Günümüzde modern çağın en büyük sağlık krizlerinden biri olarak kabul edilen obezite, estetik bir kaygı olmanın çok ötesinde, tedavi edilmesi zorunlu olan kronik ve karmaşık bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından "küresel bir epidemi" olarak nitelendirilmektedir. Yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve genetik faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkan bu tablo, vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanır.
Geleneksel bakış açısı obeziteyi sadece "çok yemek yemek" ile ilişkilendirse de, tıbbi literatürde durum çok daha derinliklidir. Metabolik sendrom, insülin direnci ve hormonal dengesizlikler, bu sürecin hem nedeni hem de sonucudur.
Obezite; vücuda alınan enerjinin (kalori), harcanan enerjiden fazla olması sonucunda vücut yağ dokusunun, sağlığı tehdit edecek seviyede (%30 ve üzeri) artması durumudur. Basit bir kilo fazlalığı değil; diyabet, kalp hastalıkları ve kanser gibi ciddi komplikasyonlara zemin hazırlayan, multidisipliner tedavi gerektiren kronik bir metabolizma hastalığıdır.
Obezite, yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren önlenebilir bir ölüm nedenidir. Erken teşhis ve doğru tedavi planlaması ile bu riskleri tersine çevirmek mümkündür.
Obezitenin tanısında ve sınıflandırılmasında dünya genelinde kabul gören en temel parametre Vücut Kitle İndeksi (VKİ) veya İngilizce adıyla BMI (Body Mass Index)'dır. Ancak günümüzde sadece VKİ değil, bel çevresi ölçümü ve vücut yağ oranı analizleri de tanı koymada kritik rol oynar.
Vücut Kitle İndeksi, bireyin kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilir.
VKİ = Ağırlık (Kg) / Boy (m)
Örneğin; 1.70 m boyunda ve 100 kg ağırlığındaki bir birey için hesaplama şöyledir: 1.70 x 1.70 = 2.89 100 / 2.89 = 34.6 (Bu sonuç, kişinin 1. Derece Obez olduğunu gösterir.)
Aşağıdaki tablo, kilonuzun sağlık açısından hangi risk grubunda olduğunu göstermektedir:
| VKİ Değeri (kg/m2) | Sınıflandırma | Sağlık Riski ve Klinik Not |
|---|---|---|
| 18.5 ve altı | Zayıf | Bağışıklık sistemi zayıflığı ve osteoporoz riski. Enerji depoları düşüktür. |
| 18.5 - 24.9 | Normal (Sağlıklı) | İdeal ağırlık aralığı. Kardiyovasküler risklerin en düşük olduğu seviyedir. |
| 25.0 - 29.9 | Fazla Kilolu | Diyabet başlangıcı ve eklem sorunları açısından "Sarı Alarm" seviyesidir. |
| 30.0 - 34.9 | 1. Derece Obez | İnsülin direnci ve uyku apnesi gibi metabolik sorunlar sık görülür. |
| 35.0 - 39.9 | 2. Derece Obez | Kronik hastalıkların (Kalp, Karaciğer yağlanması) görülme ihtimali çok yüksektir. |
| 40.0 ve üzeri | 3. Derece Obez | Hayati Risk: Morbid obezite sınıfı olup sistemik organ hasarı riski taşır. |
Tabloda görüldüğü üzere VKİ değeri 40 ve üzerinde olan bireyler morbid obez olarak tanımlanır. Latince "morbus" (hastalık) kelimesinden türetilen bu terim, obezitenin artık ölümcül hastalıkları beraberinde getirdiğini ifade eder. Bu gruptaki hastalar için genellikle diyet ve egzersiz tek başına yeterli olmaz; bariatrik cerrahi yöntemleri gündeme gelir.
Vücut kitle indeksiniz 35'in üzerinde mi? Ücretsiz ön görüşme ve detaylı vücut analizi için hemen uzmanlarımızla iletişime geçin.
Toplumda ne yazık ki hala "iradesizlik" veya "boğazını tutamamak" olarak yaftalanan obezite, aslında arka planında genetik, nörolojik, çevresel ve biyolojik faktörlerin yattığı son derece karmaşık bir süreçtir. A Life Sağlık Grubu olarak vurgulamak isteriz ki; obezite bir karakter zafiyeti değil, tedavi edilmesi gereken metabolik bir hastalıktır.
Bilimsel araştırmalar, kilo alımının sadece "Kalori Alımı - Kalori Harcaması" denkleminden ibaret olmadığını, vücudun termostat ayarlarının (Set-Point Teorisi) bozulduğunu göstermektedir. İşte obezitenin perde arkasındaki gerçek suçlular:
Yapılan ikiz çalışmaları, vücut kitle indeksindeki değişimlerin %40 ila %70 oranında genetik faktörlere bağlı olduğunu kanıtlamıştır.
