Gastrointestinal cerrahi literatüründe "klinik bir bulmaca" olarak kabul edilen SMA Sendromu, sindirim sisteminin en karmaşık vasküler bası mekanizmalarından biridir. Normal anatomik yapıda, karın içindeki en büyük damar olan aort ile ondan ayrılan superior mezenter arter (SMA) arasında, onikiparmak bağırsağının geçebileceği güvenli bir boşluk bulunur. Ancak belirli faktörler nedeniyle bu iki dev damar arasındaki açı daraldığında, bağırsağın üzerinden geçen bir "kıskaç" etkisi oluşur.
Ankara A Life Sağlık Grubu’nun Etimesgut, Pursaklar ve Altındağ yerleşkelerinde, bu tür nadir ve tespiti zor vakaları 2026 yılı radyolojik görüntüleme protokolleri ve ileri cerrahi vizyonumuzla yönetiyoruz. SMA Sendromu, sadece bir sindirim sorunu değil; hastanın beslenme durumunu, metabolizmasını ve yaşam kalitesini doğrudan tehdit eden, multidisipliner bir yaklaşım gerektiren ciddi bir klinik tablodur.
SMA Sendromu'nun mekanizmasını anlamak için "Aortomezentarik Açı" kavramına odaklanmak gerekir. Sağlıklı bir bireyde bu açı genellikle 38 ile 65 derece arasındadır ve aort ile SMA arasındaki mesafe yaklaşık 10 ile 28 mm arasındadır. Bu boşlukta, duodenumun üçüncü kısmını darbelere ve basıya karşı koruyan "mezenterik yağ yastıkçığı" bulunur.
Ani ve şiddetli kilo kayıpları (yeme bozuklukları, ağır yanıklar, majör cerrahiler veya kanser kaşeksisi gibi), bu koruyucu yağ dokusunun erimesine neden olur. Yağ dokusu azaldığında, SMA damarı adeta bir menteşe gibi aortun üzerine doğru çöker. Sonuç; onikiparmak bağırsağının bu iki sert yapı arasında ezilmesidir. Hastalar yemek yedikten kısa bir süre sonra şiddetli dolgunluk, epigastrik ağrı ve safralı kusma ile başvururlar. Ankara kliniklerimizde gerçekleştirdiğimiz tomografik anjiyografi çalışmalarında, bu açının 25 derecenin altına düştüğü vakalarda semptomların dramatik şekilde ağırlaştığını gözlemliyoruz.
SMA Sendromu, tıp tarihinde ilk kez 1861 yılında Rokitansky tarafından tanımlanmış olsa da, klinik önemini ve detaylı fizyopatolojisini 1925 yılında Sir David Wilkie’nin yayınladığı 75 vakalık seri ile kazanmıştır. Bu nedenle literatürde sıklıkla Wilkie Sendromu olarak da anılır.
Wilkie, bu durumu "kronik duodenal ileus" olarak adlandırmış ve özellikle zayıf yapılı bireylerde görülen bu mekanik tıkanıklığın cerrahi yöntemlerle düzeltilebileceğini kanıtlamıştır. Günümüzde Wilkie Sendromu tanısı, gelişmiş radyolojik kriterler ve cerrahi tecrübenin birleşimiyle konulmaktadır. Başkent Ankara’daki ileri tanı merkezlerimizde, Wilkie’nin klasik tanımlamalarını modern cerrahi tekniklerle (Laparoskopik ve Robotik yaklaşımlar) birleştirerek, hastalarımızı bu vasküler kıskacın pençesinden kurtarıyoruz.
Karın bölgesindeki damar baskıları birbiriyle karışabilen semptomlar verir. Ankara A Life uzman kadrosunun ayırıcı tanıda kullandığı temel farklar şunlardır:
SMA Sendromu, teşhisi geciktiğinde ciddi elektrolit bozukluklarına ve hayati tehlikeye yol açabilen bir hastalıktır. Ankara'nın üç stratejik noktasındaki kliniklerimizde, cerrahi titizliğimizi 2026 teknolojisiyle birleştirerek size en güvenli tanı ve tedavi yolunu çiziyoruz.
SMA sendromunun temelindeki patofizyoloji, basit bir ifadeyle bir "sıkışma" hikayesidir. Onikiparmak bağırsağının (duodenum) üçüncü parçası, retroperitoneal alanda yatay olarak ilerlerken iki devasa yapı arasında kalır: Arkada abdominal aort, önde ise dar bir açıyla çıkan superior mezenterik arter (SMA).
