Polisitemia vera (PV), kemik iliğinin kontrolsüz biçimde aşırı miktarda kırmızı kan hücresi (eritrosit) ve sıklıkla lökosit (akyuvar) ile trombosit üretmesiyle karakterize kronik bir miyeloproliferatif kemik iliği neoplazisidir. Tıbbi literatürde "Polisitemia Rubra Vera" olarak da tanımlanan bu tablo, dolaşımdaki hücresel elemanların artışına bağlı olarak kanın aşırı koyulaşmasına yol açar ve hayati damar tıkanıklığı (tromboz) riskini belirgin şekilde tırmandırır.
Dolaşım sisteminde artan alyuvar kütlesi, plazma ile hücreler arasındaki fizyolojik dengeyi bozar. Kan, akışkan yapısını kaybederek daha kıvamlı ve yapışkan bir forma bürünür. Bu patolojik yoğunlaşma, mikrosirkülasyon düzeyinde perfüzyon bozukluklarına zemin hazırlayarak dokuların oksijenlenmesini aksatır ve kardiyovasküler sistem üzerinde ağır bir hemodinamik yük oluşturur.
Kemik iliğindeki hematopoetik kök hücrelerin otonom ve düzensiz çoğalması, kanda eritrosit kitlesini normal fizyolojik sınırların çok üzerine taşır. Eritrosit yoğunluğunun artmasıyla gelişen hiperviskozite (kan koyulaşması), damar yatağındaki sürtünme direncini artırarak kan akış hızını kritik düzeyde yavaşlatır.
Kılcal damarlarda yavaşlayan kan akımı, doku düzeyinde hipoksiye ve damar içi endotel hasarına yol açar. Yavaşlayan akım ve yüksek hücresel yoğunluk, pıhtılaşma faktörlerinin ve trombositlerin damar çeperine tutunmasını kolaylaştırarak arteriyel ve venöz tromboz gelişimini hızlandırır.
Polisitemia vera, kemik iliğindeki kök hücrelerin primer ve klonal bozukluğundan kaynaklanan otonom bir hematolojik hastalıktır. Vücuttaki kronik doku hipoksisine (KOAH, uyku apnesi, yüksek rakım) veya aşırı hormon üretimine reaktif olarak gelişen sekonder polisitemiden tamamen ayrılır.
Sekonder polisitemide kemik iliği tamamen sağlıklı olup yalnızca artan eritropoietin (EPO) hormonuna yanıt verirken, polisitemia verada kemik iliği EPO uyarısına ihtiyaç duymadan kendi kendine aşırı kan hücresi üretir. Bu nedenle sekonder formda EPO seviyeleri yüksek saptanırken, polisitemia verada serum EPO düzeyi baskılanmış veya sıfıra yakın bulunur.
Polisitemia veranın temel nedeni, kemik iliğindeki kan yapıcı kök hücrelerin genetik yapısında sonradan meydana gelen edinsel JAK2 (Janus Kinaz 2) gen mutasyonudur. Vakaların yüzde 95'inden fazlasında saptanan bu spesifik genetik mutasyon, kan hücrelerinin çoğalma sinyalini sürekli "açık" konumda tutarak kontrolsüz hücre proliferasyonuna yol açar.
Kemik iliğinde hematopoez sürecini denetleyen kontrol mekanizmalarının devre dışı kalması, hücresel düzeyde programlı hücre ölümünü (apoptoz) engeller. Hücrelerin yaşam döngüsü uzarken, üretim hızı fizyolojik ihtiyacın katbekat üzerine çıkar.
JAK2 geninde meydana gelen V617F mutasyonu, hücre içi sinyal iletim yolunda yer alan tirozin kinaz enziminin yapısal olarak değişmesine neden olur. Bu mutasyon sonucunda sinyal yolu sürekli aktif kalır ve hücreler dışarıdan eritropoietin (EPO) hormonu desteği almasa dahi kesintisiz bölünme komutu alır.
Sinyal kaskadının aralıksız çalışması yalnızca kırmızı kan hücrelerini değil; granülositik seri (akyuvarlar) ve megakaryositik seri (trombositler) hücrelerini de uyarır. Sonuç olarak kemik iliğinde panmiyelozis (tüm kan hücre serilerinde aşırı artış) tablosu şekillenir.
