İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB); vücuttaki şüpheli kitlelerden, lenf nodlarından veya şişliklerden çok ince bir iğne yardımıyla hücre örneği alınmasını sağlayan minimal invaziv bir tanı yöntemidir. Ultrason eşliğinde yapılan bu işlem, cerrahi kesi gerektirmeden kitlelerin niteliğini belirleyen en hızlı ve güvenilir sitolojik inceleme tekniğidir.
İnce iğne aspirasyon biyopsisi, halk arasında basit bir "iğne batırma" işlemi gibi algılansa da tıbbi literatürde sitolojik düzeyde hücre toplama sanatı olarak kabul edilir. Bu yöntemin temel amacı, kitleden kaba bir parça koparmak yerine, hücrelerin mikroskobik düzeydeki mimarisini bozmadan örneklemektir. Sitoloji, doku biyopsisine (histoloji) kıyasla çok daha küçük bir alandan, çok daha spesifik hücre verileri elde edilmesine olanak tanır. Neştersiz tanı avantajı sayesinde, hastanın cerrahi bir operasyona ihtiyacı olup olmadığı, henüz ameliyat masasına yatmadan kesinleşir. Bu durum, hastayı gereksiz cerrahi müdahalelerden koruyan en güçlü "erken uyarı sistemi"dir.
İşlemin başarısı, iğne ucunda oluşturulan hassas aspirasyon mekanizması ile doğrudan ilişkilidir. Uygulama sırasında kullanılan özel enjektör aparatları sayesinde iğne içinde kontrollü bir negatif basınç yaratılır. Bu basınç farkı, doku içindeki serbest hücrelerin iğne lümenine (iç kanalına) adeta bir vakum etkisiyle çekilmesini sağlar.
Negatif basınç tekniği sayesinde:
Doku bütünlüğü sarsılmaz.
Hücreler, çevredeki kan elemanlarıyla karışmadan saf bir şekilde toplanır.
Örnekleme yapılan kitlenin iç yapısındaki sıvı veya katı bileşenler ayrıştırılabilir.
İİAB uygulamasında kullanılan iğneler, standart bir kan alma iğnesinden bile daha ince olan 22-27 gauge aralığındaki özel uçlardır. Bu milimetrik çap, doku travmasını biyolojik olarak imkansız hale getirir. İğne, doku liflerinin arasından süzülerek geçerken damar ve sinir yapılarına zarar vermez. Bu durum, işlem sonrasında kanama, morarma veya kalıcı hasar riskini literatürde "ihmal edilebilir" seviyeye (sıfıra yakın) çeker.
Geleneksel açık biyopsilerde doku onarımı için vücudun yoğun bir inflamasyon süreci başlatması gerekirken, ince iğne tekniğinde vücut bu mikroskobik girişi saniyeler içinde onarır. Sonuç olarak; dikişsiz, acısız ve doku dostu bu yöntem, modern tıbbın "en az müdahale, en çok bilgi" prensibinin en somut örneğidir.
Tiroid nodüllerinin yönetiminde en kritik kavşak noktası, nodülün iyi huylu bir büyüme mi yoksa cerrahi müdahale gerektiren bir malignite mi olduğunun saptanmasıdır. Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB), bu ayrımı cerrahi bir kesi yapmadan, hücresel düzeyde sağlayan en güvenilir tıbbi prosedürdür. Güncel endokrinoloji protokollerinde biyopsi kararı, artık sadece nodülün fiziksel boyutuna (çapına) göre değil, nodülün iç yapısındaki mikroskobik risk sinyallerine göre şekillenmektedir.
