün farklı bölümlerini etkileyebilir. Oküler sarkoidoz olarak adlandırılan göz tutulumu, bazı kişilerde belirgin şikâyet oluşturmadan da ilerleyebilir.
Görülebilecek belirtiler arasında:
bulunabilir.
Sarkoidoz tanısı bulunan kişilerde göz değerlendirmesi, göz tutulumu belirti vermese bile takip açısından önem taşıyabilir.
Evet, sarkoidoz gözün içindeki yapılarda inflamasyona ve üveit gelişimine neden olabilir.
Göz ağrısı, kızarıklık, ışığa hassasiyet veya görme değişikliği gibi belirtiler ortaya çıktığında gecikmeden göz hastalıkları değerlendirmesi yapılmalıdır.
Sarkoidozun sinir sistemini etkilemesine nörosarkoidoz adı verilir. Beyin, omurilik, kraniyal sinirler veya periferik sinirler etkilenebilir.
Belirtiler tutulan bölgeye göre değişebilir. Baş ağrısı, görme sorunları, sinir ağrısı, güçsüzlük, nöbet veya başka nörolojik bulgular görülebilir.
Nörolojik belirti bulunan hastalarda beyin veya omurga MR gibi görüntüleme yöntemleri ve gerekli diğer nörolojik incelemeler kullanılabilir.
Sarkoidozun kalbi etkilemesine kardiyak sarkoidoz adı verilir. Kalp tutulumu diğer organ tutulumlarına göre daha nadir görülse de klinik açıdan önemlidir.
Kalp tutulumu:
Kalp tutulumu şüphesinde elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve gerektiğinde kardiyak MR gibi incelemeler kullanılabilir.
Sarkoidoz böbrekleri doğrudan etkileyebileceği gibi, vücuttaki kalsiyum metabolizmasının bozulması üzerinden de böbreklerle ilişkili sorunlara yol açabilir.
Sarkoidozda bazı hastalarda kandaki veya idrardaki kalsiyum düzeyi yükselebilir. Bu durum böbrek fonksiyonlarının ve kalsiyum metabolizmasının takip edilmesini önemli hale getirebilir.
Hiperkalsemi, kandaki kalsiyum düzeyinin normalin üzerine çıkmasıdır. Sarkoidozda granülomların D vitamini metabolizmasını etkileyebilmesi sonucunda kalsiyum düzeylerinde yükselme görülebilir.
Hiperkalsemi bazı hastalarda susama, sık idrara çıkma, halsizlik, bulantı veya böbrek sorunları gibi belirtilere neden olabilir.
Bu nedenle sarkoidoz takibinde gerektiğinde kan ve idrar kalsiyum düzeyleri değerlendirilir.
Sarkoidozda D vitamini kullanımı kişisel olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bazı hastalarda sarkoidoz, kalsiyum metabolizmasını etkileyerek kandaki veya idrardaki kalsiyumun yükselmesine neden olabilir.
Bu nedenle D vitamini veya kalsiyum takviyesi, doktor değerlendirmesi olmadan başlanmamalıdır. Özellikle hiperkalsemi veya hiperkalsiüri riski bulunan hastalarda daha dikkatli olunması gerekir.
Sarkoidoz tanısı, tek bir kan testi veya tek bir görüntüleme yöntemiyle kesinleştirilemez.
Tanı sürecinde genellikle üç temel nokta birlikte değerlendirilir:
ATS kılavuzu da sarkoidoz tanısında klinik tablo, görüntüleme ve gerekli durumlarda doku örneklemesinin birlikte değerlendirilmesine vurgu yapmaktadır.
Sarkoidoz için herkes için geçerli tek bir “pozitif test” bulunmaz.
Tanı değerlendirmesinde:
Biyopsi, sarkoidoz tanısını desteklemek amacıyla hastalıktan etkilendiği düşünülen dokudan küçük bir örnek alınmasıdır.
Biyopsinin yapılacağı bölge hastanın bulgularına göre değişebilir. Ciltte belirgin lezyon varsa cilt biyopsisi, büyümüş lenf bezi varsa lenf nodu örneklemesi veya akciğer ve göğüs içindeki lenf bezlerinden bronkoskopik yöntemlerle örnekleme yapılabilir.
