Yemek borusu kanseri, boğazımız ile midemiz arasında bir köprü görevi gören ve tıpta özofagus olarak adlandırılan kaslı tüpün iç astarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz ve anormal bir şekilde çoğalmasıyla başlayan malign (kötü huylu) bir tümör hastalığıdır. Bu kontrolsüz büyüme, zamanla yemek borusunun iç hacmini daraltarak besin geçişini engeller ve çevre dokulara yayılma eğilimi gösterir.
Gastroenteroloji ve onkoloji dünyasında yemek borusu kanseri tehlikeli midir sorusunun yanıtı, hastalığın sinsi ilerleme karakteri nedeniyle ne yazık ki "evet" olarak verilir. Yemek borusu oldukça esnek bir yapıya sahip olduğundan, tümör belirli bir büyüklüğe ulaşana kadar hasta hiçbir şey hissetmeyebilir. Bu durum teşhisin genellikle ileri evrelerde konulmasına yol açar. Hücre tipine göre yassı hücreli karsinom (epidermoid) ve adenokarsinom olmak üzere iki ana türe ayrılan bu kanser, erken evrede yakalandığında tedavi başarısı katlanarak artan, ancak ihmal edildiğinde hayati riskleri çok yüksek olan bir hastalıktır.
Yemek borusu kanseri belirtileri, tümörün yemek borusu kanalını daraltmasıyla ortaya çıkan ilerleyici yutma güçlüğü (disfaji), istemsiz ve hızlı kilo kaybı, göğüs kemiğinin arkasında hissedilen yanma ve yiyeceklerin ağza geri gelmesidir. Hastalık ilerledikçe yutkunma eylemi sadece katı gıdalarda değil, su gibi sıvı tüketiminde bile acı verici bir hal alabilir.
Klinik tablonun derinleşmesiyle birlikte özofagus kanseri belirtileri hastanın günlük beslenme düzenini tamamen felç eder. En yaygın yemek borusu kanseri belirtisi ve klinik bulguları şu şekilde sıralanır:
İlerleyici Disfaji (Yutma Güçlüğü): Başlangıçta sadece et, ekmek gibi sert yiyeceklerin boğazda takılmasıyla başlar, zamanla püre kıvamındaki gıdalar ve sıvılar bile yutulamaz hale gelir.
İstemsiz Kilo Kaybı: Yetersiz beslenme ve kanser kaşeksisi (tümörün vücut enerjisini tüketmesi) nedeniyle hastalar çok kısa sürede ciddi miktarda kilo kaybederler.
Retroperitoneal / Göğüs Ağrısı: Göğsün tam ortasında, iman tahtası arkasında kronik bir sıkışma, yanma veya yutkunma anında keskin bir batma hissi.
Regürjitasyon: Yutulan yiyeceklerin mideye inemeden, sindirilmemiş bir şekilde kendiliğinden ağza geri gelmesi ve buna bağlı gelişen kronik ağız kokusu.
Ses Kısıklığı ve Kronik Öksürük: Tümörün, ses tellerini yöneten sinirlere (nervus laryngeus recurrens) bası yapması sonucu ses kalitesinin bozulması.
Yemek borusu kanseri ilk belirtileri, boğazda sürekli bir takılma veya yabancı cisim hissi, katı gıdaları yutarken hafif bir duraksama ihtiyacı ve özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan açıklanamayan kuru öksürüktür. Bu erken evre sinyalleri genellikle hastalar tarafından basit bir boğaz enfeksiyonu, reflü veya farenjit zannedilerek uzun süre ihmal edilir.
Yemek borusunun anatomik olarak nefes borusu (trakea) ile sırt sırta durması, bu bölgedeki tümörlerin solunum sistemini de erken dönemde etkilemesine neden olur. Nefes borusu kanseri belirtileri ile benzerlik gösteren nefes darlığı, hırıltılı solunum ve geçmeyen öksürük krizleri, yemek borusundaki kitlenin öne doğru baskı yapması ya da iki organ arasında "fistül" adı verilen anormal bir delik oluşturması sonucu gelişebilir. Yutkunma esnasında gıdaların nefes borusuna kaçmasıyla tetiklenen bu ani öksürük nöbetleri, sinsi ilerleyen bir yemek borusu tümörünün en kritik erken uyarılarından biridir.