Bir nodülün sadece varlığı değil, ultrason altındaki "karakteri" cerrahi planlamanın temelini oluşturur. Kurumumuzda uygulanan TI-RADS (Thyroid Imaging Reporting and Data System) standartları çerçevesinde, nodül boyutu küçük olsa dahi şu özelliklerin varlığı tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılmasını zorunlu kılar:
Mikrokalsifikasyonlar: Nodül içinde saptanan toplu iğne başı büyüklüğündeki parlak kalsiyum odakları, hücrelerin hızlı bölünme evrelerindeki mikroskobik işaretleridir ve malignite olasılığını ciddi oranda artırır.
Belirgin Hipoekoik Yapı: Nodülün iç dokusunun, sağlıklı tiroid dokusuna göre çok daha koyu (düşük eko) görünmesi, o bölgedeki hücresel yoğunluğun patolojik düzeyde olabileceğini gösterir.
Düzensiz ve Spiküle Sınırlar: Nodül sınırlarının net bir hat çizmek yerine, çevre dokuya doğru girintili çıkıntılı bir yapı sergilemesi, lezyonun çevreye sızma potansiyelini işaret eder.
"Taller-than-wide" (Yükseklik > Genişlik) Formu: Genellikle iyi huylu nodüller yatay düzlemde büyürken, riskli nodüller doku katmanlarını dikine keserek dikey eksende büyüme eğilimi gösterirler.
Biyopsi ile toplanan hücrelerin patolojik incelemesi sonucunda elde edilen veriler, dünya genelinde kabul görmüş Bethesda Sistemi ile kategorize edilir. Bu sistem, hastaya sadece bir "sonuç" değil, aynı zamanda bilimsel bir "yol haritası" sunar:
Bethesda I (Yetersiz Örnek): Değerlendirme için hücre sayısının az olduğunu gösterir; işlemin uzman bir radyolog eşliğinde tekrarlanması gerekebilir.
Bethesda II (Selim): Kanser riskinin %3'ün altında olduğunu ifade eder. Bu gruptaki hastalar için genellikle yıllık ultrason takibi yeterlidir.
Bethesda III & IV (Gri Alan): Hücrelerde bazı atipik değişimler saptanmıştır. Bu aşamada nodülün ultrason karakteri ve hastanın klinik öyküsü birleştirilerek moleküler testlere veya cerrahiye karar verilir.
Bethesda V & VI (Kanser Şüphesi ve Kanser): Malignite olasılığının %60 ile %99 arasında olduğu, cerrahi planlamanın öncelikli olduğu kategorilerdir.
Sadece boyut ölçümlerine hapsolmayan bu modern yaklaşım sayesinde, hastalarımızı hem gereksiz biyopsi endişesinden koruyor hem de gerçek risk taşıyan lezyonları milimetrik boyutlardayken bile tespit edebiliyoruz. Tanı sürecimizin merkezinde, boyutların ötesine geçen hücresel potansiyelin analizi yer almaktadır.
İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB), vücudun özellikle baş, boyun ve koltuk altı gibi stratejik noktalarında yer alan lenf nodları ve tükürük bezlerindeki kitlelerin teşhisinde "nihai karar verici" bir güç olarak kabul edilir. Bu bölgelerin karmaşık anatomik yapısı, cerrahi müdahale öncesinde hatasız bir biyolojik kimliklendirme yapılmasını zorunlu kılar. İİAB, sunduğu sitolojik verilerle gereksiz majör cerrahilerin önüne geçen en güçlü tıbbi bariyerdir.
Boyun ve koltuk altı (aksilla) bölgelerinde saptanan lenfadenopatiler (lenf nodu büyümeleri), klinik muayenede en sık karşılaşılan ancak teşhis aşamasında en çok titizlik gerektiren durumlardır. Lenf nodu ince iğne aspirasyon biyopsisi, bu şişliklerin vücudun geçirdiği basit bir enfeksiyona verdiği masum bir cevap (reaktif) mı yoksa başka bir organdaki kanserin yayılımı mı (metastaz) olduğunu saptayan en güvenilir minimal invaziv tekniktir.