Polisitemia vera, anne veya babadan çocuğa doğrudan aktarılan tek genli kalıtsal veya doğumsal bir hastalık değildir. Bireyin yaşam süreci boyunca çevresel faktörler, hücresel yaşlanma veya DNA replikasyon hataları sonucu kök hücre düzeyinde kazanılan somatik (edinsel) bir mutasyondur.
Nadir vakalarda ailevi yatkınlık veya birden fazla aile bireyinde miyeloproliferatif hastalık öyküsü bildirilmiş olsa da, hastalık klasik anlamda genetik geçişli bir sendrom olarak sınıflandırılmaz ve bulaşıcı nitelik taşımaz.
Polisitemia vera belirtileri, kanın aşırı yoğunlaşarak mikrosirkülasyonu yavaşlatması, damar içi basıncın artması ve organ perfüzyonunun bozulmasıyla ortaya çıkan geniş bir klinik yelpazeye yayılır. Hastaların büyük kısmında inatçı baş ağrısı, baş dönmesi, görme bulanıklığı, kulak çınlaması ve yüzde/gözlerde belirgin kızarıklık (pletore) ilk klinik bulgular olarak öne çıkar.
Hastaların sıcak suyla temas etmesi, ılık bir duş veya banyo yapmasının hemen ardından vücutta gözle görülür bir döküntü olmaksızın şiddetli batma, iğnelenme ve dayanılmaz bir kaşıntı hissi gelişir. Akuajenik pruritus olarak adlandırılan bu durum, bazofiller ve mast hücrelerinden kontrolsüz histamin salınımı sonucu ortaya çıkar ve polisitemia vera için patognomonik (karakteristik) bir bulgudur.
El ve ayak parmaklarında gelişen eritromelalji tablosunda ise kılcal damarlardaki mikrotrombüsler ve vasküler genişleme nedeniyle uzuv uçlarında canlı kırmızı renk değişimi, şişlik ve şiddetli yanıcı ağrı nöbetleri yaşanır; bu tablo soğuk uygulama ile kısmen rahatlar.
Kandaki hücresel yoğunluğun artması ve aşırı üretilen kan hücrelerinin dalakta filtrelenip yıkılmaya çalışılması sonucu hastaların yaklaşık yüzde 75'inde belirgin dalak büyümesi (splenomegali) gelişir. Büyüyen dalak, sol kaburga altında dolgunluk, erken doyma ve karında baskı hissine yol açar.
Koyulaşan kanın oksijen taşıma verimliliğini yitirmesi ve dolaşımın yavaşlaması nedeniyle dinlenmekle geçmeyen kronik yorgunluk, genel bitkinlik hali ve efor sırasında belirginleşen nefes darlığı eşlik eder.
Polisitemia vera tanısı, güncel Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kılavuzlarına göre tam kan sayımı, JAK2 gen mutasyon analizi, serum eritropoietin (EPO) düzeyi ölçümü ve kemik iliği biyopsisinin bir arada değerlendirilmesiyle konur. Kesin klinik tanıya ulaşabilmek için belirlenen majör ve minör tanı kriterlerinin eksiksiz şekilde karşılanması şarttır.
DSÖ tarafından belirlenen tanı sistematiğinde 3 majör ve 1 minör kriter yer alır. Tanının kesinleşmesi için ya 3 majör kriterin tamamı ya da ilk 2 majör kritere ek olarak minör kriterin varlığı aranır.
1. Majör Kriter (Yüksek Kan Değerleri): Erkeklerde hemoglobin seviyesinin 16.5 g/dL veya hematokrit oranının %49'un üzeri; kadınlarda hemoglobin seviyesinin 16.0 g/dL veya hematokrit oranının %48'in üzeri olması ya da eritrosit kütlesinin beklenen değerin %25 fazlasına ulaşması.
2. Majör Kriter (Kemik İliği Biyopsisi): Kemik iliğinde yaşa göre aşırı hücresel yoğunluk (hipersellülarite) ve eritroid, granülositik, megakaryositik serilerin eşzamanlı çoğalması (panmiyelozis).
3. Majör Kriter (Genetik Mutasyon): Kanda veya kemik iliğinde JAK2 V617F ya da JAK2 Ekzon 12 mutasyonunun moleküler testlerle pozitif saptanması.