Biyopside nonkazeifiye granülom görülmesi sarkoidozu destekler; ancak tek başına yeterli değildir. Tüberküloz gibi enfeksiyonların ve diğer olası nedenlerin dışlanması gerekir.
Bazı hastalarda tipik klinik ve radyolojik bulguların bulunması ve alternatif tanıların uygun şekilde dışlanması sonucunda biyopsi yapılmadan takip kararı verilebilir. Ancak biyopsi gerekip gerekmediği hastanın klinik durumuna göre belirlenir.
Özellikle sarkoidoz ile başka ciddi hastalıkların birbirinden ayrılması gereken durumlarda doku tanısı önemli olabilir.
Sarkoidozda kan testlerinde hastalığın organ tutulumuna ve inflamasyon düzeyine bağlı çeşitli değişiklikler görülebilir.
Doktor tarafından gerekli görüldüğünde:
gibi testler değerlendirilebilir.
Kan testlerinin amacı yalnızca sarkoidozu araştırmak değil, aynı zamanda hastalığın diğer organlar üzerindeki etkilerini ve olası komplikasyonları değerlendirmektir.
ACE (anjiyotensin dönüştürücü enzim) düzeyi, sarkoidoz değerlendirmesinde geçmişten beri kullanılan laboratuvar testlerinden biridir.
Sarkoidozda bazı hastalarda ACE düzeyi yükselebilir. Ancak ACE düzeyinin normal olması sarkoidozu dışlamaz; yüksek olması da tek başına sarkoidoz tanısı koydurmaz.
Bu nedenle sarkoidoz ACE düzeyi, tanı ve takip sürecinde diğer klinik, radyolojik ve laboratuvar bulgularıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Sarkoidoz ve tüberküloz, özellikle akciğer ve lenf bezlerini etkileyebilmeleri nedeniyle bazı hastalarda birbirine benzeyebilir.
Ancak iki hastalık aynı değildir. Tüberküloz, Mycobacterium tuberculosis bakterisinin neden olduğu enfeksiyöz bir hastalıktır. Sarkoidoz ise enfeksiyon kaynaklı olduğu kabul edilmeyen inflamatuvar bir hastalıktır.
Sarkoidoz tanısı konulmadan önce tüberküloz gibi granülom oluşturabilen enfeksiyonların dışlanması bu nedenle önemlidir.
Sarkoidozun doğrudan akciğer kanserine dönüştüğü kabul edilmez. Sarkoidoz ve akciğer kanseri farklı hastalıklardır.
Bununla birlikte her iki hastalıkta da akciğer veya göğüs içi lenf bezlerinde bazı benzer görüntüleme bulguları görülebilir. Bu nedenle sarkoidoz tanısı bulunan bir kişide yeni veya değişen bir görüntüleme bulgusunun otomatik olarak sarkoidoza bağlanmaması gerekir.
Sarkoidozun seyri oldukça değişkendir. Bazı kişilerde hastalık hafif seyreder ve kendiliğinden gerileyebilir. Bazı hastalarda ise kronik inflamasyon ve organ hasarı gelişebilir.
Özellikle kalp, sinir sistemi, gözler veya akciğerlerin ileri derecede etkilenmesi daha yakından takip ve tedavi gerektirebilir.
Bu nedenle “sarkoidoz her zaman tehlikelidir” veya “sarkoidoz her zaman zararsızdır” şeklinde genel bir değerlendirme yapmak doğru değildir.
Sarkoidozu ortadan kaldırdığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir bitkisel tedavi bulunmamaktadır.
Bitkisel ürünler veya takviyeler, özellikle sarkoidoz nedeniyle ilaç kullanan kişilerde ilaçlarla etkileşime girebilir veya istenmeyen etkilere yol açabilir. Bu nedenle “sarkoidoza iyi geldiği” iddiasıyla herhangi bir ürünün doktor önerisi olmadan kullanılması doğru değildir.