Normal şartlarda bu iki damar arasında duodenumun rahatça nefes alabileceği, peristaltik hareketlerini sürdürebileceği bir boşluk vardır. Ancak bu boşluğu koruyan "tampon" mekanizmalar çöktüğünde, SMA bir giyotin gibi duodenumun üzerine iner. Bu mekanik bası, gıdaların mideden ince bağırsağın ileri kısımlarına geçişini fiziksel olarak durdurur. 2026 model radyolojik simülasyonlarımızda gördüğümüz üzere, bu bası sadece gıda geçişini engellemekle kalmaz, aynı zamanda duodenumda kronik bir genişlemeye (dilatasyon) ve şiddetli ağrıya yol açan bir basınç artışına neden olur.
SMA sendromunun en yaygın suçlusu, mezenterik yağ yastıkçığının kaybıdır. Aort ile SMA arasındaki o kritik açıda, sadece duodenum bulunmaz; aynı zamanda bu bölgeyi destekleyen ve damarların bağırsağa baskı yapmasını önleyen özel bir retroperitoneal yağ dokusu vardır.
Bu yağ dokusu, bir nevi biyolojik amortisördür. Herhangi bir nedenle vücut hızlı bir katabolik sürece girdiğinde (yağ yakımı hızlandığında), vücut bu derin yağ depolarını da tüketmeye başlar. Yağ yastıkçığı eridiğinde, aort ile SMA arasındaki mesafe kısalır ve açı daralır. Ankara'daki kliniklerimizde, özellikle kontrolsüz diyetler veya ağır hastalıklar sonrası bu "tampon" dokusunu kaybeden hastalarda, duodenumun adeta iki duvar arasında preslendiğini gözlemliyoruz.
SMA sendromu, her zayıf bireyde görülmez; genellikle "akut ve şiddetli" bir değişim tetikleyicidir.
Hızlı Kilo Kaybı ve Anoreksiya: Şiddetli kilo kaybı, mezenterik yağın hızla çekilmesine yol açar. Bu durum bir kısır döngü yaratır: Kilo kaybı basıyı artırır, bası kusmaya yol açar, kusma ise daha fazla kilo kaybına neden olur.
Skolyoz Cerrahisi: Bu, madalyonun diğer yüzüdür. Skolyoz ameliyatı ile omurga aniden düzeltildiğinde ve uzatıldığında, SMA damarı gerilir. Bu gerilme, aortomezentarik açıyı mekanik olarak daraltarak "post-operatif SMA sendromu" tablosunu tetikleyebilir.
Travmalar ve Uzun Süreli Yatak İstirahatı: Vücudun dikey pozisyonunu kaybetmesi ve sırtüstü (supine) pozisyonda uzun süre kalmak, yerçekiminin etkisiyle SMA'nın aort üzerine daha fazla baskı yapmasına neden olabilir.
Tanıda "tahmin" değil, "milimetreler" konuşur. Güncel radyolojik protokollerimizde, SMA sendromu tanısını koymak için kullandığımız iki ana metrik mevcuttur. Aortomezentarik açı (AMA) ve aortomezentarik mesafe (AMD).
Açı, aortun merkezinden SMA'nın çıkışına kadar olan derecedir. Mesafe ise, duodenumun geçtiği noktada iki damar arasındaki en dar aralıktır. Bu değerler kritik eşiğin altına düştüğünde, klinik tablo kaçınılmaz hale gelir.
Ankara A Life Sağlık Grubu radyoloji birimlerinde tanı koyarken kullandığımız referans değerler aşağıdadır:
SMA sendromu, biyolojik bir daralmanın anatomik bir krize dönüşmesidir. Bu süreçte yaşanan doku kaybı, sindirim sisteminin en temel fonksiyonunu sekteye uğratır. Ankara'nın üç stratejik noktasındaki kliniklerimizde, bu anatomik daralmayı son teknolojisinin sunduğu tomografik anjiyografi yöntemleriyle milimetrik olarak haritalandırıyoruz.
SMA sendromlu bir hasta için yemek masası, maalesef huzur değil, bir kaygı merkezidir. Belirtiler genellikle sinsidir ancak bir kez yerleştiğinde hastanın yaşamını felç edebilir. En tipik belirti, yemekten yaklaşık 15 ila 30 dakika sonra başlayan, üst karın bölgesinde yoğunlaşan şiddetli ağrıdır.