Yemek borusu kanseri, genellikle 60 yaş üzerindeki erkek bireylerde, uzun yıllar boyunca tütün ve alkol ürünleri kullanmış, kronik reflüye bağlı Barrett özofagusu hastalığı olan ve çok sıcak içecek tüketme alışkanlığı bulunan kişilerde görülür. Erkeklerde görülme oranı, kadınlara kıyasla yaklaşık 3 ila 4 kat daha fazladır.
Onkolojik risk analizlerine göre yemek borusu kanseri kimlerde görülür sorusunun altında spesifik hücresel travmalar yatar. Sürekli kaynar çay, kahve veya çorba içmek, yemek borusunun iç astarını kronik olarak yakar ve hücrelerin mutasyona uğramasına zemin hazırlar. Özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde yetersiz beslenme, tütsülenmiş gıdaların çok tüketilmesi ve obezite de bu kanser türüne davetiye çıkaran ana unsurlar arasındadır. Mide asidinin sürekli yukarı kaçmasıyla oluşan reflü zemini ise özellikle yemek borusunun mideyle birleştiği alt uçta adenokarsinom tipindeki kanserin en birincil sorumlusudur.
Yemek borusu kanseri, yemek borusunun iç astarını kaplayan hücrelerin DNA yapısında meydana gelen mutasyonlar sonucunda kontrolsüz bir şekilde bölünmeye ve birikerek tümöral bir kitle oluşturmaya başlaması nedeniyle olur. Bu genetik mutasyonların fitilini ateşleyen en temel unsur, hücrelerin yıllar boyunca kronik kimyasal, termal veya mekanik travmalara maruz kalmasıdır.
Gastroenteroloji dünyasında tek bir neden bu hastalığı doğrudan başlatmaz; ancak risk faktörlerinin bir araya gelmesi hücrelerin kendini yenileme mekanizmasını bozar. Klinik olarak kanıtlanmış başlıca yemek borusu kanseri nedenleri şunlardır:
Tütün ve Alkol Kullanımı: Sigara dumanındaki kanserojen maddeler ve alkolün dokuları tahriş edici etkisi, hücre yapısını en çok bozan yemek borusu kanseri nedenleri arasındadır.
Termal Travmalar (Çok Sıcak İçecekler): Kaynar derecedeki çay, kahve veya çorbaların sürekli tüketilmesi, yemek borusu astarında kronik yanıklar ve hücresel değişimler yaratır.
Beslenme Kusurları: Taze sebze ve meyveden fakir, tütsülenmiş, turşulanmış veya nitrit içeren gıdalardan zengin beslenme alışkanlığı.
Kostik Madde Yanıkları: Çocuklukta veya kaza sonucu çamaşır suyu, tuz ruhu gibi kimyasal maddelerin yutulmasıyla oluşan derin yemek borusu hasarları.
Reflü, tedavi edilmediği ve uzun yıllar boyunca kronik olarak devam ettiği takdirde, mide asidinin yemek borusunun alt ucundaki hücreleri mutasyona uğratarak Barrett Özofagusu adı verilen kanser öncüsü bir dokuya dönüştürmesi yoluyla yemek borusu kanseri yapabilir. Bu risk özellikle yemek borusunun alt ucu ile midenin birleştiği bölgede gelişen "adenokarsinom" tipi kanserler için en birincil tetikleyicidir.
Klinik süreci incelediğimizde mide asidi ve safra sıvısı, midenin koruyucu mukus tabakasına uygun tasarlanmıştır ancak yemek borusu bu asidik ortama karşı tamamen savunmasızdır. Sürekli yukarı sızan asit, yemek borusunun hassas yassı hücrelerini kronik olarak tahrip eder. Vücut bu tahribatla başa çıkabilmek için o bölgedeki hücreleri midenin aside dayanıklı bağırsak hücrelerine benzetmeye çalışır; tıp dilinde buna metaplazi yani Barrett Özofagusu denir. Barrett dokusu oluştuktan sonra, asit maruziyeti kesilmez ve medikal takip yapılmazsa hücreler sırasıyla hafif, ağır displazi (anormal hücre değişimi) ve nihayetinde erken evre yemek borusu kanseri aşamasına geçiş yapar. Bu yüzden kronik reflüsü olan hastaların endoskopik takibi hayati önem taşır.