Minör Kriter (Baskılanmış Hormon): Serum eritropoietin (EPO) düzeyinin normal referans aralığının altında (baskılanmış/düşük) bulunması.
Kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi, kök hücrelerin çoğalma paternini ve kemik iliği mimarisini doğrudan mikroskop altında inceleme olanağı sunar. Biyopsi; megakaryositlerin kümelenmesini, şekil anomalilerini ve panmiyelozis tablosunu doğrulayarak Polisitemia Vera'yı Esansiyel Trombositemi ve Primer Miyelofibrozis gibi diğer miyeloproliferatif neoplazilerden ayırt eder.
Moleküler genetik analizler ise periferik kandan alınan örnekle çalışılır. JAK2 mutasyonunun saptanması, hastalığın primer kemik iliği kökenli olduğunu kanıtlayarak sekonder kan fazlalıklarını ekarte etmede en kritik basamağı oluşturur.
Polisitemia vera hastalarında tam kan sayımı (hemogram) incelendiğinde hemoglobin, hematokrit ve eritrosit sayıları normal referans aralıklarının çok üzerinde saptanır. Buna karşılık, vücudun aşırı kan üretimini algılayarak baskılamaya çalışması sonucu böbreklerden salgılanan serum eritropoietin (EPO) hormon düzeyi neredeyse sıfıra iner.
Klinik değerlendirmede erişkin erkeklerde hemoglobinin 16.5 g/dL veya hematokritin %49 üzeri; erişkin kadınlarda ise hemoglobinin 16.0 g/dL veya hematokritin %48 üzeri çıkması polisitemia vera şüphesini başlatır. Kırmızı kan hücresi (RBC) sayısı genellikle mikrolitrede 6 milyonun çok üzerine tırmanarak kanın akışkanlığını kritik düzeyde azaltır.
JAK2 mutasyonu kemik iliğindeki tüm kan serilerini uyardığı için olguların çoğunda alyuvar artışına lökositoz (akyuvar sayısının 12.000/mcL üzerine çıkması) ve trombositoz (trombosit sayısının 450.000/mcL üzerine çıkması) eşlik eder.
Hücrelerin kendi kendine kontrolsüzce çoğaldığının en somut laboratuvar kanıtı ise baskılanmış (normalin çok altında) serum EPO düzeyidir. Sekonder polisitemilerin aksine kemik iliği hormon uyarısına ihtiyaç duymadan üretim yapar.
Polisitemia vera tanısında incelenen temel parametreler, eşik değerleri ve klinik anlamları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
Polisitemia vera, kemik iliğindeki kan yapıcı kök hücrelerin klonal ve kontrolsüz çoğalması nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından kronik bir kan kanseri türü (kronik miyeloproliferatif neoplazi) olarak kabul edilir. Ancak meme, akciğer veya mide kanseri gibi katı organ tümörlerinden tamamen farklı bir biyolojiye sahiptir; uygun hematolojik tedavi ve takip altında uzun yıllar boyunca stabil tutulabilen kronik bir seyir izler.
Polisitemia vera hastalarının küçük bir kısmında, hastalığın ileri yıllarında kemik iliğinin tükenerek bağ dokusuna dönüşmesi sonucu Post-PV Miyelofibrozis (kemik iliği sertleşmesi ve yetmezliği) tablosu gelişebilir.
Bunun yanı sıra hücrelerde zamanla biriken ek genetik mutasyonlar neticesinde hastalık seyrek olarak Akut Miyeloid Lösemi (AML) adı verilen agresif lösemi formuna dönüşüm gösterebilir. Bu transformasyon riski özellikle ileri yaşta, kontrolsüz seyreden veya genetik instabilitesi yüksek vakalarda daha belirgindir.
Düzenli hematolog kontrolü, hematokrit oranının sürekli %45'in altında tutulması ve riskli grupta hücre azaltıcı (sitoredüktif) tedavilerin disiplinle uygulanması lösemiye veya miyelofibrozise dönüşüm riskini en aza indirir. Erken tanı sayesinde kan koyulaşması ve damar hasarı kontrol altına alınarak hastaların normal bir yaşam süresi beklentisiyle hayatlarını sürdürmesi sağlanır.