Sarkoidoz çoğu hastada ölümcül seyreden bir hastalık değildir. Ancak nadiren ciddi akciğer, kalp veya başka organ tutulumu yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir.
Özellikle kardiyak sarkoidoz ve ileri akciğer hastalığı gibi tablolar ciddi şekilde değerlendirilmelidir.
Hastalığın yaşam üzerindeki etkisi; tutulan organlara, hastalığın yaygınlığına, tedaviye yanıtına ve gelişen komplikasyonlara göre değişir.
Sarkoidoz tedavisi, hastalığın herkeste aynı şekilde tedavi edilmesi anlamına gelmez. Belirtisiz veya hafif seyreden bazı hastalarda yalnızca düzenli takip yeterli olabilir. Çünkü sarkoidoz bazı kişilerde kendiliğinden gerileyebilir.
Tedavi kararı verilirken:
Sarkoidoz tedavisinin temel amacı inflamasyonu kontrol altına almak, organ fonksiyonlarını korumak ve hastalığın neden olduğu belirtileri azaltmaktır.
Tedavi seçenekleri arasında:
Her hastaya ilaç tedavisi verilmez. Tedavi seçimi, hastalığın organ tutulumu ve klinik seyrine göre uzman hekim tarafından belirlenir.
Kortikosteroidler, özellikle belirti oluşturan veya organ fonksiyonlarını tehdit eden sarkoidozda kullanılan temel tedaviler arasındadır. Prednizon gibi kortikosteroidler inflamasyonu baskılamak amacıyla kullanılabilir.
Ancak uzun süreli veya yüksek doz kortikosteroid kullanımının kan şekeri ve tansiyon yüksekliği, kilo artışı, kemik kaybı, katarakt ve glokom gibi çeşitli yan etkileri olabilir. Bu nedenle tedavi dozu ve süresi doktor tarafından belirlenmelidir.
Kortikosteroidlerin yanı sıra bazı hastalarda bağışıklık sistemini baskılayan veya inflamasyonu kontrol eden farklı ilaçlardan yararlanılabilir.
Hastanın durumuna göre metotreksat, azatiyoprin, leflunomid veya bazı biyolojik ilaçlar tedavi seçenekleri arasında değerlendirilebilir. Bazı cilt tutulumlarında hidroksiklorokin gibi ilaçlar da kullanılabilir.
Bu ilaçların enfeksiyon riskini artırabilen veya başka yan etkilere neden olabilen özellikleri bulunduğundan doktor kontrolü olmadan kullanılmamalıdır.
Sarkoidoz için hastalığı kesin olarak ortadan kaldıran özel bir sarkoidoz diyeti bulunmamaktadır.
Bununla birlikte dengeli ve yeterli beslenme, genel sağlık açısından önemlidir. Özellikle uzun süre kortikosteroid kullanan kişilerde kilo kontrolü, kemik sağlığı ve kan şekeri gibi konuların takip edilmesi gerekebilir.
Sarkoidozda kalsiyum metabolizması etkilenebildiği için, özellikle hiperkalsemi bulunan hastalarda kalsiyum ve D vitamini içeren takviyeler doktor önerisi olmadan kullanılmamalıdır.
Sarkoidoz tanısı bulunan kişilerin düzenli doktor kontrollerini aksatmaması önemlidir. Hastalık aktif olmasa bile takip, yeni organ tutulumlarının veya tedaviye bağlı yan etkilerin erken fark edilmesine yardımcı olabilir.
Dikkat edilmesi gereken başlıca noktalar:
Sarkoidoz tanısı bulunan kişilerin düzenli doktor kontrollerini aksatmaması önemlidir. Hastalık aktif olmasa bile takip, yeni organ tutulumlarının veya tedaviye bağlı yan etkilerin erken fark edilmesine yardımcı olabilir.
Dikkat edilmesi gereken başlıca noktalar:
Sarkoidoz tanısı bulunan herkesin çalışamayacağı anlamına gelmez. Çalışma kapasitesi hastalığın şiddetine, akciğer fonksiyonlarına, yorgunluk düzeyine, kullanılan ilaçlara ve yapılan işin fiziksel gereksinimlerine göre değişebilir.