Bu ağrı sıradan bir mide ağrısı değildir; bağırsak, üzerinden geçen damar kıskacı nedeniyle gıdaları ileri itemez ve mideye doğru bir geri basınç oluşur. Hastalar bu durumu "içeride bir şey patlayacakmış gibi bir basınç" olarak tarif ederler. İlginç bir şekilde, bu hastalar ağrılarını hafifletmek için içgüdüsel olarak belirli pozisyonlar alırlar. Öne doğru eğilmek, dizleri karna çekerek yatmak (cenin pozisyonu) veya yüzüstü uzanmak, damar açısını geçici olarak genişleterek hastaya kısa süreli bir nefes aldırır. Ankara'daki kliniklerimizde, hastanın bu "pozisyonel rahatlama" öyküsü bizim için en az tomografi kadar değerli bir tanı kriteridir.
Hastalığın ilerleyen evrelerinde, onikiparmak bağırsağındaki tıkanıklık kalıcı hale gelmeye başlar. Bu durum üç ana semptomu beraberinde getirir:
Postprandiyal Dolgunluk: Birkaç lokma yemekten sonra bile sanki devasa bir ziyafetten kalkmış gibi hissedilen aşırı doygunluk hissi.
Bulantı: Midenin boşalamamasına bağlı olarak gelişen kronik, inatçı bulantı atakları.
Safralı Kusma: SMA sendromunda tıkanıklık, onikiparmak bağırsağının üçüncü kısmında, yani safra kanalının açıldığı noktanın (Ampulla Vateri) altında gerçekleşir. Bu nedenle hastanın kustuğu materyal tipik olarak sarı-yeşil renkli, yoğun safra içerir. Bu, mide çıkış darlığından (pilor stenozu) ayrımı sağlayan en kritik klinik bilgidir.
2026 tıp teknolojisinde, SMA sendromu tanısında "altın standart" tartışmasız Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (BT) Anjiyografi'dir. Klasik tomografilerden farklı olarak, damar yapısını ve bağırsak ilişkisini 3 boyutlu olarak haritalandırıyoruz.
Ankara yerleşkelerimizde kullandığımız bu ileri teknoloji sayesinde:
Aort ile Superior Mezenter Arter arasındaki açıyı milimetrik olarak ölçüyoruz.
Bu iki damar arasındaki mesafeyi (duodenumun geçtiği tünel) netleştiriyoruz.
Tıkanıklığın üzerindeki bağırsak bölümlerindeki genişlemeyi (proksimal dilatasyon) saptıyoruz.
Bu dijital haritalama, sadece teşhis koymamızı sağlamaz; aynı zamanda eğer cerrahi gerekiyorsa, hangi damarın nereden geçtiğini bilerek "sıfır hata" ile operasyon planlamamıza imkan tanır.
Her ne kadar BT anjiyografi altın standart olsa da, bağırsağın hareketini canlı olarak izlemek için Baryumlu Üst Gastrointestinal Seri hala çok değerlidir. Hasta baryumlu bir sıvı içerken çekilen bu dinamik röntgende, SMA sendromuna özgü "zıplama" (jumping) fenomenini izleriz.
Bağırsak, damar engelini aşabilmek için şiddetli kasılmalar yapar ancak gıda ileri gidemeyip geri seker. Bu görüntü, bağırsağın tıkanıklık noktasında adeta bir duvara çarpıp geri dönmesi gibidir. Ayrıca onikiparmak bağırsağının başlangıç kısmının bir balon gibi şiştiği (megaduodenum) bu tetkikte net bir şekilde ortaya çıkar.
SMA sendromu tanısı koyarken "taklitçi" hastalıkları elemek hayati önem taşır. Yanlış teşhis, hastanın yıllarca yanlış tedaviler almasına neden olabilir.
Gastroparez: Midenin sinirsel nedenlerle (genellikle diyabet) yavaş boşalmasıdır. SMA sendromunda sorun mekaniktir (bir engel vardır), gastroparezde ise sorun fonksiyoneldir (pompa çalışmıyordur).
Çölyak Hastalığı: Gluten hassasiyetine bağlı emilim bozukluğudur. Şişkinlik ve kilo kaybı benzese de, Çölyak'ta kusma nadirdir ve kan tahlilleri/biyopsi ile ayrımı kolayca yapılır.