Birçok vakada lenf nodları, diş enfeksiyonlarından üst solunum yolu rahatsızlıklarına kadar pek çok nedene bağlı olarak geçici bir savunma yanıtı verebilir. Fiziksel muayene ve görüntüleme yöntemleri bazen reaktif bir büyüme ile sessiz ilerleyen bir metastazı ayırt etmekte yetersiz kalabilir. Bu belirsizlik durumunda İİAB’nin ayrıştırıcı gücü devreye girer:
Reaktif Hiperplazi: İİAB sırasında alınan örneklerde, lenf nodunun kendi doğal hücre popülasyonu olan lenfositlerin farklı evrelerdeki sağlıklı dağılımı gözlenir. Bu "benign" (iyi huylu) tanı, hastayı kanser şüphesinden kurtaran ve gereksiz cerrahiyi durduran en rahatlatıcı sonuçtur.
Metastatik İnvazyon: Özellikle meme kanseri, akciğer kanseri veya baş-boyun bölgesi tümörlerinde, kanser hücreleri lenf yolları aracılığıyla bu düğümlere sızabilir. Biyopsi sayesinde, lenf dokusu içinde bulunmaması gereken yabancı epitel hücrelerinin tespiti, primer kanser odağının belirlenmesini ve evreleme yapılmasını sağlar.
Bir lenf nodunun sadece boyutu değil, ultrason altındaki "hilus" yapısının kaybolması veya yuvarlaklaşması gibi mikroskobik değişiklikler, İİAB kararını tetikleyen temel tıbbi gerekçelerdir.
Kulak önü (parotis) ve çene altı (submandibuler) tükürük bezlerinde gelişen kitleler, cerrahi planlama öncesinde mutlaka hücresel düzeyde analiz edilmelidir. Bu bezlerin anatomik komşulukları, özellikle parotis bezinin içinden geçen ve yüz mimiklerini kontrol eden fasiyal sinir (yüz siniri) nedeniyle, operasyon öncesi tanı büyük bir önem arz eder.
Tükürük bezi tümörlerinin yaklaşık %80'i iyi huylu (Pleomorfik Adenom veya Warthin tümörü gibi) olsa da, geri kalan %20'lik kötü huylu (malign) dilim, uygulanacak cerrahinin stratejisini tamamen değiştirir:
Parotis Bezi Uygulamaları: Kitlenin iyi huylu olduğunun İİAB ile saptanması, cerraha fasiyal siniri koruma odaklı, daha sınırlı bir cerrahi yapma konforu sağlar. Malignite saptanması durumunda ise daha geniş bir doku çıkarılması (radikal parotidektomi) planlanarak hastanın sağlığı güvence altına alınır.
Submandibuler Bez Uygulamaları: Çene altındaki şişliklerin bir tükürük bezi taşından mı, kronik iltihaptan mı yoksa gerçek bir tümörden mi kaynaklandığı İİAB ile kesinleşir. Bu sayede iltihabi durumlar için gereksiz cerrahilerin önüne geçilir.
Radyolojik görüntüleme yöntemleri kitlenin sınırlarını gösterse de, hücrelerin biyolojik "kimlik kartını" sadece ince iğne aspirasyon biyopsisi çıkarabilir. Vakum etkisiyle elde edilen hücre örnekleri, doku bütünlüğünü bozmadan tanıya gidilmesini sağlayan en hızlı ve güvenilir teşhis yöntemidir.
İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB), teknik olarak bir ameliyattan ziyade, ileri teknoloji eşliğinde gerçekleştirilen milimetrik bir hücre örnekleme işlemidir. Hastalar tarafından en çok merak edilen "İnce iğne aspirasyon biyopsisi nasıl yapılır?" sorusunun yanıtı, doku dostu bir yaklaşımla, sadece birkaç dakika süren ve hastanede yatış gerektirmeyen konforlu bir süreci kapsar. İşlem, cerrahi titizlikle yürütülen beş ana aşamadan oluşur:
İşlem öncesinde hasta, biyopsi yapılacak bölgeye (tiroid, boyun veya koltuk altı) en uygun erişimi sağlayacak şekilde, genellikle boyun bölgesi hafifçe geriye yaslanmış (hiperekstansiyon) bir pozisyonda yatırılır. Enfeksiyon riskini tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, biyopsi alanı antiseptik solüsyonlarla titizlikle temizlenir. Bu aşamada hasta konforu ön plandadır; işlem alanı steril örtülerle sınırlandırılarak tamamen hijyenik bir ortam oluşturulur.
İşlemin en kritik ve güvenli kısmını yüksek çözünürlüklü ultrason teknolojisi oluşturur. Hekim, yüksek frekanslı ultrason probunu cildin üzerine yerleştirerek lezyonun tam konumunu, derinliğini ve çevresindeki hassas damar yapılarını ekranda netleştirir. Real-time guidance (gerçek zamanlı kılavuzluk) sayesinde, iğnenin girdiği noktadan hedefe ulaştığı ana kadar her milimetrelik hareket ekrandan canlı olarak takip edilir. Bu yöntem, iğne ucunun hedeflenen dokudan sapma ihtimalini ortadan kaldırarak maksimum güven sağlar.
Hastaların en büyük çekincesi olan ağrı hissi, kullanılan iğnelerin inceliği ile minimize edilmiştir. İİAB uygulamasında genellikle 22G ile 27G (gauge) arasında değişen, standart bir kan alma iğnesinden bile çok daha ince uçlu özel enjektörler kullanılır. İğne ucu o kadar hassastır ki, çoğu vakada lokal anesteziye dahi ihtiyaç duyulmaz. Bu milimetrik çap, iğnenin doku lifleri arasından travma yaratmadan süzülmesine olanak tanır.
Hekim, ultrason ekranında iğnenin ucunu görerek nodülün en karakteristik hücrelerini barındıran katı bölgesine giriş yapar. İğne kitle içindeyken, kontrollü bir negatif basınç (vakum) oluşturulur. İğne ucu, nodül içinde farklı açılarla milimetrik ve nazik hareketlerle (fanning tekniği) yönlendirilerek, kitleyi en iyi temsil eden hücresel döküntülerin iğne lümenine dolması sağlanır. Bu süreçte hasta sadece hafif bir dokunma veya baskı hissi duyar.
Hücre örnekleri toplandıktan sonra iğne nazikçe geri çekilir. Giriş yapılan milimetrik alana birkaç dakika boyunca hafif bir baskı uygulanarak bölge steril bir bantla kapatılır. Dikiş gerektiren bir kesi söz konusu değildir. Toplamda 10-15 dakika süren bu sürecin ardından hasta hemen ayağa kalkabilir, sosyal hayatına dönebilir ve günlük aktivitelerine (yemek yeme, konuşma vb.) hiçbir kısıtlama olmadan devam edebilir.
Biyopsi yönteminin seçimi, tanısal doğruluk ile hasta güvenliği arasındaki hassas dengenin kurulmasını gerektirir. Girişimsel radyoloji ve onkolojik cerrahide sıklıkla karşılaştırılan iki yöntem olan İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi (İİAB) ve Tru-cut (kalın iğne) biyopsisi, doku örnekleme biçimleri ve risk profilleri açısından birbirlerinden keskin çizgilerle ayrılır. Özellikle tiroid, tükürük bezleri ve yüzeysel lenf nodları gibi hassas bölgelerde İİAB, minimal travma ile maksimum bilgi sunma prensibiyle öne çıkar.
