Göz Tansiyonu (Glokom); göz içindeki sıvı basıncının, görme yeteneğimizi sağlayan ve beynimize sinyaller ileten görme sinirine (optik sinir) kalıcı olarak hasar verecek düzeyde yükselmesiyle karakterize kronik bir göz hastalığıdır. Halk arasında "Karasu Hastalığı" olarak da bilinen glokom, tüm dünyada geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybının (körlüğün) en yaygın nedenlerinden biridir.
Glokomun en sinsi özelliği, vakaların çok büyük bir kısmında hiçbir ağrı, sızı veya erken belirti vermeden ilerlemesidir. Hastalık, görme alanını dış kenarlardan (periferik alandan) başlayarak sinsi bir şekilde daraltır. Hasta, görme yetisini merkezden kaybetmediği için hastalığı fark ettiğinde genellikle görme sinir liflerinin büyük bir kısmı kalıcı olarak geri döndürülemez şekilde yok olmuş olur. Bu nedenle glokom, oftalmoloji (göz biliminde) "görme hırsızı" olarak adlandırılır.
Gözün ön kamarasında, mercek ile kornea arasında yer alan ve gözü besleyen berrak bir sıvı (aköz hümör sıvısı) sürekli olarak üretilir ve aynı hızla gözü terk eder. Sıvının boşaldığı bu anatomik bölgeye "göz içi drenaj açısı" denir. Glokom, bu açının durumuna göre iki ana klinik gruba ayrılır:
| GLOKOM TİPİ | ANATOMİK MEKANİZMA | KLİNİK BELİRTİ VE SEYİR |
|---|---|---|
| Açık Açılı Glokom (%85-90) | Tahliye kanallarının sinsi ve yavaş tıkanması | Ağrısız seyir, göz tansiyonunun kademeli yükselmesi |
| Dar Açılı Glokom (%10-15) | Ön oda akış açısının aniden kapanarak tıkanması | Akut kriz, şiddetli ağrı ve ani basınç fırlaması |
| A LİFE SAĞLIK GRUBU | ||
En sık görülen glokom tipidir (tüm vakaların yaklaşık %85-90'ını oluşturur). Bu tipte, sıvının dışarı boşaldığı anatomik açı tamamen açık ve normal görünür. Ancak, açının içindeki mikroskobik süzgeç benzeri kanallar (trabeküler ağ) zamanla sinsi bir şekilde tıkanır veya geçirgenliğini kaybeder. Sıvı dışarı rahat akamadığı için göz içi basıncı yıllar içinde çok yavaş ve kademeli olarak yükselir. Hiçbir ağrı veya ani görme bulanıklığı yapmadığı için sadece rutin göz hekimi muayenesinde (göz dibi kontrolü ve tonometri ile) yakalanabilir.
Gözün renkli kısmı olan iris dokusunun, yapısal olarak öne doğru itilmesi veya gözün anatomik olarak küçük olması nedeniyle drenaj açısını fiziksel olarak daraltması ya da tamamen kapatması sonucu oluşur. Açı aniden tamamen kapandığında sıvı içeride hapsolur ve göz içi basıncı dakikalar içinde radikal bir şekilde fırlar. Bu duruma Akut Glokom Krizi denir. Açık açılı glokomun aksine; şiddetli göz ve baş ağrısı, gözde ani kızarıklık, görmede ani azalma, ışıkların etrafında renkli halkalar (hale) görme, bulantı ve kusma ile kendini gösteren tıbbi bir acildir. Saatler içinde müdahale edilmezse kalıcı körlükle sonuçlanabilir.
Göz tansiyonunun temel nedeni, gözün kendi iç dinamiklerinde ürettiği sıvı ile bu sıvının geri emilimi (tahliyesi) arasındaki hassas terazinin bozulmasıdır. Göz, kapalı ve sert bir küre şeklindedir; içerideki sıvı miktarı arttıkça bu basınç göz duvarlarına ve en zayıf nokta olan arkadaki görme sinir başı üzerine mekanik bir baskı uygulamaya başlar.
Göz içi basıncının yükselme mekanizması mekanik bir lavabo tıkanıklığına benzetilebilir. Gözün içindeki aköz hümör sıvısı bir çeşme gibi sürekli üretilirken, trabeküler ağ adı verilen süzgeç sisteminden de sürekli dışarı sızarak kan dolaşımına karışır.