Hafif veya kontrol altında olan sarkoidozda kişi günlük yaşamına ve çalışma hayatına devam edebilir. Daha ileri akciğer veya başka organ tutulumu bulunan kişilerde ise çalışma kapasitesinin ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.
Sarkoidoz bulunan kişilerde uygun düzeyde fiziksel aktivite genel sağlık açısından yararlı olabilir. Ancak egzersiz kapasitesi özellikle akciğer tutulumu bulunan kişilerde kişiden kişiye değişir.
NHLBI, fiziksel aktivitenin enerji düzeyini, nefes darlığını ve kas gücünü olumlu etkileyebileceğini; ancak yapılabilecek egzersiz düzeyinin sağlık profesyoneliyle belirlenmesi gerektiğini belirtmektedir.
PET/BT ve MR, özellikle akciğer dışındaki organ tutulumlarının değerlendirilmesinde belirli hastalarda kullanılabilir.
Kalp tutulumu şüphesinde kardiyak MR, nörolojik belirtilerde beyin veya omurga MR gibi yöntemler tercih edilebilir. PET görüntüleme de bazı durumlarda aktif inflamasyonun veya akciğer dışı tutulumların değerlendirilmesine yardımcı olabilir.
Sarkoidoz tanısı bulunan kişilerde bazı belirtiler ciddi organ tutulumunun göstergesi olabilir.
Özellikle:
gibi belirtiler ortaya çıktığında gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir. Kalp ve sinir sistemi tutulumu nadir olsa da ciddi komplikasyonlara neden olabilir.
Sarkoidozun seyri oldukça değişkendir. Bazı kişilerde hastalık kısa süreli olur ve tamamen veya büyük ölçüde geriler. Bazı kişilerde ise hastalık kronikleşebilir. Özellikle akciğerlerde ileri fibrozis, kalp veya sinir sistemi tutulumu gibi durumlar daha yakın takip gerektirebilir. Bu nedenle yalnızca “sarkoidoz var” bilgisi hastalığın geleceği hakkında tek başına yeterli değildir.
Sarkoidoz çoğunlukla Göğüs Hastalıkları tarafından değerlendirilir. Özellikle akciğer ve göğüs içi lenf bezi tutulumu bulunan hastalarda göğüs hastalıkları uzmanı tanı ve takip sürecinde temel branşlardan biridir.
Ancak hastalığın tuttuğu organa göre farklı uzmanlık dallarının değerlendirmesi gerekebilir:
Sarkoidoz sistemik bir hastalık olduğu için bazı hastalarda birden fazla branşın birlikte takip yapması gerekebilir.
Sarkoidoz şüphesinde kullanılacak testler hastanın belirtilerine ve olası organ tutulumuna göre belirlenir.
Bunlar arasında:
Her hastaya bütün testlerin yapılması gerekmez. İncelemeler, kişinin klinik bulgularına göre planlanır.
Sarkoidoz şüphesi veya tanısı bulunan kişilerin değerlendirilmesinde hastalığın hangi organları etkilediğinin belirlenmesi önemlidir. Özellikle akciğer sarkoidozu, uzun süren öksürük, nefes darlığı veya görüntüleme sırasında ortaya çıkan göğüs içi lenf bezi büyümeleri gibi bulgularla gündeme gelebilir.
Tanı ve takip sürecinde klinik değerlendirme, görüntüleme yöntemleri, solunum fonksiyon testleri ve gerekli durumlarda diğer branşların görüşünden yararlanılabilir.
Sarkoidozun tedavisi ve takip planı, hastalığın şiddeti ve organ tutulumlarına göre kişiye özel olarak belirlenmelidir.
Lütfen size ulaşabilmek için aşağıdaki alanları doldurunuz
Sarkoidoz bazı kişilerde kendiliğinden gerileyebilir ve uzun süreli remisyon görülebilir. Ancak hastalığın tamamen ortadan kalkıp kalkmayacağı kişiden kişiye değişir. Bazı hastalarda hastalık kronikleşebilir veya belirli organlarda kalıcı hasara yol açabilir.