Aşağıdaki tablo, her iki yöntemin klinik parametreler üzerindeki etkilerini bilimsel veriler ışığında özetlemektedir:
| Özellik | İİAB (İnce İğne) | Tru-cut (Kalın İğne) |
|---|---|---|
| Örnekleme | Hücre Bazlı (Sitoloji) | Doku Bazlı (Histoloji) |
| Anestezi | Gerekmez / Yüzeysel | Lokal Anestezi Şart |
| Kanama Riski | Çok Düşük | Vasküler Hasar Riski |
| İyileşme | Dakikalar İçinde | Birkaç Saat Gözlem |
İnce iğne aspirasyon biyopsisinin özellikle baş-boyun ve yüzeyel yumuşak doku kitlelerinde tercih edilmesinin arkasında yatan tıbbi üstünlükler şunlardır:
Sıfıra Yakın Kanama ve Hematom Riski: İİAB sırasında kullanılan iğnelerin milimetrik çapı, damar duvarlarına zarar verme potansiyelini neredeyse tamamen ortadan kaldırır. Tru-cut biyopsisinde kullanılan kesici mekanizma (tabanca düzeneği) dokudan parça koparırken damar bütünlüğünü bozabilir. Bilimsel çalışmalar, İİAB sonrası klinik olarak anlamlı kanama oranlarının Tru-cut yöntemine göre çok daha düşük olduğunu kanıtlamıştır.
Sinir Hasarına Karşı Koruyucu Yaklaşım: Özellikle parotis (tükürük bezi) gibi içinden fasiyal sinirin geçtiği bölgelerde, kalın iğne kullanımı riskli bir cerrahi manevradır. İİAB iğnesi, sinir lifleri arasından kesme işlemi yapmadan süzülerek geçer. Bu "sinir koruyucu" doğa, geçici veya kalıcı felç riskini elimine eden en güvenli yoldur.
Anestezi Yükünün Olmaması: Lokal anestezi ilaçlarının bazı hastalarda alerjik reaksiyonlara veya uygulama bölgesinde ödeme yol açma riski vardır. İİAB, uyuşturma gerektirmeyecek kadar az acı verdiği için hastayı ek ilaç yükünden ve anesteziye bağlı gelişebilecek doku şişliklerinden korur.
Hücresel Hassasiyet (Sitolojik Başarı): Tiroid nodülleri ve lenf nodu metastazlarında, kanser hücrelerinin tespiti için devasa doku parçalarına ihtiyaç yoktur. İİAB ile elde edilen hücrelerin morfolojik incelemesi, Bethesda ve benzeri uluslararası sistemlerle %95'in üzerinde doğruluk payı sunar. Kalın iğne biyopsisinin "doku bütünlüğü" avantajı, baş-boyun bölgesindeki birçok kitle için gereksiz bir travma yükü olarak değerlendirilir.
Özetle; İnce iğne aspirasyon biyopsisi, doku mimarisini bozmadan "negatif basınç" ile hücresel kimlik tespiti yaparak, hastayı kalın iğne biyopsisinin taşıdığı cerrahi risklerden ve iyileşme sürelerinden kurtaran en rasyonel tıbbi tercihtir.
A Life Sağlık Grubu ile sağlık yolculuğunuzda belirsizliklere yer yok. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) süreçlerimizi, sadece bir tıbbi işlem olarak değil, hastalarımızın tedavi sürecindeki en kritik "doğru bilgiye ulaşma" köprüsü olarak yönetiyoruz. Modern tıbbın tüm imkanlarını, cerrahi tecrübemiz ve teknolojik altyapımızla birleştirerek size en güvenli tanı ortamını sunuyoruz.
Neden A Life Sağlık Grubu’nu Tercih Etmelisiniz?
İnce iğne biyopsisi gibi hassasiyet gerektiren işlemlerde bizi rakiplerimizden ayıran temel önceliklerimiz şunlardır:
Uzman Radyolog ve Cerrah Uyumu: Biyopsi işlemlerimiz, görüntüleme teknolojilerine hakim radyologlarımız ve klinik süreci yöneten uzman cerrahlarımızın multidisipliner iş birliğiyle gerçekleştirilir. Bu sayede hata payı minimuma indirilir.