Sıvı Tahliye Defekti: Glokomlu hastalarda sorun çeşmenin fazla açık olması (aşırı sıvı üretimi) değil, gider borusunun (süzgeç sisteminin) tıkanmasıdır. Süzgeç dokusundaki hücrelerin yaşlanması, yapısal olarak deforme olması veya pigment/enflamasyon atıklarıyla tıkanması sonucunda sıvı çıkışı yavaşlar.
Hücresel Hasar: İçeride biriken sıvı göz içi basıncını (GİB) artırır. Yükselen basınç, görme sinirini besleyen kılcal damarları sıkıştırarak kan akımını bozar. Oksijensiz ve besinsiz kalan görme sinir hücreleri (retina ganglion hücreleri) mikroskobik düzeyde ölmeye başlar. Ölen sinir liflerinin yerine yenisi gelemediği için görme alanı kalıcı olarak daralır.
Göz tansiyonu her yaşta ve her bireyde görülebilse de, bazı faktörleri taşıyan kişilerin bu sinsi hastalığa yakalanma riski çok daha yüksektir. Altın standart risk haritası şu şekildedir:
Yüksek Göz İçi Basıncı: Normal göz içi basıncı kabul edilen aralık 10 - 21 mmHg (milimetre cıva) düzeyindedir. Basıncın 21 mmHg ve üzerine çıkması en büyük glokom tetikleyicisidir. (Not: Basıncı normal olup görme siniri zayıf olan "Normal Basınçlı Glokom" vakaları da mevcuttur).
İleri Yaş: 40 yaşın üzerindeki bireylerde risk artmaya başlar, 60 yaşından sonra ise risk katlanarak büyür.
Genetik Yatkınlık (Aile Öyküsü): Birinci derece akrabalarında (anne, baba, kardeş) glokom hikayesi olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski normal topluma göre 4 ila 9 kat daha fazladır.
Yüksek Miyopi veya Hipermetropi: İleri derecede uzağı görememe (miyopi) açık açılı glokom için; ileri derecede yakını görememe (hipermetropi) ise dar açılı glokom için anatomik bir risk faktörüdür.
Kortizon (Steroid) Kullanımı: Göz damlası, tablet veya sprey şeklinde uzun süre bilinçsizce kullanılan kortizonlu ilaçlar, göz içi süzgecin yapısını bozarak göz tansiyonunu doğrudan fırlatır.
Sistemik Hastalıklar: Diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek kan tansiyonu), şiddetli migren atakları ve kansızlık (anemi), görme sinirinin kanlanmasını bozarak glokom hassasiyetini artırır.
Göz Travmaları: Göze alınan sert darbeler, geçirilmiş ağır göz ameliyatları veya göz içi iltihapları (üveit), drenaj kanallarına zarar vererek ikincil (sekonder) glokoma yol açabilir.
Göz Tansiyonu (Glokom), büyük oranda sessiz ve sinsi ilerleyen bir hastalıktır. Vakaların yaklaşık %90'ını oluşturan "Açık Açılı Glokom" tipinde, hastalık erken ve orta evrelerde hiçbir ağrı, sızı, kızarıklık veya ani görme bulanıklığı yaratmaz.
Göz içi basıncı yavaşça yükselirken, arkadaki görme sinir lifleri mikroskobik düzeyde yavaş yavaş ölür. Hasar ilk olarak çevre (periferik) görme alanından başladığı için hasta yanları görmediğini fark edemez; adeta bir tünelden bakıyormuş gibi sadece merkezi görmeye odaklanır. Hasta görmesinin azaldığını kendi fark ettiğinde, maalesef görme sinirinin büyük bir kısmı kalıcı olarak geri döndürülemez şekilde yok olmuş olur. Bu nedenle glokom, belirti vermeden ilerleyen yapısıyla "sinsi görme hırsızı" olarak adlandırılır.