FTO Geni (Şişmanlık Geni): Bilim dünyasında "yağ kütlesi ve obezite ile ilişkili gen" olarak bilinen FTO, beyindeki iştah merkezini etkileyerek kişiyi yüksek kalorili gıdalara yönlendirir. Bu gen varyasyonuna sahip bireyler, tokluk sinyallerini daha geç hissederler.
Tasarruflu Gen Hipotezi: İnsanlık tarihi kıtlıklarla doludur. Atalarımızdan bize miras kalan genler, hayatta kalabilmek için bulduğu her enerjiyi yağa çevirip depolamaya programlıdır. Ancak modern dünyadaki "bolluk" ortamında bu koruyucu mekanizma, obeziteye dönüşmektedir.
Epigenetik (Anne Karnındaki Süreç): Annenin hamilelik dönemindeki beslenmesi, bebeğin gelecekteki metabolizmasını programlar. Gebelikte aşırı kilo alımı veya gestasyonel diyabet, bebeğin ileride obez olma riskini artırır.
Kilo kontrolü, irade gücüyle değil, beyindeki hipotalamus bölgesi ile mide-bağırsak hattındaki hormonların iletişimiyle sağlanır. Obez bireylerde bu iletişim hatları kopuktur.
Leptin Direnci (Tokluk Sinyali Hatası): Yağ hücreleri "Ben doydum" sinyalini veren leptin hormonunu salgılar. Obez bireylerde leptin çok yüksektir ancak beyin (hipotalamus) bu sinyale körleşmiştir (direnç). Beyin, vücudu hala "açlık sınırında" zannederek metabolizmayı yavaşlatır ve kişiyi yemeye zorlar.
Ghrelin Yüksekliği (Açlık Hormonu): Mide boşaldığında salgılanan bu hormon, obez bireylerde yemekten sonra bile yeterince düşmez. Kişi sofradan kalksa dahi "kazınma" hissi devam eder.
İnsülin Direnci ve Hiperinsülinemi: Pankreasın "anahtar" hormonu olan insülin, şekeri hücreye sokamazsa kanda birikir. Yüksek insülin seviyesi, vücuda tek bir emir verir: "Yağ Depola ve Asla Yakma!"
Son yılların en çarpıcı keşfi, bağırsaklarımızdaki bakterilerin kilomuzu yönettiğidir.
Dysbiosis (Flora Bozukluğu): Obez bireylerin bağırsaklarında, gıdalardan daha fazla enerji emilmesini sağlayan Firmicutes türü zararlı bakterilerin, zayıflatan Bacteroidetes türüne göre daha baskın olduğu görülmüştür. Yani aynı elmayı yiyen iki kişiden florası bozuk olan, o elmadan daha fazla kalori emer.
Modern çağın stresi, obeziteyi tetikleyen en büyük faktörlerden biridir.
Kortizol Döngüsü: Kronik stres ve anksiyete durumunda böbrek üstü bezleri "Kortizol" salgılar. Kortizol, özellikle karın bölgesinde (viseral) yağ depolanmasını artırır ve kas yıkımına neden olur.
Duygusal Yeme (Emotional Eating): Kişi üzüntü, öfke veya boşluk hissini bastırmak için yemeğe yönelir. Bu bir "açlık" değil, dopamin arayışıdır.
İçinde yaşadığımız dünya, bizi kilo almaya teşvik etmektedir.
Bozulan Sirkadiyen Ritim (Uyku): Günde 6 saatten az uyumak, ghrelin (açlık) hormonunu artırırken leptin (tokluk) hormonunu azaltır. Gece vardiyasında çalışanlarda obezite riskinin daha yüksek olması tesadüf değildir.
Endokrin Bozucular: Plastiklerde bulunan BPA, tarım ilaçları ve gıda katkı maddeleri, hormonal sistemimizi taklit ederek yağ depolanmasını tetikleyebilir.
İlaç Yan Etkileri: Bazı antidepresanlar, diyabet ilaçları, kortizon tedavileri ve beta blokerler, yan etki olarak iştah artışına veya metabolizma yavaşlamasına neden olabilir.
Önemli Not: Kilo veremiyor olmanızın sebebi "gizli" bir neden olabilir. Diyet ve spora rağmen sonuç alamıyorsanız, hormonal veya mikrobiyal bir blokajınız olup olmadığını anlamak için mutlaka bir endokrinoloji uzmanına danışmalısınız.