Yemek borusu kanseri evreleri, tümörün yemek borusu duvarının ne kadar derinindeki katmanlara indiğine, çevredeki lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığına ve karaciğer, akciğer gibi uzak organlara metastaz (yayılım) yapıp yapmadığına göre Evre 0'dan Evre 4'e kadar sınıflandırılır. Bu evreleme, onkoloji konseyinin hastaya uygulayacağı cerrahi, kemoterapi veya radyoterapi tedavi haritasını belirleyen en kritik parametredir.
Hastalığın evresini belirlemek için TNM (Tümör boyutu/derinliği, Lenf nodu tutulumu, Metastaz) sistemi temel alınır. Erken evrelerde tümör sadece iç astarda sınırlı iken, evre ilerledikçe yemek borusunun kas tabakasını aşarak dışındaki koruyucu kılıfa ve komşu organlara doğru ilerler. Hastalığın klinik seyrini ve hücresel yayılım derinliklerini gösteren detaylı evreleme algoritması aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
Yemek borusu kanseri, ucunda ışıklı bir kamera bulunan ince ve bükülebilir bir tüple yemek borusunun içine girilmesi esasına dayanan üst gastrointestinal endoskopi (özofagoskopi) işlemi ve bu işlem sırasında şüpheli dokulardan parça alınması (biyopsi) yoluyla teşhis edilir. Biyopsi ile alınan doku örneğinin patoloji laboratuvarında mikroskobik olarak incelenmesi, kanser tanısını kesinleştiren tek ve en güvenilir yöntemdir.
Klinik ortamlarda endoskopi ile tümörün varlığı saptandıktan sonra, hastalığın evresini belirlemek ve doğru tedavi haritasını çizmek amacıyla ileri görüntüleme tekniklerine başvurulur. Yemek borusu kanseri teşhisi sürecinde kullanılan diğer önemli tanı adımları şunlardır:
Endoskopik Ultrasonografi (EUS): Endoskopi cihazının ucundaki ultrason probu sayesinde, tümörün yemek borusu duvarının ne kadar derinine indiği ve etraftaki lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı milimetrik olarak belirlenir.
Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve PET-CT: Kanserin akciğer, karaciğer gibi uzak organlara yayılıp yayılmadığını (metastaz) ve vücuttaki tümöral aktivite odaklarını taramak için çekilir.
Baryumlu Yemek Borusu Grafisi: Hastaya ilaçlı bir sıvı içirilerek yutkunma esnasında yemek borusunun mekanik yapısı ve tümör nedeniyle oluşan daralma röntgen altında izlenir.
Yemek borusu kanserine, ilk tanı ve endoskopi aşamasında Gastroenteroloji veya Genel Cerrahi bölümleri; kesin kanser tanısı konulduktan sonraki tedavi ve takip sürecinde ise Tıbbi Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi ve Göğüs Cerrahisi bölümleri bakar. Bu karmaşık hastalık, birden fazla uzman hekimin bir araya geldiği multidisipliner bir onkoloji konseyi tarafından yönetilmelidir.
Yutma güçlüğü, kilo kaybı veya geçmeyen reflü şikayetleriyle hastaneye başvuran bir kişiyi ilk olarak Gastroenteroloji uzmanı değerlendirir ve endoskopisini yapar. Biyopsi sonucunda malign (kötü huylu) hücreler görüldüğünde, hastanın tedavi protokolünü Tıbbi Onkoloji (kemoterapi ve akıllı ilaçlar) ve Radyasyon Onkolojisi (ışın tedavisi) planlar. Eğer tümör cerrahi olarak çıkarılabilecek bir evredeyse, ameliyatı bu alanda uzmanlaşmış Genel Cerrahi veya Göğüs Cerrahisi (Toraks Cerrahisi) uzmanları gerçekleştirir.
Yemek borusu kanserinde beslenme, tümörün yarattığı mekanik tıkanıklık ve yutma güçlüğü (disfaji) nedeniyle tamamen sıvı, püre kıvamında, yüksek kalorili ve protein yönünden zenginleştirilmiş özel diyet programları şeklinde olmalıdır. Hastanın kilo kaybetmesini önlemek ve bağışıklık sistemini güçlü tutmak, onkolojik tedavilerin başarısı için en az ilaçlar kadar kritiktir.