İleri Teknoloji Ultrason Rehberliği: Kliniğimizde kullanılan yüksek çözünürlüklü ultrason cihazları, milimetrik nodülleri bile en net haliyle ekrana taşır. İğne ucu, damar ve sinir yapılarından milimetrik hassasiyetle uzak tutularak hedefe ulaştırılır.
Ağrısız ve Kesisiz Yaklaşım: Minimal invaziv felsefemiz gereği, dikiş veya neşter gerektirmeyen yöntemleri önceliyoruz. Kullandığımız özel tasarım iğneler sayesinde işlem sonrası iyileşme süreci dakikalarla ölçülür.
Hızlı ve Kesin Patolojik Sonuçlar: Alınan hücre örnekleri, alanında uzman patologlarımız tarafından uluslararası Bethesda kriterlerine göre titizlikle incelenir. Amacımız, sizi bekletmeden en doğru tedavi haritasını çıkarmaktır.
Sağlığınızda Zaman Kaybına Yer Vermiyoruz
Biyopsi süreci sadece bir örnek alma işlemi değildir; hastanın psikolojik olarak rahatlatılması ve belirsizliğin hızla giderilmesidir. A Life Sağlık Grubu’nda işlem randevusundan sonuç aşamasına kadar her adım, hasta koordinatörlerimiz tarafından şeffaf bir şekilde yönetilir.
Aynı gün içinde işlem tamamlanır.
Aynı gün içinde sosyal ve iş hayatınıza dönebilirsiniz.
Kısa sürede kesin sonuç ile tedavi planınız netleşir.
Bu içerik, A Life Sağlık Grubu Genel Cerrahi birimi uzmanları tarafından tıbbi literatür ve güncel cerrahi protokoller ışığında incelenmiş ve onaylanmıştır.
Son Güncelleme: 7 Şubat 2026 15:41
Yayınlanma Tarihi: 3 Aralık 2024 00:32
Fiyatlarımız ve Uygulama Yöntemlerimiz Hakkında Hızlı Bilgi Alma Formumuzu Kullanabilirsiniz.
İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB), vücuttaki şüpheli kitlelerden veya nodüllerden hücre örneği almak için kullanılan minimal invaziv bir teşhis yöntemidir. Kan alma iğnesinden daha ince iğnelerle yapılan bu işlem, alınan hücrelerin patolojik olarak incelenmesini sağlar. Ameliyatsız bir yöntem olması sebebiyle tümör veya iltihap ayırıcı tanısında altın standart kabul edilir.
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi, tiroid bezinde saptanan nodüllerin iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu belirlemek için uygulanan hızlı bir prosedürdür. Genellikle ultrason eşliğinde yapılarak nodülün tam içinden örnek alınması hedeflenir. Tiroid kanserinin erken teşhisinde ve gereksiz ameliyatların önlenmesinde en kritik diagnostik araçlardan biridir.
İnce iğne aspirasyon biyopsisi, hasta sırtüstü yatarken ultrason rehberliğinde gerçekleştirilir. Radyoloji uzmanı, iğnenin ucunu ekranda izleyerek doğrudan hedeflenen kitlenin içine girer. Negatif basınç yardımıyla hücreler enjektöre çekilir. İşlem genellikle 5-10 dakika sürer, dikiş gerektirmez ve hasta müdahalenin ardından hemen günlük yaşantısına dönebilir.
İnce iğne aspirasyon biyopsisi fiyatı, işlemin yapılacağı organa (tiroid, meme, lenf nodu), nodül sayısına ve kullanılan ultrason teknolojisine göre belirlenir. Ayrıca patolojik incelemenin kapsamı da maliyeti etkiler. Güncel fiyat bilgisi ve randevu için sağlık merkezimizle iletişime geçerek uzman hekim muayenesi sonrasında detaylı planlama yapabilirsiniz.