Obeziteyi sadece "kozmetik bir sorun" olarak görmek, buzdağının sadece görünen kısmına odaklanmaktır. Tıbbi literatürde obezite, sistemik inflamasyon (vücut genelinde iltihap) yaratan bir durum olarak kabul edilir. Yağ dokusu, sadece enerji deposu değildir; vücuda zararlı hormonlar ve kimyasallar salgılayan aktif bir endokrin organ gibi çalışır.
Tedavi edilmeyen morbid obezite, yaşam süresini erkeklerde ortalama 12 yıl, kadınlarda ise 9 yıl kısaltmaktadır. İşte obezitenin vücudunuzda yarattığı domino etkisi:
Obezite sadece bedeni değil, ruhu da hasta eder. Toplumsal baskı ve beden algısı bozuklukları; Depresyon, Anksiyete ve Sosyal İzolasyon riskini artırır.
Biliyor muydunuz? Sadece vücut ağırlığınızın %10'unu kaybetmek bile; diyabet riskini %50 azaltır, kan basıncını 10 mmHg düşürür ve uyku apnesi şikayetlerinizi ciddi oranda hafifletir.
Dünyada obezite ve diyabetin bu kadar iç içe geçmesi nedeniyle tıp literatürüne "Diabesity" (Diyabezite) kavramı girmiştir.
Mekanizma: Özellikle karın bölgesinde (viseral) biriken yağlar, vücudun insülin hormonunu kullanmasını engeller. Pankreas, kan şekerini düşürmek için daha fazla insülin salgılar (Hiperinsülinemi), ancak hücre kapıları açılmaz. Sonuçta pankreas yorulur ve Tip 2 Diyabet başlar.
Risk: Obez bireylerin %80’inden fazlası diyabet adayıdır. Kilo kaybı (özellikle bariatrik cerrahi sonrası), bu tabloyu tersine çevirebilen tek kalıcı çözümdür.
Obezite, hormonal dengeyi bozarak hem erkeklerde hem kadınlarda üreme sağlığını tehdit eder.
Kadınlarda: Polikistik Over Sendromu (PKOS) ile obezite kısır bir döngü içindedir. Adet düzensizlikleri, yumurtlama bozuklukları ve düşük riski artar.
Erkeklerde: Artan yağ dokusu testosteronu östrojene (kadınlık hormonu) dönüştürür. Bu durum sperm kalitesinin düşmesine, cinsel isteksizliğe ve erektil disfonksiyona neden olur.
Dünya Kanser Araştırma Fonu verilerine göre, obezite en az 13 farklı kanser türü ile doğrudan ilişkilidir. Yağ hücreleri, yüksek düzeyde östrojen ve insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-1) üretir. Bu maddeler, hücrelerin kontrolsüzce bölünmesine (tümörleşmesine) neden olur.
En Yüksek Risk Grubu: Meme (menopoz sonrası), Kolon (bağırsak), Endometrium (rahim), Yemek Borusu, Böbrek ve Pankreas kanserleri.
Obezite, alkol kullanmayan bireylerde bile karaciğeri tahrip edebilir. Süreç üç aşamada ilerler:
Basit Yağlanma: Karaciğer hücrelerinde yağ birikimi.
NASH (Steatohepatit): Yağlanmaya bağlı iltihaplanma ve hücre hasarı.
Siroz: Karaciğer dokusunun sertleşmesi ve fonksiyonunu yitirmesi. Karaciğer nakli gerektirecek kadar ciddi bir tablodur.
Fizik kuralları basittir: Vücut ağırlığındaki her 1 kg artış, diz eklemlerine binen yükü 4 kg artırır.
Osteoartrit (Kireçlenme): Eklem kıkırdakları aşırı yük altında ezilir ve aşınır. Özellikle diz, kalça ve ayak bileklerinde şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı başlar.
Bel Fıtığı (Disk Hernisi): Omurgaya binen asimetrik yük, disklerin kaymasına ve sinir sıkışmalarına neden olur.
Gut Hastalığı: Obezite, ürik asit seviyesini yükselterek eklemlerde kristalleşmeye ve ağrılı gut ataklarına yol açar.
Obezite, kalbin 1 numaralı düşmanıdır. Artan vücut kütlesini beslemek için kalp, her atımda daha fazla kan pompalamak zorunda kalır.
Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon): Vücuttaki yağ dokusu arttıkça, damar uzunluğu ve kan hacmi artar. Damar çeperlerine binen bu aşırı basınç, hipertansiyonun temel nedenidir.