Rutin açık açılı glokomda hastanın kendi kendine tansiyonun yükseldiğini anlaması neredeyse imkansızdır; bu durum ancak göz hekiminin Tonometri adı verilen cihazlarla yapacağı mikroskobik ölçümlerle anlaşılır. Ancak bazı hastalarda göz içi basıncı sınır değerleri aşmaya başladığında vücut şu hafif ama sinsi sinyalleri verebilir:
Zaman zaman ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen hafif göz çevresi ve alın ağrıları,
Akşamları veya loş ışıklı ortamlarda televizyona, ekrana bakarken gözde çabuk yorulma ve ağırlık hissi,
Çok hafif, gelip geçici sabah bulanıklıkları.
Evet, göz arkasında künt bir basınç/dolgunluk hissi, göz küresinin hemen arkasından başlayıp şakağa yayılan şiddetli baş ağrıları ve buna eşlik eden bulanık görmek kesinlikle bir glokom belirtisi olabilir.
Bu üçlü semptom kombinasyonu, göz içi basıncının (GİB) normal üst sınır olan 21 mmHg değerinin çok üzerine çıktığının ve görme sinirinin (optik sinir) tehlike altında olduğunun habercisidir:
Göz Arkasında Basınç Hissi: Göz içi sıvısının (aköz hümör) dışarı tahliye edilememesi nedeniyle kapalı göz küresi içindeki hidrolik basınç artar. Bu basınç gözün arkasındaki dokuları ve sinir yatağını mekanik olarak iterek hastada "gözüm arkadan dışarı fırlayacakmış gibi" bir baskı yaratır.
Şiddetli Baş Ağrısı: Yükselen basınç, gözü besleyen trigeminal sinir uçlarını uyarır. Bu ağrı sıradan bir migren veya tansiyon ağrısıyla karıştırılabilir ancak genellikle tek taraflıdır ve ağrıyan gözün olduğu şakak ile kaş üzerinde yoğunlaşır.
Bulanık Görmek: Yüksek basınç, gözün en önündeki saydam tabaka olan korneanın içine sıvı sızmasına ve kornea dokusunun şişmesine (kornea ödemi) yol açar. Kornea saydamlığını kaybedince hasta sanki buzlu bir camın arkasından bakıyormuş gibi veya banyodaki buharın içindeymiş gibi bulanık görmeye başlar.
Göz Tansiyonu Krizi (Akut Dar Açılı Glokom); göz içi sıvısının boşaldığı anatomik kanal açısının (iridokornea açısı) iris dokusu tarafından aniden, tamamen ve mekanik olarak bloke edilmesiyle oluşan, oftalmolojinin en tehlikeli akut acil durumlarından biridir.
Açık açılı glokomda aylar, yıllar içinde yükselen tansiyon; glokom krizinde dakikalar içinde 40 - 60 mmHg gibi çok agresif seviyelere fırlar. Bu ani hidrolik patlama, göz içinde adeta bir şok dalgası yaratır.
| BELİRTİ ZİNCİRİ | ANATOMİK BULGULAR | ETKİ REAKSİYONU |
|---|---|---|
| Şiddetli Ağrı | Taş gibi sertleşen göz küresi ve şakak acısı | Aniden 40-60 mmHg seviyesine fırlayan basınç baskısı |
| Kornea Ödemi | Buzlu cam gibi bulanık görme ve renkli haleler | Korneaya sıvı sızması sonucu ışık kırılma indeksi kaybı |
| Sistemik Tepki | İnatçı bulantı, kusma ve soğuk terleme | Vagal sinir uyarımıyla tetiklenen okülogastrik refleks |
| A LİFE SAĞLIK GRUBU | ||
Aşağıdaki belirtiler ortaya çıktığında, durumun "basit bir baş ağrısı" veya "göz yorgunluğu" olmadığı bilinmeli, ilk birkaç saat içinde acil göz müdahalesi yapılmalıdır. Aksi takdirde, görme siniri aşırı baskı altında ezilerek saatler içinde kalıcı ve tamamen körlükle sonuçlanır.
Derhal Acil Servise / Göz Kliniğine Başvurulması Gereken Belirtileri:
Gözde Dayanılmaz, Şiddetli Ağrı: Ağrı kesicilere kesinlikle yanıt vermeyen, hastayı ağlatacak düzeyde şiddetli, gözün içinden başlayıp başın arkasına kadar yayılan ani ağrı.
Dokunulduğunda Taş Gibi Sert Göz: Ağrıyan göz küresinin üzerine parmakla hafifçe dokunulduğunda, normal göz yumuşaklığının aksine, adeta bir mermer veya taş gibi sert hissedilmesi.