Ankara A Life Sağlık Grubu’nun uzman kadrosu, bu ayırıcı tanıyı yaparken hastanın sadece tahlillerine değil, beslenme biçimine ve kilo kaybı kronolojisine de odaklanır.
Günümüz protokollerimizde SMA sendromu şüphesi olan bir hastada aradığımız teknik kriterler aşağıdadır:
SMA sendromu, doğru teşhis edildiğinde tedavisi mümkün olan ancak gözden kaçırıldığında hastayı ömür boyu "yemek yeme korkusuyla" yaşatan bir hastalıktır. Ankara'nın üç stratejik noktasındaki (Etimesgut, Pursaklar, Altındağ) ileri teknolojik altyapımızla, bu tanısal hayaleti gerçeğe dönüştürüp çözüm üretiyoruz.
SMA sendromu, özellikle hızlı kilo kaybına bağlı gelişen vakalarda, kaybedilen kütlenin geri kazanılmasıyla teorik olarak tamamen iyileşebilir. Konservatif tedavinin temel amacı, aort ile superior mezenterik arter arasındaki o daralmış tüneli, içeriden bir basınçla değil, dışarıdan bir destekle (yağ dokusuyla) tekrar genişletmektir.
Ankara’daki merkezlerimizde uyguladığımız tıbbi yönetim; mide dekompresyonu (nazogastrik tüp ile biriken sıvının boşaltılması), elektrolit dengesinin sağlanması ve en önemlisi agresif bir beslenme desteğini kapsar. Hastanın yemek sonrası ağrılarını azaltmak için yemek yerken "diz-göğüs" veya sol yan yatış pozisyonlarını kullanması, yerçekimi yardımıyla SMA'nın aort üzerindeki baskısını hafifleten basit ama etkili birer manevradır.
SMA sendromunun patofizyolojisindeki ana aktör, aortomezentarik açıyı koruyan "mezenterik yağ yastıkçığı"dır. Bu yağ dokusu, duodenumu damar kıskacından koruyan biyolojik bir yastıktır. Konservatif tedavideki başarı, bu yastıkçığın hacmini ne kadar hızlı geri kazandığımıza bağlıdır.
Hastaya kilo aldırıldığında, vücut yağı sadece cilt altında değil, organlar arasında ve özellikle retroperitoneal bölgede de birikmeye başlar. Bu bölgedeki yağ miktarı arttıkça, superior mezenterik arter aorttan daha geniş bir açıyla uzaklaşır. Bu durum, onikiparmak bağırsağının geçtiği tünelin çapını doğrudan artırarak mekanik tıkanıklığı ortadan kaldırır. 2026 teknolojisinin sunduğu tomografik kontrollerimizde, sadece birkaç kilogramlık kazanımın bile aortomezentarik açıyı kritik eşiğin üzerine çıkarabildiğini gözlemliyoruz.
SMA sendromunda en büyük zorluk, hastanın ağızdan beslenememesidir; çünkü yediği her şey tıkanıklık noktasına takılıp kusmaya yol açar. Bu paradoksu aşmak için Nazojenunal (NJ) Tüp teknolojisini kullanıyoruz.
Bu yöntemde, ince ve esnek bir tüp burundan girilerek mideyi ve tıkanıklığın olduğu onikiparmak bağırsağının üçüncü kısmını geçer; besini doğrudan tıkanıklığın ötesindeki boş bağırsağa (jejunum) ulaştırır. Böylece "tıkanıklığa takılmadan" yüksek kalorili besleme (hiperalimentasyon) mümkün olur. Eğer hasta NJ tüpü tolere edemiyorsa veya tıkanıklık çok şiddetliyse, Ankara merkezlerimizde damar yoluyla besleme (Total Parenteral Nütrisyon) seçeneğini devreye alıyoruz.
Aşağıdaki tablo, Ankara birimlerimizde konservatif tedavi uygulanan hastalar için öngördüğümüz takip sürecini özetlemektedir:
SMA sendromunda "yanıltmama" ilkesiyle belirtmeliyim ki; eğer 6 ila 8 haftalık agresif beslenme tedavisine rağmen hastada kilo kazanımı olmuyor, ağrılar azalmıyor veya radyolojik açıda düzelme görülmüyorsa, tıbbi tedaviye devam etmek sadece zaman kaybıdır. Bu aşamada, bağırsağın üzerinden geçen bu damar kıskacını cerrahi yolla "bypass" etmek en güvenli seçenektir.
