Böbreklerin temel işlevi, kanı metabolik atıklardan temizlemek ve sıvı-elektrolit dengesini hassas bir şekilde korumaktır. Bu hayati süreç, her bir böbrekte bulunan yaklaşık bir milyon adet nefron adı verilen mikroskobik süzme biriminde gerçekleşir. Böbrek yetmezliği, bu nefronların yapısal veya işlevsel olarak hasar görmesi sonucu kanın yeterince filtrelenememesi durumudur. Fonksiyon kaybının hızı ve süresine bağlı olarak tablo, "akut" veya "kronik" olarak iki ana başlıkta incelenir. Hasarın boyutunu belirleyen en temel klinik gösterge ise Glomerüler filtrasyon hızı (GFR) değeridir. GFR, böbreklerin bir dakika içinde temizleyebildiği plazma miktarını ifade eder ve böbrek sağlığının altın standardı kabul edilir.
Akut böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarının saatler veya günler gibi çok kısa bir sürede aniden bozulmasıdır. Genellikle şiddetli sıvı kaybı, ağır enfeksiyonlar (sepsis), kalp yetmezliği veya böbreğe zarar veren ilaçların kullanımı tetikleyici unsurlardır. Bu süreçte böbrekler aniden süzme yetisini kaybettiği için kas metabolizmasının atığı olan Kreatinin ve protein yıkım ürünü olan Üre kandaki seviyeleri hızla yükselir. Akut tabloda idrar çıkışı belirgin şekilde azalabilir veya tamamen durabilir. Erken teşhis ve altta yatan nedenin hızla ortadan kaldırılmasıyla böbrek fonksiyonları eski sağlıklı haline dönebilir. Ancak müdahale gecikirse hasar kalıcı hale gelme riski taşır.
Kronik böbrek yetmezliği (KBY) ise çok daha sinsi ve progresif bir süreçtir. Genellikle aylar veya yıllar boyu süren, geri dönüşü olmayan bir fonksiyon kaybını ifade eder. Diyabet ve hipertansiyon gibi sistemik hastalıklar nefronlarda zamanla kalıcı tahribat yaratır. Hasarın ilk evrelerinde hastalar genellikle herhangi bir şikayet hissetmezler; ancak idrar tahlillerinde saptanan Proteinüri, yani idrarla protein kaçağı, böbreklerin süzgeç yapısının bozulduğuna dair en erken ve kritik uyarıdır. GFR değeri kademeli olarak düştükçe vücutta toksik maddelerin birikimi artar. Bu durum kemik sağlığından kan üretimine kadar tüm sistemleri olumsuz etkiler.
Böbrek fonksiyonlarının bozulma mekanizması, vücutta bir domino etkisi yaratır. Süzme kapasitesi azaldığında, normalde idrarla atılması gereken su ve tuz vücutta birikmeye başlar; bu da bacaklarda ödem ve kontrol edilemeyen yüksek tansiyona yol açar. Atık maddelerin birikmesiyle birlikte iştahsızlık, sürekli yorgunluk, bulantı ve ciltte inatçı kaşıntılar baş gösterir. Ayrıca böbreklerin ürettiği eritropoetin hormonu azaldığı için derin bir anemi (kansızlık) tablosu gelişir. KBY'nin son evresine gelindiğinde, yaşamın devamı için böbrek yerine koyma tedavileri kaçınılmaz hale gelir.
Modern tıpta bu ileri evre hastalar için iki ana diyaliz yöntemi sunulmaktadır. Hemodiyaliz, hastanın kanının bir makine ve özel bir filtre (diyalizör) yardımıyla vücut dışında temizlenip geri verilmesi işlemidir. Genellikle haftada üç gün, hastane koşullarında uygulanır. Diğer bir seçenek olan Periton diyalizi ise karın boşluğuna yerleştirilen bir kateter aracılığıyla, karın zarının bir filtre olarak kullanılması prensibine dayanır. Bu yöntem hastaya ev konforunda tedavi imkanı tanır. Ancak her iki yöntem de destekleyici tedavilerdir; böbrek yetmezliğinde tam iyileşme ve yaşam kalitesinin maksimize edilmesi için en ideal çözüm uygun donörden yapılacak bir böbrek naklidir.