Gözde Yoğun Kızarıklık (Kanlanma): Gözün beyaz kısmındaki damarların aşırı genişlemesine bağlı olarak gözün kıpkırmızı, vişne çürüğü rengini alması.
Işıklar Etrafında Renkli Halkalar (Hale) Görmek: Kornea ödemine bağlı olarak, gece sokak lambalarına veya araba farlarına bakıldığında ışıkların etrafında gökkuşağı renklerinde dairesel halkalar, haleler görülmesi.
Ağrıya Eşlik Eden Bulantı ve Kusma: Gözdeki aşırı basıncın beyindeki refleks merkezlerini (vagus sinirini) uyarması neticesinde, mide-bağırsak hastalığı olmadığı halde fışkırır tarzda bulantı ve kusma yaşanması. (Bu semptom nedeniyle hastalar maalesef göz yerine yanlışlıkla acil dahiliye veya genel cerrahi servislerine giderek zaman kaybetmektedir).
Göz Tansiyonu (Glokom) tanısı, sadece tek bir ölçümle veya alelade bir göz numarası kontrolüyle konulamaz. Hastalık son derece sinsi ilerlediği ve vakaların büyük kısmında erken evrede hiçbir ağrı veya bulanıklık yaratmadığı için, kesin tanı koyabilmek adına multimodal (çok yönlü) bir klinik tarama protokolü uygulanır.
Göz Hastalıkları uzmanı, rutin muayenede göz içi basıncından şüphelendiği an, görme sinirinin mikroskobik mimarisini incelemek ve fonksiyonel bir kayıp olup olmadığını saptamak amacıyla bir dizi objektif ve güvenilir ileri teknolojik test organize eder. Bu testlerin birleşimi, hastanın glokom hastası olup olmadığını, eğer hastaysa hasarın hangi evrede (erken, orta, ileri) olduğunu milimetrik olarak ortaya koyar.
Göz içi basıncının (GİB) ölçülmesi işlemine tıpta Tonometri adı verilir. Glokom taramasının ilk ve en temel basamağıdır. Kliniklerde yaygın olarak kullanılan farklı tonometri metotları mevcuttur:
Goldmann Applanasyon Tonometrisi: Göz hekiminin biyomikroskop cihazına takılı mavi bir ışık aparatı yardımıyla, göze doğrudan dokunarak yaptığı ölçümdür. İşlem öncesi göze uyuşturucu damla damlatıldığı için hasta hiçbir ağrı hissetmez. Dünyadaki en hassas ve en güvenilir ölçüm yöntemidir.
Temassız (Hava Püskürtmeli) Tonometri: Göz polikliniklerine girildiğinde ilk yapılan, göze sadece hafif bir hava akımı üfleyerek korneanın esnekliğinden basınç hesaplayan hızlı tarama cihazıdır.
| ÖLÇÜM VERİSİ | OKÜLER HİDROLİK DURUM | KLİNİK PROTOKOL / AKSİYON |
|---|---|---|
| < 10 mmHg | Oküler Hipotansiyon (Düşük Basınç) | Altta yatan patolojilerin araştırılması |
| 10 - 21 mmHg | Normal Güvenli Aralık | Fizyolojik dengenin rutin izlemi |
| 22 - 25 mmHg | Sınırda Değer / Oküler Hipertansiyon | Yakın takip, kornea kalınlığı (Pakimetri) analizi |
| > 25 mmHg | Yüksek Göz Tansiyonu | Glokom şüphesi ile OCT analizi ve ilaç tedavisi |
| A LİFE SAĞLIK GRUBU | ||
Normal bir insanda göz içi basıncı 10 mmHg ile 21 mmHg (milimetre cıva) arasında olmalıdır. İki göz arasındaki basınç farkının 3 mmHg'den fazla olması veya değerin 21 mmHg üzerine çıkması glokom şüphesini doğurur.
Göz arkasındaki retina dokusunu ve görme sinir lifi tabakasının (RNFL) kalınlığını mikron (milimetrenin binde biri) düzeyinde tarayan, radyasyon içermeyen ileri teknoloji bir görüntüleme yöntemidir.