Ateroskleroz (Damar Sertliği): Kandaki yüksek kolesterol ve trigliserid seviyeleri, damar duvarlarında plak oluşumuna neden olur. Bu plaklar zamanla damarları tıkayarak kan akışını engeller.
Kalp Yetmezliği ve Sol Ventrikül Hipertrofisi: Kalp kası, aşırı yüke karşı koymak için zamanla kalınlaşır (hipertrofi). Ancak bu kalınlaşma kalbin esnekliğini bozar ve uzun vadede kalp yetmezliğine yol açar.
Kilo alımıyla birlikte boyun çevresinin kalınlaşması ve karın içi basıncın artması, nefes almayı fiziksel bir mücadeleye dönüştürür.
Obstrüktif Uyku Apnesi (OSAS): Uyku sırasında boğaz kaslarının gevşemesi ve yağ dokusunun baskısıyla soluk borusu tıkanır. Hasta gece boyu yüzlerce kez nefessiz kalır. Bu durum, kandaki oksijenin düşmesine, gündüz aşırı uyuklamaya ve ani gece ölümlerine zemin hazırlar.
Astım: Obezite, hava yollarında daralmaya ve inflamasyona neden olarak astım ataklarını sıklaştırır ve tedaviyi zorlaştırır.
Obezite, sessizce ilerleyen ancak vücut sistemleri üzerinde gürültülü etkiler yaratan bir hastalıktır. Çoğu hasta, durumu sadece "kıyafetlerin dar gelmesi" olarak algılasa da, klinik tablo bundan çok daha karmaşıktır. Erken tanı, geri dönüşü olmayan organ hasarlarını önlemenin anahtarıdır.
Obezite semptomlarını sadece fiziksel (mekanik) ve metabolik olarak değil, dermatolojik (cilt) belirtileriyle de ele almak gerekir. Vücudunuz size şu sinyalleri veriyor olabilir:
Artan vücut ağırlığının iskelet ve solunum sistemi üzerindeki doğrudan etkileridir:
Efor Dispnesi (Nefes Darlığı): Hafif bir yürüyüşte veya merdiven çıkarken tıkanma hissi.
Mekanik Eklem Ağrıları: Özellikle diz (gonartroz), kalça ve bel bölgesinde sabahları artan, hareketle azalan ancak gün sonunda şiddetlenen ağrılar.
Obstrüktif Uyku Apnesi ve Horlama: Gece nefesin durması, sabah yorgun uyanma ve gün içinde uyuklama hali. Boyun çevresindeki yağlanma soluk borusunu daraltır.
Ödem ve Varis: Bacaklarda lenfatik dolaşımın bozulmasına bağlı şişlikler ve varis oluşumu.
Obezite hastalarının cildi, hormonal durumu hakkında ipuçları verir.
Acanthosis Nigricans (Koyu Lekelenme): Özellikle boyun arkası, koltuk altı ve kasık bölgelerinde cildin kadifemsi bir doku alarak kararmasıdır. Bu kir değil, yüksek insülin direncinin en net belirtisidir.
Hirsutizm (Aşırı Tüylenme): Kadınlarda çene, göğüs ve göbek bölgesinde erkek tipi kıllanma (Genellikle Polikistik Over Sendromu - PKOS ile ilişkilidir).
Stria (Deri Çatlakları): Hızlı kilo alımına bağlı olarak karın ve basenlerde oluşan mor/kırmızı çatlaklar. (Dikkat: Kırmızı çatlaklar Cushing Sendromu belirtisi de olabilir).
A Life Sağlık Grubu olarak tanılama sürecinde sadece kilonuzu değil, metabolik risk haritanızı çıkarıyoruz. "Neden kilo alıyorum?" sorusunun cevabını bulmadan, doğru tedaviyi uygulamak imkansızdır.
Sadece VKİ hesaplamak yeterli değildir. Karın içi (viseral) yağlanma, kalp krizi riskini gösteren en önemli parametredir.
Bel Çevresi Ölçümü: Mezura ile en alt kaburga ile leğen kemiği arasından ölçülür.
Erkeklerde: > 102 cm (Yüksek Risk)
Kadınlarda: > 88 cm (Yüksek Risk)
Bel/Kalça Oranı: Bu oranın erkeklerde 1.0, kadınlarda 0.85'in üzerinde olması "Elma Tipi Obezite" (Abdominal Obezite) göstergesidir ve diyabet riskini işaret eder.
Biyoempedans Analizi (BIA): Profesyonel cihazlarla vücuttaki yağ, kas, su ve kemik mineral yoğunluğunun ayrı ayrı ölçülmesidir.