Klinik süreçte tümör yemek borusu kanalını daralttığı için katı gıdalar boğazda takılır, ağrı yapar ve akciğerlere kaçma (aspirasyon) riski taşır. Bu nedenle yemek borusu kanserinde beslenme protokolleri hastanın yutma derecesine göre aşamalı olarak şu şekilde yönetilir:
Sıvı ve Püre Diyeti: Tüm katı yiyecekler blenderdan geçirilerek tamamen pürüzsüz, süzme çorba veya muhallebi kıvamına getirilir. Az az ama sık sık (günde 6-8 öğün) beslenme tercih edilir. Yemeklerin ne çok sıcak ne de çok soğuk olması gerekir; oda sıcaklığı en idealidir.
Medikal Beslenme Destekleri: Normal gıdalarla alınamayan protein ve enerjiyi karşılamak amacıyla, doktor kontrolünde eczanelerde satılan yüksek kalorili tıbbi beslenme solüsyonları (mamalar) diyete eklenir.
Beslenme Tüpü (PEG) ve Enteral Beslenme: İleri evre vakalarda veya yutma fonksiyonu tamamen kaybolmuş hastalarda, radyasyon tedavisinin yarattığı ödem nedeniyle yemek borusu tamamen kapanabilir. Bu durumda hastanın aç kalmasını önlemek amacıyla, karın duvarından mideye doğrudan küçük bir delik açılarak bir tüp yerleştirilir (Perkütan Endoskopik Gastrostomi - PEG). Hasta, ağzını hiç kullanmadan tüm besinleri, sıvıları ve ilaçları doğrudan bu tüp vasıtasıyla mideye alır. Bu yöntem hastanın konforunu artırırken, tedavi sürecinde ihtiyaç duyduğu enerjiyi güvenle almasını sağlar.
Yemek borusu kanseri tedavisi; hastalığın evresine, tümörün yerleşim yerine ve hücre tipine bağlı olarak kemoterapi, radyoterapi (ışın tedavisi), akıllı ilaçlar (immünoterapi) ve cerrahi operasyonların kombinasyonu ile kişiye özel olarak yapılır. Erken evrelerde yakalandığında cerrahi yöntemlerle tümörlü doku tamamen temizlenebildiği için yemek borusu kanseri tedavi edilebilir mi sorusuna onkolojik olarak "evet, başarıyla tedavi edilebilir" yanıtı verilir.
Klinik vakalarda en çok merak edilen konulardan biri de yemek borusu kanseri öldürür mü sorusudur. Bu kanser türü, sinsi ilerleme karakteri nedeniyle geç evrelerde teşhis edildiğinde hayati riskleri oldukça yüksek olan agresif bir hastalıktır; ancak günümüz modern onkoloji dünyasındaki hedefe yönelik akıllı tedaviler ve erken teşhis imkanları ölüm oranlarını her geçen yıl ciddi oranda düşürmektedir. Tedavide temel amaç erken evrede hastalığı tamamen yok etmek, ileri evrelerde ise tümörün büyümesini durdurarak hastanın yutma fonksiyonunu ve yaşam kalitesini korumaktır.
Yemek borusu kanseri ameliyatı (özofajektomi), tümörün bulunduğu yemek borusu bölümünün, etrafındaki sağlıklı doku sınırı ve lenf bezleriyle birlikte cerrahi olarak çıkarılması, ardından midenin veya kalın bağırsağın yukarı çekilerek boğaz ile yeniden birleştirilmesi (yeni bir yemek borusu yapılması) işlemidir. Bu operasyon, onkolojik cerrahinin en büyük ve en teknik deneyim gerektiren ameliyatlarından biridir.
Ameliyat açık, kapalı (laparoskopik/torakoskopik) veya robotik cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Yemek borusu kanseri ameliyatı sonrası süreçte hastalar ilk birkaç gün yoğun bakım ünitesinde yakın takip altında tutulur. Ameliyat sonrası en kritik dönem, yukarı çekilen mide ile boğaz arasında yapılan yeni bağlantı yerinin (anastamoz) tamamen iyileşmesidir. Bu süreçte dikişlerden sızıntı olmaması için hasta ilk 5-7 gün ağızdan kesinlikle beslenmez, damardan veya beslenme tüpünden (jejunostomi) beslenir. Bağlantı yerinin sağlamlığı radyolojik testlerle kanıtlandıktan sonra yavaş yavaş berrak sıvılarla ağızdan beslenmeye geçilir. Hastaların tamamen normal beslenme düzenine dönmesi ve eski gücünü kazanması birkaç ayı bulabilir.