Polisitemia vera tedavisinde temel amaç, kanın hematokrit oranını güvenli klinik eşik olan yüzde 45'in altına çekerek kalp krizi, inme ve pulmoner emboli gibi ölümcül damar tıkanıklığı (tromboz) risklerini önlemektir. Tedavi stratejisi; hastanın yaşına (60 yaş altı veya üstü) ve daha önce pıhtılaşma (tromboz) öyküsünün bulunup bulunmadığına göre "düşük riskli" ve "yüksek riskli" hasta grupları olarak kişiselleştirilir.
Düşük riskli gruptaki hastalarda temel yaklaşım kanın seyreltilmesi ve pıhtı önlenmesi iken, yüksek riskli grupta kemik iliğinde aşırı kan hücresi üretimini baskılayan medikal tedaviler devreye girer.
Terapötik flebotomi (kontrollü kan alma), polisitemia vera tedavisinde hematokrit düzeyini hızla hedef aralığa çekmek için uygulanan en temel ve acil yöntemdir. Başlangıç döneminde haftada bir veya iki kez, idame döneminde ise ayda bir ya da iki ayda bir hastadan 400-500 ml kan alınarak hematokrit seviyesi mutlak surette yüzde 45'in altında tutulur.
Kontrendikasyonu bulunmayan tüm hastalara, trombositlerin birbirine yapışarak damar içinde pıhtı tıkacı oluşturmasını engellemek amacıyla günlük düşük doz aspirin (75-100 mg) başlanır. Bu koruyucu adım, arteriyel tromboz ve mikrovasküler komplikasyon riskini belirgin şekilde düşürür.
Yaşı 60'ın üzerinde olan veya daha önce tromboz atağı geçirmiş yüksek riskli hastalarda, kemik iliğinde kontrolsüzce bölünen kök hücreleri frenlemek için hücre azaltıcı (sitoredüktif) ilaçlar kullanılır:
Hidroksiüre (Hydroxyurea): Kemik iliğinde DNA sentezini baskılayarak aşırı alyuvar, akyuvar ve trombosit üretimini kontrol altına alan ilk basamak oral sitoredüktif ajandır.
İnterferon-Alfa (Pegile İnterferon): Özellikle genç hastalarda ve çocuk sahibi olmak isteyen bireylerde kemik iliği kök hücrelerini biyolojik olarak baskılamak için tercih edilen enjeksiyon formundaki tedavidir.
Hedefe Yönelik JAK2 İnhibitörleri (Ruksolitinib): Hidroksiüreye dirençli, tolere edemeyen veya şiddetli dalak büyümesi ve kaşıntısı olan ileri evre vakalarda doğrudan JAK2 mutasyon sinyalini bloke eden akıllı ilaçlardır.
Allojenik Kök Hücre / Kemik İliği Nakli: Polisitemia verada standart bir ilk basamak tedavi değildir; yalnızca miyelofibrozise veya akut lösemiye dönüşmüş, genç ve uygun vericisi bulunan çok seçilmiş ileri olgularda küratif (tam iyileştirici) amaçla gündeme gelir.
Polisitemia vera hastalarının beslenmesinde en kritik nokta, vücudun sıvı dengesini mükemmel düzeyde korumak ve kemik iliğinde kan yapımını ekstra tetikleyecek demir yüklemelerinden kesinlikle kaçınmaktır. Gün boyunca tüketilen en az 2.5 ila 3 litre su, kanın damar yatağındaki akışkanlığını doğrudan destekleyerek mikrosirkülasyonu rahatlatır.
Yetersiz sıvı tüketimi kanın plazma hacmini daraltarak sahte bir kan koyulaşması yaratır ve tromboz eğilimini tırmandırır. Bu nedenle hastalar susama hissini beklemeden gün içine yayılmış bol su tüketmelidir.
Flebotomi yapılan hastalarda vücut doğal bir koruma refleksi olarak hafif demir eksikliğine girer ve bu eksiklik kemik iliğinin yeni alyuvar yapımını frenlemeye yardımcı olur. Bu sebeple hekimin açık onayı ve reçetesi olmaksızın kesinlikle demir ilacı, demir içeren multivitaminler veya yoğun demir içerikli takviyeler kullanılmamalıdır.