Kan tahlilleri, obezitenin bir sebep mi yoksa sonuç mu olduğunu anlamamızı sağlar.
Açlık Kan Şekeri ve HbA1c: Son 3 aylık şeker ortalaması, gizli şeker (prediyabet) veya diyabet tanısı için kritiktir.
HOMA-IR (İnsülin Direnci İndeksi): Açlık insülini ile kan şekerinin formülüze edilmesidir. 2.5'in üzerindeki değerler insülin direncini gösterir.
TSH, T3, T4 (Tiroid Fonksiyonları): Hipotiroidi (tiroid bezinin yavaş çalışması), kilo vermeyi engelleyen en yaygın hormonal sorundur.
Kortizol Seviyesi: Ani ve aşırı kilo alımlarında böbrek üstü bezi hastalıklarını (Cushing Sendromu) ekarte etmek için bakılır.
Lipid Paneli: Trigliserid yüksekliği ve HDL (iyi kolesterol) düşüklüğü obeziteye eşlik eder.
Karaciğer Enzimleri (ALT, AST): Karaciğer yağlanmasının (NASH) boyutunu gösterir.
D Vitamini ve B12: Obez bireylerde bu vitaminlerin eksikliği çok yaygındır ve metabolizmayı yavaşlatır.
Tüm Batın Ultrasonografisi: Karaciğerin yağlanma derecesini (Grade 1-2-3), safra kesesinde taş olup olmadığını (hızlı kilo kaybı öncesi bilinmesi gerekir) ve yumurtalık kistlerini (PKOS) görüntüler.
Polisomnografi (Uyku Testi): Şiddetli horlama ve uykuda nefes durması şikayeti olan hastalarda, uyku apnesinin derecesini belirlemek için yapılır. Cerrahi öncesi bu test, anestezi güvenliği açısından hayati önem taşır.
Doktor Notu: Bazen hastalarımız "Su içsem yarıyor" derler. Yapılan detaylı testlerde genellikle altta yatan teşhis edilmemiş bir İnsülin Direnci veya Haşimato Tiroiditi ile karşılaşırız. Bu metabolik blokajlar çözülmeden yapılan diyetler başarısız olmaya mahkumdur.
Vücudunuzdaki kararmalar, geçmeyen yorgunluk veya bel çevrenizdeki yağlanma sizi endişelendiriyor mu? A Life Sağlık Grubu'nun Obezite Check-Up paketiyle metabolik haritanızı çıkaralım.
Obezite tedavisi, sadece "az ye, çok hareket et" tavsiyesine indirgenemeyecek kadar ciddiyet gerektiren tıbbi bir süreçtir. A Life Sağlık Grubu olarak tedaviyi tek bir hekimin değil; Genel Cerrahi Uzmanı, Endokrinolog, Bariatrik Diyetisyen, Psikolog ve Fizyoterapistten oluşan **"Obezite Konseyi"**nin yönettiği bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz.
Tedavi piramidimiz, en az invaziv olandan cerrahiye doğru, hastanın VKİ değerine ve yandaş hastalıklarına göre basamaklandırılır.
Obezite ile mücadelenin temeli, sürdürülebilir bir yaşam tarzı değişikliğidir. Ancak buradaki "diyet", internetten bulunan standart listeler değildir.
Metabolik Hıza Uygun Planlama: Bazal metabolizma hızınız ölçüldükten sonra, kas kaybı yaşatmadan yağ yakımını hedefleyen, protein ağırlıklı ve düşük glisemik indeksli (GI) listeler hazırlanır.
Davranış Terapisi: "Gece yeme sendromu" veya "duygusal açlık" gibi durumlar psikolog eşliğinde yönetilir.
Kişiye Özel Egzersiz: 150 kg üzerindeki bir hastaya koşu bandı önerilmez (eklem sağlığı için). Bunun yerine yüzme veya oturarak yapılan direnç egzersizleri planlanır.
Diyet ve egzersizle kilo veremeyen, VKİ > 30 olan veya diyabet/tansiyon gibi ek hastalığı bulunan VKİ > 27 hastalarda, hekim kontrolünde ilaç tedavisi eklenebilir.
GLP-1 Analogları (Liraglutid / Semaglutid): Son yılların en popüler tedavisidir. Aslen diyabet ilacı olan bu moleküller, beyindeki iştah merkezini etkileyerek tokluk hissi yaratır ve mide boşalmasını geciktirir. (Günlük veya haftalık enjeksiyon formları vardır).
Yağ Emilimini Bozan İlaçlar (Orlistat): Bağırsaklardaki yağ sindiren enzimleri bloke ederek, alınan yağın %30'unun sindirilmeden atılmasını sağlar.