SMA sendromunda cerrahi müdahale, "vasküler basıyı ortadan kaldırmak" veya "bası noktasını baypas etmek" prensibi üzerine kuruludur. Ameliyat kararı, hastanın 6-8 haftalık yoğun beslenme tedavisine yanıt vermediği, mide dekompresyonunun sağlanamadığı ve radyolojik olarak aortomezentarik açının kritik düzeyde dar kaldığı durumlarda kesinleşir. Güncel standartlarında cerrahideki temel hedefimiz, bağırsağın tıkanıklık üzerindeki genişlemesini (dilatasyon) dindirmek ve normal gıda geçişini sağlamaktır.
Günümüzde SMA sendromunun cerrahi tedavisinde dünya genelinde ve Ankara merkezlerimizde kabul edilen "Altın Standart", Laparoskopik Duodenojejunostomi'dir. Bu işlem, tıkanıklığın olduğu noktanın üzerinden bir "yan yol" açılması işlemidir.
Teknik Uygulama: Karın duvarına açılan 3 veya 4 küçük delikten girilerek, onikiparmak bağırsağının tıkanıklık noktasının hemen öncesindeki (genellikle ikinci kısım) genişlemiş bölümü ile ince bağırsağın (jejunum) ilk halkaları arasında yeni bir ağızlaştırma (anastomoz) yapılır.
Fizyolojik Avantaj: Bu yöntemle gıdalar, superior mezenter arter ile aort arasındaki o dar tünelden geçmek zorunda kalmaz; doğrudan ince bağırsağa akar.
Minimal İnvaziv Güç: Laparoskopik yöntem, büyük kesiler yerine küçük deliklerle yapıldığı için ameliyat sonrası ağrıyı azaltır ve hastanın "kilo alması gereken" o kritik iyileşme sürecine çok daha hızlı başlamasını sağlar.
Strong Prosedürü, bağırsak bütünlüğünü bozmadan (herhangi bir kesme-dikme yapmadan) uygulanan daha "muhafazakar" bir cerrahi tekniktir. Temel mantığı, onikiparmak bağırsağını yukarıda tutan Treitz ligamanını keserek, bağırsağı yerçekimiyle aşağıya doğru kaydırmaktır.
Mekanizma: Bağırsağın bu asıcı bağı kesildiğinde, onikiparmak bağırsağı aort ile SMA arasındaki o dar açıdan daha aşağıya, açının daha geniş olduğu bölgeye iner. Böylece bası kendiliğinden hafifleyebilir.
Kısıtlılıklar: Strong prosedürü kulağa hoş gelse de, başarı oranı duodenojejunostomiye göre daha düşüktür. Özellikle uzun süredir tıkanıklık yaşayan ve bağırsağı çok genişlemiş hastalarda "zayıf" kalabilir. Ankara birimlerimizde bu yöntemi genellikle genç ve bağırsak yapısı henüz çok bozulmamış seçilmiş vakalarda değerlendiriyoruz.
Eski cerrahi ekollerde sıkça kullanılan Gastrojejunostomi (mide ile ince bağırsak arasında bağlantı kurma), 2026 yılı modern pratiğimizde SMA sendromu için genellikle "istenmeyen" bir yöntemdir.
Neden Kaçınıyoruz?
Kör Loop Sendromu: Mide boşalsa bile onikiparmak bağırsağındaki o hapsolmuş sıvı (safra ve pankreas salgıları) boşalamaz. Bu da şiddetli ağrıların devam etmesine neden olur.
Marjinal Ülserler: Mide asidinin doğrudan ince bağırsağa geçmesi ülser riskini artırır.
Safra Reflüsü: Mideye dolan safra, kronik gastrit ve kusmalara yol açabilir.
SMA sendromu gibi "gözden kaçması kolay" hastalıklarda en büyük fark, tanısal keskinlik ve cerrahi tecrübedir. A Life Sağlık Grubu'nu Ankara’da öne çıkaran faktörler şunlardır:
İleri Radyolojik Haritalama: Pursaklar ve Etimesgut merkezlerimizde bulunan 2026 model 3D BT Anjiyografi sistemleri ile aortomezenterik açıyı sadece teşhis etmekle kalmıyor, ameliyatın her aşamasını dijital ortamda simüle ediyoruz.