Bilgisayar yazılımı, hastanın sinir lifi kalınlığını kendi yaş grubundaki sağlıklı veri tabanıyla karşılaştırır. Hasarlı alanları sarı ve kırmızı renk kodlarıyla raporlar. OCT, görme alanında henüz hiçbir kayıp oluşmadan yıllar önce, hücresel düzeydeki sinir kayıplarını saptayabilen en hassas erken teşhis silahıdır.
Hastanın bir kubbe içine bakarak, çevreden merkeze doğru çakan mikro ışık sinyallerini gördüğü an elindeki butona basması esasına dayanan fonksiyonel bir testtir. Ortalama her bir göz için 5-7 dakika sürer.
Görme sinirindeki ölümlerin, hastanın dış dünyayı görmesinde bir "kör nokta" veya daralma yaratıp yaratmadığını haritalandırır. Glokomun görmeyi dış kenarlardan içe doğru daraltan (tünel vizyonu) ilerleme seyrini takip etmede altın standarttır.
Korneanın (gözün en önündeki saydam tabaka) kalınlığının mikron cinsinden ölçülmesi işlemine Pakimetri denir. Kornea kalınlığı bilinmeden yapılan hiçbir göz tansiyonu ölçümü tıbbi olarak tam doğru kabul edilemez.
Yalancı Yüksek Tansiyon riski (Kalın Kornea): İnsan gözünde ortalama ideal kornea kalınlığı 540 mikron civarındadır. Eğer bir hastanın kornea yapısı doğuştan kalınsa (örneğin 600 mikron), tonometri cihazı korneayı esnetmek için daha fazla dirençle karşılaşır ve göz içi basıncını olduğundan daha yüksek ölçer. Hasta aslında glokom değilken, kalın kornea yüzünden boş yere ilaç tedavisine başlanabilir.
Yalancı Düşük Tansiyon riski (İnce Kornea - En Tehlikelisi): Eğer hastanın korneası doğuştan inceyse (örneğin 490 mikron) veya hasta geçmişte lazerle göz çizdirme ameliyatı (LASIK/PRK) olmuşsa kornea direnci düşüktür. Cihaz göz tansiyonunu normal (16-17 mmHg) ölçebilir; fakat ince kornea düzeltme faktörü eklendiğinde gerçek tansiyon aslında 22-23 mmHg çıkabilir. Bu durum glokom tanısının gözden kaçmasına ve sinsi körlüğe zemin hazırlar.
Göz Tansiyonu (Glokom) tedavisinde temel ve tek bir klinik amaç vardır: Göz içi basıncını (GİB), hastanın görme sinirine (optik sinir) daha fazla zarar vermeyecek güvenli bir "hedef basınç" seviyesine indirmek. Glokom nedeniyle halihazırda ölmüş olan sinir liflerini ve kaybedilen görme alanını tıbben geri getirmek günümüz teknolojisinde ne yazık ki mümkün değildir. Bu nedenle tüm tedavi stratejileri mevcut görme kapasitesini ömür boyu korumak ve ilerlemeyi tamamen durdurmak üzerine kurulur.
Günümüz modern oftalmoloji kılavuzlarında glokom yönetimi; basamaklı bir yaklaşımla medikal tedavi (göz damlaları), ameliyatsız lazer uygulamaları ve ileri evrelerde cerrahi müdahaleler (glokom ameliyatları) olmak üzere üç ana sütunda yürütülür.
Göz tansiyonu tanısı konulmuş hastaların çok büyük bir kısmında ilk basamak tedavi yöntemi göz damlalarıdır. Bu damlalar, ya gözün içindeki berrak sıvının (aköz hümör) üretimini kısarak ya da sıvının dışarı boşaldığı kanallardan tahliyesini artırarak göz içi basıncını düşürürler.
Doğru Kullanım Kuralları:
Aynı Saatte Kullanım Altın Kuraldır: İlacın göz içindeki 24 saatlik basınç düşürücü etkisinin stabil kalması için, damlalar her gün mutlaka aynı saatte damlatılmalıdır. Saat sapmaları gün içinde ani basınç dalgalanmalarına yol açarak sinir liflerini aşındırır.
Lakrimal Ponksiyon (Göz Pınarına Bası): Damla damlatıldıktan hemen sonra göz pınarının burunla birleştiği noktaya parmakla 1-2 dakika hafifçe baskı uygulanmalıdır. Bu bariyer, ilacın göz pınarı kanallarından burun mukozasına geçip kana karışmasını engeller. Böylece hem ilacın gözdeki lokal etkisi artar hem de sistemik yan etki riski minimuma iner.