Uyarı: İnternette "bitkisel zayıflama çayı/hapı" adı altında satılan ürünler, içeriğindeki sibutramin gibi yasaklı maddeler nedeniyle kalp krizine yol açabilir. Asla hekim onayı olmadan kullanılmamalıdır.
Anestezi riski yüksek olan, cerrahi sınıra ulaşmamış (VKİ 27-35 arası) veya ameliyattan korkan hastalar için "köprü tedavisi" niteliğindedir. İşlemler endoskopi ünitesinde, günübirlik olarak yapılır.
Mide içerisine endoskopik olarak yerleştirilen, içi steril serum fizyolojik veya hava ile doldurulan silikon bir toptur. Midede 400-600cc yer kaplayarak erken tokluk sağlar.
6 Aylık / 12 Aylık Balonlar: Endoskopi ile takılır ve süre sonunda yine endoskopi ile çıkarılır.
Yutulabilir Mide Balonu (Allurion): Anestezi gerektirmez. Kapsül formundadır, hasta su ile yutar. Midede şişirilir. Ortalama 4 ay sonra kendiliğinden eriyerek doğal yolla atılır.
Güvenlik: Balonun sızdırma ihtimaline karşı içi metilen mavisi ile doldurulur. Olası bir sızıntıda idrar rengi mavi/yeşil olur, bu erken uyarı sistemidir.
Midenin açlık hormonu (Ghrelin) salgılayan "Fundus" kısmına ve mide çıkış kaslarına (Antrum) endoskopik iğne ile Botulinum toksini enjekte edilmesidir.
Etki Mekanizması: Mide kaslarının kasılmasını geçici olarak felç eder. Normalde 2-3 saatte boşalan mide, 4-6 saatte boşalır. Tokluk süresi uzar.
Etki Süresi: Ortalama 4-6 aydır. Tekrarlanabilir.
Hedef: Toplam kilonun %10-15'ini verdirmeyi hedefler.
Diyet, egzersiz ve medikal tedavilere rağmen kalıcı kilo kaybı sağlayamayan morbid obez hastalar için bariatrik cerrahi, günümüz tıbbında kanıtlanmış en etkili ve en kalıcı tedavi yöntemidir.
A Life Sağlık Grubu olarak altını çizmek isteriz ki; obezite cerrahisi estetik bir operasyon değildir. Kişinin yaşam süresini kısaltan diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi ölümcül hastalıklardan kurtulmasını sağlayan hayati bir müdahaledir.
Dünyada ve Türkiye'de en sık uygulanan yöntemdir. Midenin muz şeklinde bir tüp haline getirilmesi işlemidir.
Adım Adım Ameliyat Süreci:
Giriş: Karın bölgesine 4-5 adet küçük giriş deliği (port) açılır.
Ayrıştırma: Midenin geniş kısmı, çevre dokulardan ve damarlardan ultrasonik kesicilerle ayrılır.
Kalibrasyon: Mide içine ağızdan bir silikon tüp gönderilerek midenin ne kadar daraltılacağı hizalanır (Darlık oluşmaması için).
Zımbalama (Stapling): "Stapler" adı verilen, üç sıra titanyum zımba atan cihazla mide boylu boyunca kesilir ve dikilir. Midenin %80'lik kısmı (Fundus) dışarı çıkarılır.
Kaçak Testi: Mide içine mavi boyalı su verilerek dikiş hattının sağlamlığı kontrol edilir.
Avantajı: Sindirim sisteminin doğal yolu değişmez, vitamin eksikliği riski düşüktür.
Etkisi: Hem hacim kısıtlanır hem de iştah hormonu (Ghrelin) %80 azalır.
Hem mide hacmini küçülten (Restriktif) hem de emilimi azaltan (Malabsorbtif) kombine bir yöntemdir. "Diyabet Cerrahisi" olarak da bilinir.
Nasıl Yapılır?
Midenin girişinde yaklaşık 30-50 cc hacminde (çay bardağı kadar) küçük bir mide cebi oluşturulur.
Büyük mide içeride kalır ancak gıda geçişi olmaz.
İnce bağırsağın başlangıcından 50-75 cm'lik kısım atlanır.
Alttan gelen bağırsak ucu, yukarıdaki küçük mide cebine bağlanır.
Avantajı: Tip 2 Diyabet hastalarında %90'a varan iyileşme sağlar. Reflü şikayetini tamamen ortadan kaldırır.
Dezavantajı: Ömür boyu vitamin/mineral takviyesi gerektirebilir.