Sarkoidozun yaşam süresine etkisi hastalığın hangi organları etkilediğine ve komplikasyon gelişip gelişmediğine bağlıdır. Çoğu kişide hastalık ölümcül seyretmez. Bununla birlikte ileri akciğer hastalığı veya kalp tutulumu gibi ciddi durumlar daha yakından takip ve tedavi gerektirir.
Evet, özellikle kronik veya ilerleyici akciğer sarkoidozunda akciğer dokusunda fibrozis, yani kalıcı skarlaşma gelişebilir. Ancak her sarkoidoz hastasında kalıcı akciğer hasarı oluşmaz. Hastalığın seyri ve solunum fonksiyonları düzenli kontrollerle takip edilir.
Hayır, ACE yüksekliği sarkoidoz için özgül bir bulgu değildir ve tek başına tanı koydurmaz. Benzer şekilde ACE düzeyinin normal olması da sarkoidozu kesin olarak dışlamaz. Tanı; klinik bulgular, görüntüleme, gerektiğinde biyopsi ve diğer hastalıkların dışlanmasıyla birlikte değerlendirilir.
Biyopside sarkoidozla uyumlu nonkazeifiye granülomların görülmesi tanıyı destekler ancak tek başına kesin tanı anlamına gelmez. Tüberküloz ve bazı mantar enfeksiyonları gibi başka hastalıklar da granülom oluşturabileceğinden, bu nedenlerin dışlanması gerekir.
Akciğer tutulumu bulunan bazı kişilerde sarkoidoz, solunum fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilir. Bu nedenle özellikle nefes darlığı veya egzersiz kapasitesinde azalma bulunan hastalarda solunum fonksiyon testleri takip amacıyla kullanılabilir.
Sarkoidozda granülomlar D vitamini metabolizmasını etkileyerek bağırsaklardan kalsiyum emiliminin artmasına ve bazı hastalarda kandaki veya idrardaki kalsiyum düzeylerinin yükselmesine yol açabilir. Bu nedenle doktor gerekli gördüğünde kan ve idrar kalsiyumu kontrol edilebilir.
Sarkoidoz bulunan herkesin güneşten tamamen uzak durması gerekmez. Ancak kalsiyum düzeyi yüksek olan veya hiperkalsemi riski bulunan kişilerde fazla güneşe maruz kalmak D vitamini üretimini artırabileceğinden sorun oluşturabilir. Bu nedenle güneşe maruz kalma ve D vitamini takviyesi kişinin kalsiyum düzeyleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Sarkoidoz hastalarının tamamı için süt ve süt ürünlerini tamamen yasaklayan genel bir beslenme kuralı yoktur. Ancak hiperkalsemi veya hiperkalsiüri bulunan kişilerde kalsiyum alımının doktor tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. Bu nedenle kişisel beslenme önerileri kan ve idrar kalsiyum sonuçlarına göre belirlenmelidir.
Bazı hastalarda kortizon veya başka bir ilaç tedavisine ihtiyaç duyulmadan hastalık gerileyebilir. Özellikle belirti oluşturmayan ve organ fonksiyonlarını tehdit etmeyen durumlarda doktor yalnızca düzenli takip önerebilir. Ancak organ hasarı riski veya belirgin belirtiler varsa tedavi gerekebilir.
Tedavi süresi hastalığın tutulumuna, şiddetine ve tedaviye verdiği yanıta göre değişir. Bazı kişilerde tedavi gerekmeyebilirken, ilaç kullanan hastalarda tedavi uzun süre devam edebilir ve durum düzeldikçe ilaçların dozu doktor tarafından kademeli olarak azaltılabilir. Tedavi süresi kişiye özel belirlenir.
Evet, sarkoidoz remisyon döneminden sonra yeniden aktifleşebilir. Alevlenmelerin ne zaman ortaya çıkacağını önceden kesin olarak tahmin etmek mümkün değildir. Bu nedenle belirtiler tamamen ortadan kalksa bile doktorun önerdiği takiplerin sürdürülmesi önemlidir.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Randevu ve sağlık hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için size en uygun iletişim kanalını seçebilirsiniz.