Damar endotelini korumak ve tansiyon kontrolünü sağlamak amacıyla Akdeniz tipi beslenme modeli benimsenmelidir:
Tuz Tüketiminin Kısıtlanması: Aşırı tuz tüketimi hipertansiyonu tetikleyerek damar çeperi hasarını ve beyin kanaması/inme riskini artırır.
Doymuş Yağ ve Şekerden Kaçınma: İşlenmiş gıdalar, kızartmalar ve rafine şeker damar elastikiyetini bozar; taze sebzeler, zeytinyağı, baklagiller ve lifli gıdalar tercih edilmelidir.
Ürik Asit Kontrolü: Hücre yıkımının artışına bağlı gelişebilecek gut ataklarını önlemek adına aşırı kırmızı et ve sakatat tüketimi sınırlandırılmalıdır.
Polisitemia vera, kemik iliğindeki hematopoetik kök hücrelerde gelişen genetik JAK2 mutasyonundan kaynaklanan primer bir kemik iliği hastalığı olduğu için hiçbir bitkisel kür, çay, karışım veya alternatif yöntemle tamamen iyileştirilemez veya tedavi edilemez. Tıbbi kontrolleri aksatarak veya modern hematolojik tedavileri terk ederek bitkisel ürünlere yönelmek, hematokrit seviyesinin kontrolsüzce fırlamasına ve ölümcül pıhtılaşma (inme, akciğer embolisi, kalp krizi) risklerinin katlanarak artmasına yol açar.
Bazı bitkisel takviyeler ve kan sulandırdığı iddia edilen otlar; kullanılan aspirin veya sitoredüktif ilaçlarla kontrolsüz etkileşime girerek mide kanamaları, iç kanamalar veya karaciğer/böbrek toksisitesi yaratabilir.
Polisitemia vera tedavisinde uygulanan klinik yöntemler ve hedeflenen amaçlar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
Polisitemia vera, tedavi edilmediği takdirde gelişen pıhtılaşma (tromboz) komplikasyonları nedeniyle hayati risk oluşturabilen; ancak düzenli hematolojik takip ve doğru tedavi protokolleri uygulandığında hastaların onlarca yıl normal bir ömür sürebildiği kronik bir kemik iliği hastalığıdır. Günümüz modern tıbbında geliştirilen sitoredüktif ilaçlar, hedefe yönelik tedaviler ve flebotomi uygulamaları sayesinde hastaların yaşam süresi beklentisi sağlıklı akranlarının yaşam süresine oldukça yaklaşmıştır.
Polisitemia verada en büyük klinik tehlike, koyulaşan kanın beyin damarlarını tıkamasıyla gelişen inme (felç), koroner arterleri tıkamasıyla oluşan kalp krizi ve akciğer damarlarını tıkayan pulmoner embolidir. Kan sayımındaki hematokrit oranının sürekli ve disiplinli bir şekilde yüzde 45'in altında tutulması, bu ölümcül trombotik atak risklerini dört kata varan oranlarda azaltır.
Trombosit fonksiyonlarının bozulduğu veya sayıca aşırı yükseldiği ileri tablolarda pıhtı riskine ek olarak burun kanaması, diş eti kanaması veya mide kanaması gibi kanama komplikasyonları da gelişebilir. Bu denge, düşük doz aspirin ve hücre azaltıcı tedavilerle hassasiyetle kontrol altında tutulur.
Hastalığın uzun vadeli seyrini ve bireyin yaşam süresi beklentisini etkileyen başlıca parametreler şunlardır:
Tanı Anındaki Yaş: Genç yaşta tanı alan ve organ fonksiyonları sağlıklı olan bireylerde yaşam beklentisi 20-30 yılın üzerine rahatlıkla ulaşmaktadır.
Tromboz Geçmişi: Daha önce pıhtı veya emboli atağı geçirmiş olan hastalar "yüksek risk" grubunda değerlendirilir ve daha sıkı medikal takip gerektirir.
Lökosit (Akyuvar) Sayısı: Kanda kontrolsüzce artan lökosit seviyeleri tromboz riskini artırır; bu değerin ilaçlarla normal sınırlarda tutulması prognozu olumlu etkiler.