Klasik bypass'a göre daha teknik olarak daha kolay, tek bağlantılı (tek anastomoz) bir yöntemdir. Mide uzun bir tüp haline getirilir ve ince bağırsak mideye 2. metreden bağlanır. Kilo verdirme etkisi çok güçlüdür ancak safra reflüsü riski vardır.
| Kriter | Tüp Mide (Sleeve) | Gastrik Bypass (R-Y) |
|---|---|---|
| Mekanizma | Kısıtlayıcı: Midenin yaklaşık %80'i çıkarılır. İştah hormonu (Ghrelin) azalır. |
Hem Kısıtlayıcı Hem Emilim Bozucu: Mide küçültülür ve ince bağırsakla birleştirilir. |
| Diyabet Kontrolü | İnsülin direncini kırmak için etkilidir ancak bağırsak hormonlarını Bypass kadar uyarmaz. | Metabolik Devrim: HbA1c seviyelerinde ani düşüş sağlar; şeker emilimini doğrudan kısıtlar. |
| Reflü Durumu | Mevcut reflü şikayetlerini %10-15 oranında artırabilir. | Reflü Çözümü: Mide asidinin yemek borusuna kaçışını anatomik olarak engeller. |
| Beslenme Takibi | Daha esnektir; emilim bozukluğu minimal olduğu için vitamin eksikliği riski daha düşüktür. | Sıkı takip şarttır. Demir, B12 ve kalsiyum emilimi azaldığı için düzenli takviye gerektirir. |
Her cerrahinin riski vardır (Kanama, Enfeksiyon, Emboli, Kaçak). Ancak A Life Sağlık Grubu'nda bu riskleri minimize etmek için "Yüksek Güvenlik Protokolü" uygulanır:
Emboli Önlemi: Ameliyat öncesi ve sonrası kan sulandırıcı iğneler ve varis çorabı kullanımı.
Kaçak Önlemi: En kaliteli (FDA onaylı) Stapler kullanımı ve ameliyat esnasında çift kaçak testi.
Solunum: Ameliyat sonrası erken mobilizasyon (yürüyüş) ve Triflow (solunum egzersizi) kullanımı.
Doktor Notu: Unutmayın, obezite cerrahisi estetik bir operasyon değildir. Hayati risk taşıyan obezite hastalığından kurtulmak için yapılan, yaşam süresini uzatan bir müdahaledir. Obezitenin yarattığı risk, ameliyatın riskinden çok daha yüksektir.
Hangi yöntemin sizin metabolizmanıza uygun olduğunu biliyor musunuz? Tüp Mide mi, Bypass mı? A Life Bariatrik Cerrahi Ekibi ile ücretsiz ön görüşme yaparak size özel tedavi haritasını çıkarın.
Obezite cerrahisi sihirli bir değnek değildir; güçlü bir araçtır. Bu aracı doğru kullanmak, Bariatrik Beslenme İlkelerine uymakla mümkündür. Midenizin iyileşme sürecine saygı duymak için 4 aşamalı bir geçiş diyeti uygulanır.
| Aşama | Süre | Neler Yenilebilir? | Kritik Başarı Kuralı |
|---|---|---|---|
| Berrak Sıvı | 1-3. Gün | Şekersiz komposto suyu, berrak et suyu, su. |
Mide dikişlerini korumak için oda sıcaklığında, çok küçük yudumlarla tüketilmelidir. |
| Tam Sıvı | 1. ve 2. Hafta | Yüksek proteinli sıvı takviyeleri, süzülmüş yoğurt çorbası. |
Günlük en az 60g protein hedeflenmelidir. Şekerli sıvılardan kaçınılmalıdır. |
| Püre Dönemi | 3. ve 4. Hafta | Blenderize edilmiş tavuk, balık ve yumuşak lor peyniri. |
Katı ve sıvı ayrımı kuralı başlar: Yemekten 30 dk önce ve sonra sıvı alınmamalıdır. |
| Katı Gıda | 1. Ay + | Sağlıklı pişirilmiş etler, baklagiller ve lifli sebzeler. |
Lokmalar ağızda tamamen sıvılaşana kadar çiğnenmelidir. Doyma hissi hissedildiği an yemek kesilmelidir. |
Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Kurallar (30 Dakika Kuralı)
Mide hacmi küçüldüğü için katı ve sıvı aynı anda mideye sığmaz. Bu nedenle yemeklerden 30 dakika önce ve 30 dakika sonra sıvı tüketimi kesilmelidir. Yemekle birlikte su içmek, mideyi genişletebilir ve erken acıkmaya neden olabilir.
Bu içerik, A Life Sağlık Grubu Genel Cerrahi birimi uzmanları tarafından tıbbi literatür ve güncel cerrahi protokoller ışığında incelenmiş ve onaylanmıştır.