Sık Görülen Lokal Yan Etkiler:
Glokom damlaları (özellikle prostaglandin analogları ve beta-blokerler) uzun süreli kullanımda bazı geçici veya kalıcı lokal değişimlere yol açabilir:
Göz yüzeyinde kronik kızarıklık, yanma, batma ve ağır göz kuruluğu hissi,
Göz çevresindeki cilt renginde koyulaşma (morarma benzeri pigmentasyon artışı),
Kirpiklerde belirgin uzama, kalınlaşma ve renk koyulaşması,
Gözün etrafındaki yağ dokusunun hafifçe erimesine bağlı olarak göz küresinin içeri doğru çökmesi (glokomlu bakış).
Her gün damla damlatmakta zorlanan, unutkanlık yaşayan, damlaların yol açtığı şiddetli göz kuruluğuna dayanamayan veya maksimum doz ilaç kullanmasına rağmen göz tansiyonu hedef değerine düşmeyen Açık Açılı Glokom hastalarında SLT (Selektif Lazer Trabeküloplasti) harika bir ameliyatsız alternatiftir.
Nasıl Uygulanır? Poliklinik şartlarında, hastanın gözü damla ile uyuşturularak yapılan, ameliyathane gerektirmeyen ağrısız ve sadece 5-10 dakika süren bir işlemdir.
SLT lazeri, göz içi sıvısının boşaldığı süzgeç benzeri tıkalı kanallara (trabeküler ağ) mikro saniyeli soğuk lazer atışları yapar. Bu atışlar dokuyu yakmaz veya kesmez; sadece süzgeçteki tıkalı gözenekleri temizleyen hücreleri (makrofajları) uyararak biyolojik bir temizlik başlatır.
Sıvı tahliye kanalları açıldığı için göz içi basıncı ortalama %20-25 oranında düşer. Bu başarı, hastanın kullandığı damla sayısını azaltabilir veya erken evrelerde hastayı tamamen ilaçsız bir hayata taşıyabilir. Dokulara zarar vermediği için yıllar içinde etkisi azaldığında tekrar tekrar uygulanabilir güvenli bir teknolojidir.
Ne Zaman Yapılır? Glokom ameliyatlarının altın standardıdır. İlaçla kontrol altına alınamayan ilerlemiş açık veya kapalı açılı glokom vakalarında tercih edilir.
Nasıl Yapılır? Ameliyathanede lokal veya genel anestezi altında uygulanır. Göz hekimi, gözün beyaz kısmında (sklera) ve tıkalı olan süzgeç bölgesinde mikroskobik yeni bir pencere/tahliye kanalı açar. Göz içindeki fazla sıvı, bu yeni kanaldan dışarı sızarak üst kapak altındaki dokuların içine akar ve vücut tarafından emilir. Gözün içine doğal, yeni bir "tahliye vanası" kurulmuş olur.
Ne Zaman Yapılır? Daha önce geçirilmiş trabekülektomi ameliyatlarının başarısız olduğu, göz içi iltihaplarına bağlı gelişen dirençli (üveitik) glokomlarda, neovasküler (şeker hastalığına bağlı) glokomlarda veya göz travmaları sonrası gelişen agresif vakalarda tercih edilir.
Nasıl Yapılır? Gözün içine mikroskobik düzeyde, insan vücuduyla tam uyumlu silikon bir tüp ve bu tüpe bağlı minik bir valf (vana) mekanizması yerleştirilir. Göz içi basıncı tehlikeli sınıra geldiğinde bu valf kendiliğinden açılarak fazla sıvıyı kontrollü bir şekilde göz dışına tahliye eder; basınç normale döndüğünde ise kapanarak gözün tamamen sönmesini (hipotansiyonu) engeller.