Tedaviye ve Kontrollere Uyum: Hekimin önerdiği flebotomi takvimini aksatmamak, ilaçları düzenli kullanmak ve sigaradan uzak durmak komplikasyon gelişimini tamamen frenler.
Polisitemia vera tanısı alan bireylerin klinik deneyimleri ve geri bildirimleri incelendiğinde; tanı anında yaşanan kanser ve ölüm korkusunun zamanla düzenli flebotomi ve kan kontrolleriyle yerini tamamen kontrol altına alınabilen sakin bir kronik süreç yönetimine bıraktığı görülür. Hastalar günlük yaşamda en çok sıcak banyo sonrası gelişen kaşıntı nöbetleri, dalak büyümesine bağlı şişkinlik ve dönemsel yorgunluk hissinin yönetiminde destek aradıklarını belirtmektedir.
Hastaların yaşam kalitesini yüksek tutmak adına paylaştığı pratik tecrübeler ve klinik öneriler şunlardır:
Banyo Alışkanlıklarının Değişimi: Sıcak suyun tetiklediği dayanılmaz kaşıntıyı (akuajenik pruritus) önlemek amacıyla ılık veya serin suyla yıkanmak, banyo sonrası cildi ovalamadan nazikçe kurulamak ve kaşıntı önleyici tıbbi losyonlar kullanmak konforu belirgin şekilde artırır.
Düzenli Hafif Egzersiz: Günlük yürüyüşler bacaklardaki toplardamar dolaşımını hızlandırarak pıhtı oluşum riskini düşürür ve halsizlik hissini hafifletir.
Stres ve Mental Sağlık: Miyeloproliferatif bir hastalıkla yaşamanın getirdiği anksiyete, hastalığın diyabet veya hipertansiyon gibi iyi yönetildiğinde sorunsuz seyreden bir tablo olduğu bilinciyle aşılmalıdır.
Rutin kan tahlilinde hemoglobin, hematokrit veya kırmızı kan hücresi değerleri referans sınırlarının üzerinde çıkan, baş ağrısı, kızarıklık ve banyo sonrası kaşıntı şikayetleri yaşayan hastaların kesin tanı, genetik mutasyon analizi ve tedavi planı için mutlaka Hematoloji (Kan Hastalıkları) polikliniklerine başvurması gerekir.
Doğrudan Hematoloji bölümünün bulunmadığı sağlık merkezlerinde ise ilk değerlendirme, kan sayımı kontrolü ve ileri merkeze yönlendirme amacıyla Dahiliye (İç Hastalıkları) uzmanlarına başvurulmalıdır.
Lütfen size ulaşabilmek için aşağıdaki alanları doldurunuz
Polisitemia Vera; kemik iliğindeki kök hücrelerin kontrolsüz şekilde aşırı kırmızı kan hücresi (eritrosit), beyaz kan hücresi ve trombosit ürettiği kronik bir miyeloproliferatif neoplazidir. Kandaki hücresel kütle aşırı artarak kanı koyulaştırır (hipervizkozite). Dolaşım hızını yavaşlatıp doku perfüzyonunu bozar ve ölümcül pıhtılaşma (tromboz) risklerini masif oranda tetikler.
Hastalık, kalıtsal olmaktan ziyade kemik iliği kök hücrelerinde sonradan gelişen somatik JAK2 mutasyonu (özellikle V617F varyantı) nedeniyle ortaya çıkar. Bu mutasyon, hücre içi sinyal yolağını sürekli açık tutarak vücutta eritropoietin hormonu uyarısı olmasa dahi kemik iliğinin durmaksızın kontrolsüz kan hücresi üretmesine ve klonal genişlemeye yol açar.
En yaygın göstergeler; kanın aşırı koyulaşmasına bağlı gelişen şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, görme bulanıklığı, kulak çınlaması ve kronik yorgunluktur. Hastalarda yüzde ve ellerde kırmızı-mor renk değişimi (pletora), el-ayak parmaklarında ağrılı yanma hissi (eritromelalji) ve dalak büyümesine bağlı karında dolgunluk hissi tescil edilir.