Yemek borusu kanseri yaşam süresi, tümörün teşhis edildiği andaki evresine, lenf bezi tutulumuna ve hastanın tedaviye verdiği yanıta göre değişiklik göstermekle birlikte, erken evre (Evre 1) hastalarda 5 yıllık sağkalım oranı %60 ila %80 arasındayken, uzak metastaz yapmış ileri evre (Evre 4) vakalarda bu oran %5 ila %10 seviyelerine geriler. Bu nedenle yemek borusu kanseri ne kadar yaşar sorusunun tek bir cevabı yoktur; erken teşhis yaşam süresini doğrudan belirleyen en büyük etkendir.
Uluslararası onkoloji veri tabanlarına göre yemek borusu kanseri ölüm oranı, tüm evreler birlikte değerlendirildiğinde geçmiş yıllara kıyasla modern multimodal (kombine) tedaviler sayesinde belirgin bir düşüş eğilimindedir. Hastalığın yayılım hızı, hastanın yaşı ve yandaş hastalıklarının (kalp, akciğer rahatsızlıkları gibi) varlığı da bu oranları etkiler. Erken dönemde yapılan taramalar ve reflü hastalarının endoskopik takipleri, ölüm oranlarını azaltmanın en kesin tıbbi yoludur.
Hastalığın evresine, tümörün yayılım derinliğine ve hastanın genel performans durumuna göre uygulanan güncel tedavi seçenekleri ve başarı öngörüleri aşağıdaki tabloda detaylıca karşılaştırılmıştır:
A Life Sağlık Grubu Editör Notu: Yemek borusu kanseri, tedavisi zorlu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektiren ciddi bir onkolojik süreçtir. Ancak unutulmamalıdır ki tıp dünyasındaki yeni nesil akıllı moleküller, immünoterapiler ve gelişmiş cerrahi teknikler sayesinde artık en zorlu evrelerde bile hastalarımızın yaşam süresi ve konforu belirgin şekilde artırılabilmektedir. Erken teşhis için yutma güçlüğü şikayetlerini asla ertelemeyiniz.
Lütfen size ulaşabilmek için aşağıdaki alanları doldurunuz
Yemek borusu kanseri; ağızdan mideye besin taşıyan müsküler özofagus tüpünün iç yüzeyini döşeyen epitel hücrelerinin sinsi mutasyonlarla kontrolsüz çoğalması tablosudur. Genellikle kronik tahriş zemininde patlak verir. Hücre tipine göre yemek borusunun üst-orta hattında yassı epitel hücreli (skuamöz) karsinom, mideye yakın alt hattında ise salgı bezi kökenli adenokarsinom olarak kurgulanır.
En karakteristik ilk gösterge, sinsi ilerleyen yutma güçlüğüdür (disfaji). Başlangıçta sadece et gibi sert etkenlere karşı gelişen yutma zorluğu, tümör lümeni tıkadıkça sinsi evreleri aşarak sıvı gıdalara ve suya karşı da fulminan bir hal alır. Hastalarda durdurulamayan kilo kaybı, göğüs kemiği arkasında sızlama, sinsi gıda regurgitasyonu (ağıra geri gelme) ve inatçı hıçkırık krizleri izlenir.
Barrett özofagusu; kronik reflü hastalarında mide asidinin yemek borusunun alt ucunu sinsi ve sürekli tahriş etmesi sonucu, buradaki yassı hücrelerin kendini korumak adına bağırsak benzeri hücrelere (metaplazia) dönüşmesi krizidir. Bu hücresel sapma, kontrol edilmediğinde prekanseröz (kanser öncülü) displazi evrelerini tetikler; adenokarsinom tipindeki yemek borusu kanserinin en güçlü sinsi kök nedenidir.
Tanı sürecinde altın standart, esnek kameralı cihazla kurgulanan üst gastrointestinal endoskopidir (özofagoskopi). Lümeni daraltan tümöral kitle veya sinsi striktür (daralma) odağı çıplak gözle tahlil edilerek milimetrik doku biyopsisi alınır. Kanserin derinliğini ve lenf nodu tutulumunu saptamak adına endoskopik ultrasonografi (EUS), bilgisayarlı tomografi ve PET-CT panelleri kurgulanır.
