Sekonder polisitemi, kemik iliğinde primer bir hastalık bulunmaksızın, vücuttaki oksijen azlığı, hormonal uyarılar veya altta yatan başka bir kronik hastalığa ikincil reaksiyon olarak kandaki kırmızı kan hücresi (eritrosit) kütlesinin aşırı artmasıdır. Bu durum, dokuların yeterli oksijen alamaması karşısında vücudun geliştirdiği fizyolojik bir savunma yanıtı veya böbreklerden kaynaklanan kontrolsüz hormon salgısının bir sonucudur.
Hematolojik açıdan sekonder polisitemi tablosunda, alyuvar hacminin büyümesi kanın akışkanlığını (viskozitesini) azaltır. Dolaşımda artan kırmızı kan hücreleri damar yatağında sürtünme direncini yükselterek kanın koyulaşmasına yol açar. Kemik iliğindeki kök hücreler tamamen normal ve sağlıklı olmasına rağmen, vücuttan gelen aşırı uyarı sinyalleri nedeniyle aralıksız alyuvar üretimi sürdürülür.
Böbreklerde yer alan özelleşmiş peritübüler interstisyel hücreler kandaki parsiyel oksijen basıncının düştüğünü algıladığında, dolaşıma hızla Eritropoietin (EPO) hormonu salgılar. Salgılanan bu hormon kan yoluyla kemik iliğine ulaşarak eritroid öncül hücreleri uyarır, programlı hücre ölümünü (apoptoz) engeller ve alyuvar üretimini belirgin şekilde hızlandırır.
Kandaki oksijen seviyesi normale dönene kadar devam eden bu biyo-geribildirim döngüsü, kronik hipoksi varlığında sürekli açık kalır. Sürekli yüksek seyreden serum EPO seviyeleri, kemik iliğini aralıksız bir üretim baskısı altında tutarak hemoglobin ve hematokrit değerlerini patolojik seviyelere taşır.
Primer polisitemi (Polisitemia Vera), kemik iliğindeki kök hücrelerin JAK2 gen mutasyonu nedeniyle vücuttan hormon sinyali gelmeksizin otonom ve kontrolsüzce çoğaldığı bağımsız bir kemik iliği neoplazisidir. Sekonder polisitemi ise kemik iliği kök hücrelerinin tamamen sağlıklı olduğu, tablonun her zaman vücuttaki başka bir dış tetikleyiciye veya hastalığa reaktif olarak geliştiği ikincil bir durumdur.
Bu iki antite arasındaki en kritik laboratuvar ayrımı hormon düzeyidir. Primer polisitemide kandaki EPO düzeyi sıfıra yakın veya baskılanmışken, sekonder polisitemide kandaki EPO düzeyi normalin üzerinde ya da belirgin derecede yüksektir. Ayrıca primer formda sıklıkla akyuvar ve trombositler de yükselirken, sekonder formda genellikle yalnızca kırmızı kan hücreleri artış gösterir.
Sekonder polisitemi, dokuların hücresel düzeyde oksijensiz kalması (kronik hipoksi) sonucu böbreklerin reaktif olarak EPO üretmesi veya oksijensizlik olmaksızın bazı organ lezyonlarından kontrolsüz EPO salgılanması nedeniyle oluşur. Bu klinik tabloyu ortaya çıkaran faktörler fizyolojik adaptasyon mekanizmalarından organ kitlelerine kadar geniş bir yelpazeye yayılır.
Solunum ve dolaşım sisteminin dokulara yeterli oksijen ulaştıramadığı durumlarda vücut, azalan oksijen taşıma kapasitesini kandaki alyuvar sayısını artırarak telafi etmeye çalışır. Arteriyel kanda oksijen saturasyonunun sürekli düşük seyretmesi, böbreklerin hipoksiye duyarlı transkripsiyon faktörlerini (HIF) aktive ederek sürekli EPO salgılamasına yol açar.
Hipoksiye bağlı sekonder polisitemiyi tetikleyen başlıca klinik durumlar şunlardır:
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve Ağır Amfizem: Akciğer dokusundaki gaz değişim yüzeyinin harabiyeti nedeniyle kanda parsiyel oksijen basıncının sürekli düşük kalması.
Ağır Obstrüktif Uyku Apnesi Sendromu (OSAS): Gece boyunca tekrarlayan solunum durmalarının oluşturduğu derin oksijensizlik atakları.
Yoğun Tütün ve Sigara Kullanımı: Tütün dumanındaki karbonmonoksitin hemoglobine bağlanarak dokulara oksijen iletimini bloke etmesi (Smoker's eritrositozu).
Yüksek İrtifada İkamet Etme: Deniz seviyesinden yüksek coğrafyalarda düşük atmosferik oksijen basıncına karşı vücudun geliştirdiği doğal adaptasyon.
Siyanotik Doğuştan Kalp Hastalıkları: Kirli kanın temiz kan dolaşımına karıştığı kardiyak sağ-sol şantlar.
Doku oksijensizliği (hipoksi) bulunmadığı halde, bazı organ patolojileri ve dışarıdan alınan hormonal ajanlar kemik iliğini uyararak kan hücresi üretimini anormal şekilde tetikler. Bu durum "uygunsuz EPO salınımı" olarak adlandırılır ve doğrudan lezyonun veya alınan maddenin biyolojik etkisinden kaynaklanır.
Bu grupta yer alan temel etkenler şunlardır:
Böbrek Patolojileri: Böbrek kistleri, polikistik böbrek hastalığı, hidronefroz ve renal arter darlıkları lokal böbrek dokusunda sahte hipoksi hissi yaratarak aşırı EPO salgılatır.
EPO Salgılayan Tümörler: Renal hücreli karsinom (böbrek tümörü), karaciğer kanseri (hepatosellüler karsinom), beyincik hemanjiyoblastomu ve rahim miyomları doğrudan hormon üretebilir.
Ekzojen Hormon ve İlaç Kullanımı: Vücut geliştirme veya tedavi amacıyla dışarıdan alınan testosteron preparatları, anabolik steroidler ve sentetik eritropoietin enjeksiyonları kemik iliği eritropoezini doğrudan uyarır.
Lütfen size ulaşabilmek için aşağıdaki alanları doldurunuz
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.