Glokom ameliyatları veya lazer tedavileri, hastanın göz numarasını düzeltmek ya da görme keskinliğini artırmak için yapılan operasyonlar değildir. Ameliyat bittiğinde dünyanız daha net veya daha parlak olmayacaktır; ancak ameliyat sayesinde mevcut görme alanınız sabitlenecek ve sinsi körlük riskiniz tamamen bertaraf edilecektir. Glokom tedavisinde en büyük tehlike, "gözüm zaten iyi görüyor, ağrım da yok" diyerek damlaları aksatmak veya kontrolleri ertelemektir. Unutulmamalıdır ki, glokomun çaldığı görme sinir liflerini geri getirebilecek bir tıp teknolojisi henüz dünyada mevcut değildir.
Göz tansiyonu tanısı aldıysanız ve damlalarınızın yarattığı yan etkilerden yakınıyorsanız ya da ilaçlara rağmen düşmeyen göz tansiyonunuz için güvenilir bir cerrahi/lazer çözümü arıyorsanız; görme geleceğinizi modern SLT lazer sistemlerimiz ve mikrocerrahi altyapımızla koruma altına almak adına A Life Sağlık Grubu Göz Hastalıkları kliniklerine başvurabilir, uzman hekim kadromuzdan muayene randevunuzu güvenle oluşturabilirsiniz.
Araştırdığınız Hastalık Hakkında Uzman Hekimlerimiz Size Dönüş Sağlasın.
Glokom veya halk arasında bilinen adıyla göz tansiyonu; göz içindeki sıvı basıncının, görme fonksiyonumuzu beyne ileten optik sinire (görme siniri) geri dönüşümsüz zarar verecek düzeyde yükselmesiyle karakterize sinsi bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına (körlüğe) yol açabilen glokom, dünya genelindeki önlenebilir körlük nedenlerinin başında gelir.
Gözün ön kamarasında, dokuları besleyen "hümör aköz" adlı özel bir göz içi sıvısı sürekli üretilir ve aynı hızla özel kanallardan (trabeküler şebeke) geri emilir. Göz tansiyonu neden yükselir sorusunun temel yanıtı; bu tahliye kanallarında zamanla oluşan yapısal tıkanıklıklardır. Sıvı dışarı boşalamayıp içeride biriktiğinde göz içi basıncı artar ve görme sinirine mekanik baskı yapmaya başlar.
Sağlıklı bir insanda ideal göz içi basıncı ortalama 10 - 21 mm Hg (milimetre cıva) sınırları arasında olmalıdır. Bu bağlamda göz tansiyonu 19 normal mi sorusuna tek başına "evet, normal sınırlardadır" denebilir. Ancak kornea kalınlığı ince olan veya görme siniri hassas olan bazı hastalarda 19 değeri de hasar yaratabilir; bu duruma tıpta "normal basınçlı glokom" denir ve yakın takip gerektirir.
Genel olarak 21 mm Hg üzerindeki değerler şüpheli, 30 mm Hg ve üzerindeki değerler ise son derece tehlikeli kabul edilir. Göz tansiyonu kaç olursa kör eder sorusunun cevabı sadece rakama değil, basınca maruz kalınan süreye bağlıdır. Aylarca 25 mm Hg seviyesinde kalan bir tansiyon sinsi bir şekilde körlük yaratabilirken; 40 - 50 mm Hg gibi akut kriz seviyeleri gün ve saatler içinde görme sinirini tamamen kurutarak kalıcı körlüğe yol açabilir.
Glokom vakalarının %90'ını oluşturan "açık açılı glokom", başlangıçta hiçbir belirti vermez, ağrı yapmaz ve sinsi ilerler. Hastalık ancak ileri evrelerde, çevre görüşün (periferik vizyon) daralması ve tünel görüşü oluşmasıyla fark edilir. "Dar açılı" ani kriz türünde ise gözde şiddetli ağrı, kızarıklık, bulanık görme, ışıkların etrafında renkli halkalar görme, bulantı ve kusma gibi akut belirtiler ortaya çıkar.
Hastalarımızın en çok yanıldığı konulardan biri budur. Gözümüzün önünde parlak şeyler uçuşması, gözde ışık çakması veya göz önünde uçuşan siyah noktalar, doğrudan göz içi basıncı (glokom) belirtisi değildir. Bu semptomlar genellikle gözün içini dolduran vitreus sıvısının ayrışması, retina yırtılması veya migren kaynaklıdır. Göz tansiyonu siyah nokta yapmaz; o doğrudan görme alanını dıştan içe doğru daraltarak karartır.