İnce iğne aspirasyon biyopsisi sonuçları, alınan hücrelerin patoloji laboratuvarında hazırlık ve boyanma süreçlerine bağlı olarak genellikle 2 ile 5 iş günü içinde hazır olur. Patoloğun değerlendirmesi sonucunda nodülün "iyi huylu", "şüpheli" veya "kötü huylu" olduğu raporlanır. Bu rapor, hastanın tedavi sürecinin nasıl ilerleyeceğine dair ana yol haritasını oluşturur.
Lenf nodu ince iğne aspirasyon biyopsisi, boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde büyümüş lenf bezlerinin nedenini anlamak için yapılır. Enfeksiyona bağlı büyüme ile lenfoma veya başka bir organdan sıçrayan kanser hücrelerinin (metastaz) ayrımını yapmak amacıyla uygulanır. Teşhis netleştirilerek hastanın onkolojik veya enfeksiyon odaklı tedavisi hızla planlanır.
Memede ince iğne aspirasyon biyopsisi, memedeki kistik veya katı kitlelerin karakterini belirlemek için ultrason altında yapılır. İnce iğne ile kitlenin içine girilerek sıvı veya doku örneği aspire edilir. Eğer kitle bir kist ise, işlem sırasında sıvının boşaltılması hem tanı hem de tedavi (ağrının azalması) sağlar; katı kitlelerde ise hücre analizi yapılır.
Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi endikasyonları, 1 cm'den büyük nodüller veya ultrasonda şüpheli mikrokalsifikasyon, düzensiz sınır gibi kriterler taşıyan küçük nodülleri kapsar. Ayrıca hızlı büyüyen nodüller, boyunda lenf bezi büyümesi eşlik eden durumlar ve ailede tiroid kanseri öyküsü bulunması, biyopsi yapılmasını gerektiren temel tıbbi nedenler arasındadır.
Transtorasik ince iğne aspirasyon biyopsisi, göğüs duvarından geçilerek akciğerdeki nodül veya kitlelerden örnek alınması işlemidir. Genellikle bilgisayarlı tomografi (BT) eşliğinde, cerrahın hedefe tam ulaşmasını sağlamak için yapılır. Akciğer kanseri teşhisinde veya akciğerdeki enfeksiyonların tipini belirlemede, kapalı ameliyat öncesi tercih edilen çok önemli bir girişimsel radyoloji yöntemidir.
İşlem sırasında kullanılan iğneler çok ince olduğu için genellikle ciddi bir ağrı hissedilmez; hissedilen acı normal bir kan tahlili enjeksiyonu kadardır. Ancak hassas hastalarda veya derin yerleşimli kitlelerde giriş bölgesine lokal anestezi uygulanarak hasta konforu artırılır. İşlem sonrası iğne yerinde hafif bir hassasiyet oluşabilir ama bu durum kısa sürede kendiliğinden geçer.
Hayır, ince iğne aspirasyon biyopsisi yaptırmak kanserin yayılmasına (ekilmesine) neden olmaz. Bu, halk arasında yaygın olan ancak tıbbi gerçeği yansıtmayan bir endişedir. İğneler o kadar incedir ki, hücrelerin geçtiği yola dökülme riski yok denecek kadar azdır. Aksine, biyopsiden kaçınmak tanının gecikmesine ve hastalığın ilerlemesine neden olabileceği için risklidir.
İşlem öncesinde genellikle açlık gerekmez; ancak hasta kan sulandırıcı ilaçlar kullanıyorsa bunu mutlaka doktoruna bildirmelidir. Kanama riskini azaltmak için bu ilaçların birkaç gün önceden kesilmesi veya düzenlenmesi istenebilir. Boyun bölgesine uygulanacaksa, işlem sırasında rahat çalışılması için kolye gibi takıların çıkarılması ve boğazlı kıyafetler giyilmemesi önerilir.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.