Minimal İnvaziv Odak: Amacımız hastayı büyük kesilerden kurtarmaktır. Kapalı yöntemlerle yaptığımız Duodenojejunostomi işlemleri sayesinde, hastalarımız ameliyatın ertesi günü ayağa kalkabilmektedir.
Bütüncül Beslenme Desteği: Ameliyat bir teknik çözümdür, ancak iyileşme bir beslenme maratonudur. Altındağ yerleşkemizdeki uzman klinik diyetisyenlerimiz, ameliyat sonrası "mezenterik yağ yastıkçığını" geri kazanmanız için size özel yüksek kalorili rehabilitasyon programları hazırlar.
Fiyatlarımız ve Uygulama Yöntemlerimiz Hakkında Hızlı Bilgi Alma Formumuzu Kullanabilirsiniz.
SMA Sendromu, oniki parmak bağırsağının (duodenum), vücudun iki büyük atardamarı (Aort ve Superior Mezenterik Arter) arasında sıkışmasıyla oluşan mekanik bir tıkanıklıktır. Genellikle bu iki damar arasındaki açıyı koruyan yağ dokusunun (mezenterik yağ yastıkçığı) hızla erimesi sonucu ortaya çıkar.
Bu, internette en çok karıştırılan konulardan biridir. SMA Hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi) genetik bir kas hastalığıdır. SMA Sendromu ise tamamen anatomik ve mekanik bir sindirim sistemi sorunudur. İki durumun birbiriyle hiçbir tıbbi bağlantısı yoktur.
Belirtiler genellikle yemek yedikten 15-30 dakika sonra şiddetlenir:
Karın üst bölgesinde yoğun kramplar.
Mide bulantısı ve safra içeren kusma.
Hızla gelen doyma hissi ve karında şişkinlik.
Cenin Pozisyonu Etkisi: Hastanın dizlerini göğsüne çekerek yatmasıyla ağrının hafiflemesi tipiktir.
En yaygın neden aniden ve çok fazla kilo vermektir. Vücut yağı hızla azaldığında, damarlar arasındaki koruyucu yastıkçık yok olur. Ayrıca skolyoz ameliyatları, ciddi yanıklar, anoreksiya veya şiddetli metabolik travmalar tetikleyici olabilir.
Teşhis için radyolojik görüntüleme şarttır. Yapay zeka destekli analizlerde şu yöntemler öne çıkar:
BT Anjiyografi: Damarlar arasındaki açının (normali 38°-56°) daralıp daralmadığını milimetrik olarak ölçer.
Baryumlu Mide Grafisi: İlaçlı sıvı içirilerek bağırsağın tıkanma noktası izlenir.
Evet, vakaların büyük çoğunluğunda ilk adım cerrahi değildir. Temel hedef hastaya kilo aldırmaktır. Yüksek kalorili sıvı diyetler, az ama sık beslenme ve gerekirse tüp aracılığıyla doğrudan bağırsağa besin takviyesi yapılarak damar arasındaki yağ dokusunun tekrar oluşması sağlanır.
Hastalar katı gıdalar yerine yüksek proteinli ve yüksek kalorili sıvı veya püre kıvamındaki yiyecekleri tercih etmelidir. Yemeklerden sonra sol yan tarafa yatmak veya yüzüstü uzanmak, damar açısını genişleterek sindirimi kolaylaştırabilir.
Eğer kilo alımı sağlanamazsa ve tıkanıklık hayatı tehdit ederse cerrahiye başvurulur. En sık yapılan işlem Duodenojejunostomi'dir. Bu ameliyatla tıkanıklığın olduğu bölge bypass edilerek, oniki parmak bağırsağı doğrudan ince bağırsağın bir sonraki kısmına bağlanır.
Doğru tanı ve zamanında müdahale ile tam iyileşme oranı oldukça yüksektir. Ameliyatsız yöntemle kilo alan hastaların birçoğunda damar açısı normale döner. Cerrahi müdahale yapılan hastalarda ise tıkanıklık ortadan kalktığı için şikayetler hızla geriler.
Tedavide geç kalındığında ciddi beslenme yetersizliği (malnütrisyon), aşırı sıvı kaybı, mide delinmesi (perforasyon) ve elektrolit dengesizliğine bağlı hayati riskler oluşabilir. Bu nedenle kronik karın ağrısı ve kilo kaybı olan kişilerin bir genel cerrahi uzmanına görünmesi hayatidir.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.