Evet, vücuttaki genel kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon) göze vurabilir ancak bu durum "göz içi sıvı basıncı" olan glokomdan tamamen farklıdır. Tansiyonun göze vurması belirtileri, kan basıncının göz arkasındaki kılcal damarları patlatmasıyla oluşan retina kanamaları, göz içinde ani ödem ve buna bağlı ani görme kayıplarıdır. Yani yüksek tansiyon göz içi sıvısını değil, göz damarlarını vurur.
Sinsi ilerleyen kronik açık açılı göz tansiyonu genellikle hiç baş ağrısı yapmaz. Ancak göz içi basıncının aniden 40 mm Hg üzerine fırladığı dar açılı glokom krizlerinde; göz küresinde sertleşme ile birlikte aynı taraftaki şakağa, alna ve göz çevresine vuran, ağrı kesicilere yanıt vermeyen çok şiddetli bir baş ağrısı oluşur. Bu tabloya bulantı eşlik ediyorsa acil göz müdahalesi şarttır.
Doğuştan göz tansiyonu, anne karnındaki gelişim esnasında gözün sıvı tahliye kanallarının tam oluşamaması nedeniyle bebeklerde görülen nadir bir glokom türüdür. Bebeklerde gözlerin normalden çok büyük ve irileşmiş olması (buftalmus), ışığa karşı aşırı hassasiyet (fotofobi), sürekli göz sulanması ve gözün renkli kısmının puslu/gri görünmesi ile fark edilir. Erken cerrahi müdahale bebeğin görmesini kurtarmak için hayati önem taşır.
Göz tansiyonu rutin muayenelerde "Tonometre" adı verilen cihazlarla göze hava üflenerek veya doğrudan korneaya dokunarak milisaniyeler içinde ölçülür. Ancak sadece tansiyon ölçümü glokom tanısı için yetersizdir. Kesin teşhis için; göz arkasındaki sinir liflerini milimetrik tarayan OCT (Optik Koherens Tomografi), görme sinirinin fiziksel durumunu gösteren göz dibi muayenesi ve hücre kayıplarını saptayan Bilgisayarlı Görme Alanı Testi bir arada uygulanmalıdır.
Glokom tamamen ortadan kalkan bir hastalık değildir ancak ilerlemesi durdurulabilir. Göz tansiyonu tedavisi kapsamında ilk adım, göz içi sıvı üretimini azaltan veya çıkışını artıran ömür boyu düzenli kullanılması gereken göz damlalarıdır. Damlaların yetersiz kaldığı veya hastanın tolere edemediği durumlarda, poliklinik ortamında uygulanan lazer tedavileri (SLT/YAG Lazer) ile tahliye kanalları cerrahisiz açılabilmektedir.
Hayati bir klinik uyarı olarak; evde göz tansiyonu nasıl düşürülür sorusunun tıbbi veya bitkisel hiçbir formülü yoktur. İnternette satılan bitki kürleri veya damlalar göz içi basıncını düşürmez; aksine tedavi geciktiği için görme sinirinin kalıcı olarak kurumasına ve körlüğe zemin hazırlar. Göz tansiyonu sadece ve sadece uzman hekimin reçete edeceği medikal damlalar ve cerrahi yöntemlerle düşürülebilir.
Maksimum dozda ilaç (damla) tedavisine ve lazer uygulamalarına rağmen göz tansiyonu hedeflenen güvenli sınırların altına indirilemiyorsa ve hastanın görme alanı daralmaya devam ediyorsa glokom ameliyatı zorunlu hale gelir. En sık yapılan Trabekülektomi ameliyatında; göz içi sıvısının arkaya, göz akının (sklera) altına rahatça sızabilmesi için mikrocerrahi yöntemle yapay, yeni bir tahliye kanalı oluşturulur.
Glokom ameliyatı sonrası erken dönemde gözün tam iyileşmesi ve yeni oluşturulan kanalın stabilize olması ortalama 3 ila 4 hafta sürer. Göz tansiyonu olanlar ve yeni ameliyat geçirenler; ilk bir ay boyunca gözü kesinlikle ovalamamalı, mikrop kapmaması için su değdirmemeli, ağır kaldırmaktan ve başı öne eğerek uzun süre durmaktan (göz içi basıncını artıracağı için) kesinlikle kaçınmalıdır.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.