Risk faktörlerinin başında uzun yıllar sinsi tüketilen tütün mamulleri, ağır alkol bağımlılığı ve yemek borusu mukozasını fulminan yakan masif sıcak çay-çorba alışkanlıkları gelir. Ayrıca tedavi edilmeyen şiddetli gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH), sinsi obezite, beslenmede taze sebze-meyve eksikliği ve akalazya gibi özofagus motor fonksiyon felçleri hücresel hasar haritasını doğrudan uyarır.
Özofajektomi; erken ve lokalize evrelerde kurgulanan, kanserli yemek borusu segmentinin etrafındaki lenf istasyonlarıyla birlikte cerrahi olarak tamamen çıkarılması operasyonudur. Çıkarılan borunun yerine mide veya kalın bağırsaktan saniyeler içinde yeni bir beslenme tüpü kurgulanarak anatomi yeniden yapılandırılır. Minimal residüel hasar hedefleyen açık veya laparoskopik/robotik cerrahi algoritmaları başarıyla koordine edilir.
Lokal ileri evre yemek borusu tümörlerinde, cerrahi öncesinde kitleyi küçültmek ve sinsi mikro-metastazları yok etmek adına "Neoadjuvan" kemoradyoterapi protokolü kurgulanır. Ameliyat başarısını masif artırır. Ameliyat olamayacak ileri evre veya uzak organ tutulumu olan olgularda ise hastanın yaşam kalitesini korumak, disfaji tıkanıklığını dindirmek amacıyla palyatif ışın ve akıllı ilaç rejimleri planlanır.
Yemek borusu oldukça esnek ve genişleyebilen müsküler bir doku olduğundan, sinsi gelişen tümör lümenin yüzde 50'sinden fazlasını kapatana kadar hasta yutma zorluğu hissetmez. Bu nedenle hastalık genellikle sinsi evrelerini sessizce tamamlayıp ileri evrelere ulaştığında klinik belirti verir. Düzenli endoskopik sürveyans ve check-up taramaları erken teşhis başarısının tek anahtarıdır.
Ağır disfaji nedeniyle bu hastalar ağızdan beslenemez; beslenmeye çalışmak gıdaların nefes borusuna kaçmasına (aspirasyona) yol açar. Diyetisyen ve onkolog gözetiminde, tümör bölgesini aşan özel beslenme tüpleri (jejunostomi) veya damardan masif parenteral beslenme protokolleri kurgulanır. Kas erimesini (kaşeksiyi) ve hücresel bağışıklık çöküşünü engellemek adına beslenme takibi milimetrik tahlil edilir.
Özofajektomi operasyonunda midenin anatomik konumu sinsi değiştiği ve sinirsel hatları (vagus) kesildiği için, ameliyat sonrasında gıdalar sinsi ve hızla ince bağırsağa boşalabilir. Bu durum durdurulamayan çarpıntı, soğuk terleme ve ani şeker düşüşü krizlerine (Dumping sendromu) yol açar. Diyetisyen kontrolünde az porsiyonlu, sık aralıklı ve protein ağırlıklı kurgulanan post-operatif diyetlerle bu süreç başarıyla regüle edilir.
Cerrahi şansını kaybetmiş ileri evre yemek borusu kanseri hastalarında, yutma fonksiyonunu süratle geri kazandırmak ve açlığı engellemek adına endoskopik olarak kurgulanan palyatif bir işlemdir. Daralan tümör hattına saniyeler içinde özel genişleyen metalik bir kafes (özofagus stenti) yerleştirilir. Stent, sinsi baskıyı dışarı doğru iterek boruyu genişletir; hastanın sıvı gıdaları rahatça yutmasını başarıyla sağlar.
A Life Sağlık Grubu, özofagus süreçlerinde mukozal hasarları milimetrik saptayan yüksek çözünürlüklü endoskopi ünitelerini, evreleme derinliğini tescil eden ileri EUS laboratuvarlarını, disfaji tıkanıklıklarını saniyeler içinde açan akıllı stent komplekslerini ve multidisipliner tümör konseylerini uzman kadrosuyla yönetir. Klinik başarımızı, zamanla yarışan karmaşık özofajektomi ve neoadjuvan tedavi vakalarında kurguladığımız kanıta dayalı tıp vizyonumuza borçluyuz. Sağlığınızda güvenilir çözüm ortağınızız.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.