Sıcak duş veya banyo sonrasında tüm vücutta iğne batması şeklinde beliren şiddetli kaşıntı (akuajenik pruritus), hastalığın en tipik klinik göstergesidir. Sıcak suyun etkisiyle kanda sayısı aşırı artmış bazofil ve mast hücrelerinden masif histamin ile sitokin salınımı gerçekleşir; bu kontrolsüz hücresel reaktivite deri altındaki duyusal sinir uçlarını uyarır.
Polisitemia Vera vakalarında kemik iliğindeki aşırı üretim nedeniyle dalak, kandaki yaşlı ve fazla kan hücrelerini filtrelemek için kapasitesinin katbekat üzerinde çalışır. Zamanla dalak dokusunda hücresel büyüme ve ekstramedüller kan üretimi başlar. Bu durum klinik muayenede belirgin bir splenomegali (dalak büyümesi) ve sol yan ağrısı oluşturur.
Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre tanı; tam kan sayımında yüksek hemoglobin/hematokrit seviyelerinin saptanmasıyla başlar. Kanda JAK2 mutasyonu (V617F veya Ekzon 12) taranır ve serum eritropoietin (EPO) hormonunun baskılanmış (düşük) olduğu gösterilir. Tanıyı kesinleştirmek ve fibrozisi ekarte etmek adına kemik iliği biyopsisi kurgulanır.
Flebotomi; hastanın damar yolundan belirli aralıklarla 400-500 ml kan alınarak vücuttan uzaklaştırılması işlemidir. Temel hedef; hematokrit seviyesini hızla erkeklerde ve kadınlarda yüzde 45'in altına düşürerek kanın akışkanlığını sağlamak ve inme, kalp krizi gibi ani damar tıkanıklığı (tromboz) risklerini saniyeler içinde önlemektir.
Tüm hastalarda damar içi pıhtılaşmayı engellemek adına düşük doz aspirin rejimleri kurgulanır. Yüksek riskli olgularda (60 yaş üstü veya tromboz geçmişi olanlar) kemik iliğindeki kontrolsüz hücre üretimini baskılayan sitoredüktif ilaçlar (Hidroksiüre) veya İnterferon-alfa başlanır. Dirençli vakalarda ise hedefe yönelik akıllı JAK2 inhibitörleri (Ruksolitinib) planlanır.
Tedavi edilmeyen veya kontrolsüz bırakılan hastalıkta kan akışı aşırı pelteleşir. Bu durum derin ven trombozu, akciğer embolisi, inme ve miyokard enfarktüsü gibi hayati damar tıkanıklıklarına yol açar. Ayrıca uzun vadede hastalık kemik iliği yetmezliğine (post-PV miyelofibroz) veya akut miyeloid lösemiye (AML) dönüşüm riski taşır.
Hastalar kan yoğunluğunu artıran susuzluktan (dehidratasyon) kaçınmalı, her gün bol su tüketmelidir. Damar yapısını tahrip eden sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Banyo ılık suyla yapılmalı, aşırı demir içeren takviyelerden uzak durulmalıdır. Düzenli hafif egzersizler venöz dolaşımı destekleyerek bacaklarda pıhtı oturmasını ve kutanöz stazı engeller.
Kan tahlillerinde kalıcı hemoglobin/hematokrit yüksekliği, sıcak duş sonrası batıcı kaşıntılar, dalak büyümesi ve pıhtılaşma eğilimi saptanan hastaların ileri genetik mutasyon, kemik iliği değerlendirmesi ve kişiselleştirilmiş tedavi süreçleri için doğrudan İç Hastalıkları (Dahiliye) polikliniklerine ve üst ihtisas dalı olan Hematoloji (Kan Hastalıkları) uzmanlarına başvurması gerekir.
A Life Sağlık Grubu, Polisitemia Vera süreçlerinde JAK2 mutasyonlarını ileri genetik panellerle saptayan laboratuvarları, kemik iliği biyopsisi değerlendirme ünitelerini, konforlu terapötik flebotomi merkezlerini ve uzman hematoloji kadrosunu multidisipliner kurullarla yönetir. Klinik başarımızı, kanıta dayalı tıp vizyonumuza ve titiz takip sürveyans doğruluğumuza borçluyuz. Sağlığınızda güvenilir çözüm ortağınızız.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Randevu ve sağlık hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için size en uygun iletişim kanalını seçebilirsiniz.