Son Güncelleme: 8 Ocak 2026 23:03
Yayınlanma Tarihi: 24 Nisan 2024 20:54
Araştırma Yaptığınız Konu ve Hastalık Hakkında Uzman Hekimlerimize Danışarak Sizlere Geri Dönüş Sağl
Obezite, vücuttaki yağ dokusunun sağlığı bozacak ölçüde aşırı ve anormal şekilde birikmesidir. Sadece estetik bir sorun değil; kalp damar hastalıklarından diyabete kadar pek çok kronik hastalığı tetikleyen kronik ve sistemik bir hastalıktır.
VKİ, kilonun boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır.
18.5 - 24.9: Normal
25 - 29.9: Fazla Kilolu
30 - 34.9: 1. Derece Obezite
35 - 39.9: 2. Derece Obezite (Morbid Obezite öncesi)
40 ve üzeri: Morbid Obezite
Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, işlenmiş ve yüksek kalorili gıdalarla beslenme en büyük nedenlerdir. Ayrıca genetik yatkınlık, hormonal bozukluklar (insülin direnci, tiroid hastalıkları), psikolojik faktörler ve düzensiz uyku obeziteyi tetikler.
Artan vücut ağırlığı, kalbin kanı pompalamak için daha fazla efor sarf etmesine neden olur. Bu durum yüksek tansiyon (hipertansiyon), damar sertliği (ateroskleroz) ve doğrudan kalp krizi riskini artırır.
Obezite ile Tip 2 Diyabet arasında "ikiz hastalık" ilişkisi vardır. Aşırı yağ dokusu, vücudun insülini kullanmasını engelleyerek insülin direncine yol açar. Obez bireylerin büyük çoğunluğunda şeker hastalığı gelişme riski oldukça yüksektir.
Evet. Özellikle boyun çevresindeki yağlanma, uyku sırasında solunum yolunun daralmasına veya tıkanmasına neden olur. Obstrüktif Uyku Apnesi, gece boyu nefes durmalarına ve kalp üzerinde ciddi baskıya yol açan bir obezite komplikasyonudur.
Bilimsel araştırmalar, obezitenin; meme, kolon, endometrium (rahim), böbrek ve yemek borusu kanserleri başta olmak üzere 13 farklı kanser türüyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Yağ hücrelerinden salgılanan hormonlar hücrelerin kontrolsüz çoğalmasını tetikleyebilir.
Vücuda binen her fazla kilo, diz ve kalça eklemleri ile omurgaya aşırı yük bindirir. Bu durum kireçlenme (osteoartrit), bel fıtığı ve kronik eklem ağrılarına neden olarak hareket kabiliyetini kısıtlar.
Alkol kullanımına bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NASH), obezitenin en sık görülen yan etkilerinden biridir. Karaciğer hücrelerinde biriken yağ, zamanla iltihaplanmaya, siroza ve karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilir.
Obezite sadece fiziksel değil, ruhsal sağlığı da etkiler. Toplumsal damgalanma, düşük özgüven ve beden imajı bozuklukları nedeniyle obez bireylerde depresyon ve anksiyete bozuklukları daha sık görülür.
VKİ değeri 40'ın üzerinde olan veya 35'in üzerinde olup eşlik eden (diyabet, tansiyon, uyku apnesi gibi) hastalığı bulunan, diyet ve egzersizle kilo verememiş bireyler obezite cerrahisi adayıdır.
Tüp mide ameliyatında midenin yaklaşık %80'i alınarak hacim küçültülür. Gastrik Bypass'ta ise hem mide küçültülür hem de ince bağırsakların bir kısmı bypass edilerek emilim azaltılır. Karar, hastanın metabolik durumuna göre cerrah tarafından verilir.
Evet. Mide balonu ve mide botoksu, cerrahi müdahale istemeyen veya VKİ değeri cerrahi için çok yüksek olmayan hastalara uygulanan endoskopik, geri dönüşümlü yöntemlerdir.
Çocuklukta gelişen obezite, yağ hücrelerinin sayısının artmasına neden olur ve bu hücreler yetişkinlikte azalmaz. Bu durum, çocuğun ömür boyu obeziteyle ve kronik hastalıklarla mücadele etme riskini artırır.
A Life bünyesinde obezite; cerrah, endokrinolog, diyetisyen ve psikologdan oluşan multidisipliner bir konsey tarafından değerlendirilir. Kişiye özel tedavi planı oluşturularak sadece kilo kaybı değil, kalıcı sağlık hedeflenir.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.