Bağırsak kanseri (kolorektal kanser), kalın bağırsak veya rektumdaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan ilerleyici bir kanser türüdür. Çoğunlukla bağırsak duvarında oluşan iyi huylu poliplerin zamanla kanserleşmesiyle gelişen bu hastalık; dışkıda kan, geçmeyen karın ağrısı, nedensiz kilo kaybı ve dışkılama alışkanlıklarında (ishal/kabızlık) kalıcı değişiklikler ile kendini gösterir.
Gastroenteroloji ve Genel Cerrahi polikliniklerimizde, hastalarımızın check-up taramalarında veya rutin kolonoskopi işlemlerinde en çok peşine düştüğümüz, tıp dünyasında ise en çok çekindiğimiz hastalıkların başında bağırsak kanseri gelir. Tıbbi literatürdeki adıyla Kolorektal Kanser, sindirim sistemimizin son halkası olan kalın bağırsağın (kolon) ve bu halkanın dışa açılan son 15-20 santimlik kısmının (rektum) iç duvarından kaynaklanan kötü huylu tümörlerdir.
Bağırsak kanseri, bir gecede ya da birkaç haftada aniden ortaya çıkan bir hastalık değildir. Tam aksine, içerideki ilk hücresel bozulmanın gözle görülür bir tümöre dönüşmesi genellikle 8 ila 10 yıl gibi çok uzun ve sinsi bir zaman dilimini bulur. Hastalığın bu kadar yavaş ilerlemesi, tıp dünyasına inanılmaz bir fırsat sunar: Bağırsak kanseri, dünyada henüz kanserleşmeden yakalanıp tamamen önlenebilen nadir kanser türlerinden biridir.
Bağırsak kanserlerinin %90'ından fazlası, bağırsak iç duvarını kaplayan sağlıklı hücrelerin durup dururken kontrolsüzce çoğalarak oluşturduğu polip adı verilen küçük et benlerinden köken alır.
İçerideki bu biyolojik süreç adım adım şu şekilde ilerler:
Polip Oluşumu: Kalın bağırsağın nemli iç yüzeyinde, genellikle iyi huylu olan küçük hücre kümeleri (adenomatöz polipler) belirir. Bu evrede hasta hiçbir ağrı, sızı veya kanama hissetmez.
Genetik Mutasyon: Yıllar geçtikçe, beslenme hataları, sigara veya genetik yatkınlık nedeniyle bu polibin DNA yapısı bozulmaya başlar.
Kanserleşme ve İstilâ: Hücreler tamamen çıldırır; polip büyür, bağırsağın derin kas tabakalarına doğru kök salar ve çevre lenf bezlerine sıçrama (metastaz) kabiliyeti kazanır.
Klinikte teşhis koyduğumuz hastaların ve ailelerinin hıçkırıklar içinde sorduğu ilk soru neredeyse hiç değişmez: "Hocam, biz nerede hata yaptık, bu hastalık durup dururken neden oldu?"
Bağırsak kanseri (kolorektal kanser), piyangodan çıkan bahtsız bir tesadüf değildir. İnsan vücudunun en uzun ve en aktif çalışan boşaltım otobanında, yani kalın bağırsakta meydana gelen bu tümöral oluşumlar, aslında genetik mirasımız ile yıllar boyu cildimize, mutfağımıza ve ruhumuza uyguladığımız yaşam tarzının sessiz bir çarpışmasıdır.
Hücrelerin kendi kendini imha etme (apoptozis) komutunu unutup çıldırmasının arkasında çok net biyolojik ve çevresel kök nedenler yatar. İçerideki o sinsi dönüşümü başlatan ana suçluları doğrudan klinik gerçeklerle masaya yatıralım.
Kalın bağırsağın iç yüzeyi, sürekli yenilenen nemli bir mukoza tabakasıyla kaplıdır. Her sağlıklı hücre gibi buradaki hücreler de doğar, görevini yapar ve ölür. Ancak bazen, yaşlanan hücreler ölmek yerine bağırsak duvarında kümelenmeye başlar. Tıpta polip dediğimiz bu küçük et benleri, bağırsak kanserinin neredeyse %90'ının başlangıç noktasıdır.
Her polip kanser değildir; ancak içerideki iltihap, kötü beslenme veya genetik hasar devam ettikçe, bu masum et benlerinin DNA yapısı ortalama 8-10 yıl içinde radikal bir mutasyona uğrayarak pimi çekilmiş bir bombaya, yani agresif bir tümöre dönüşür.
Kalın bağırsak, yediğimiz yiyeceklerin kimyasal atıklarıyla en uzun süre temas eden organdır. Dolayısıyla mutfağımız, bağırsağımızın kaderini çizer.
Kırmızı Et ve İşlenmiş Gıdalar: Mangalda kömürleşen etler, salam, sosis, pastırma gibi nitrit ve nitrat içeren tütsülenmiş şarküteri ürünleri bağırsak hücreleri için doğrudan birer toksindir. Bu gıdalar sindirilirken açığa çıkan kimyasallar, bağırsak duvarındaki DNA sarmalını doğrudan zedeler.
Lif (Posa) Fakiri Beslenme: Fast-food ağırlıklı, beyaz unlu, sebze ve meyveden uzak beslendiğinizde bağırsak tembelleşir. Dışkı içeride günlerce bekler. Toksik ve kanserojen maddeler bağırsak duvarıyla ne kadar uzun süre temas halinde kalırsa, oradaki hücrelerin kanserleşme riski o kadar doğrusal artar.
Yıllarca süren ve kontrol altına alınamayan Ülseratif Kolit veya Crohn gibi kronik iltihabi bağırsak hastalıkları, bağırsak duvarını adeta sürekli açık kalan bir yara haline getirir. Vücut, o bölgedeki hasarlı dokuyu tamir edebilmek için sürekli yeni hücre üretmek zorunda kalır. Hücre üretim hızı bu kadar yüksek ve kronik bir iltihap baskısı altında olduğunda, üretim bandında "hatalı/mutasyonlu hücre" çıkma olasılığı tavan yapar. 20 yılı aşkın süredir aktif ülseratif kolit hastası olan bireylerde kanser riskinin bu denli yüksek olmasının tıbbi biyolojisi budur.
Bazı insanlar bağırsak kanseri yarışına maalesef birkaç adım geride başlar. Eğer birinci derece akrabalarınızda (anne, baba, kardeş) 50 yaşından önce bağırsak kanseri veya yaygın polip öyküsü saptandıysa, sizin de riskiniz normal topluma göre en az 2-3 kat daha fazladır. Bunun da ötesinde, Lynch Sendromu veya FAP (Familyal Adenomatöz Polipozis) gibi doğrudan anne-babadan çocuğa aktarılan bozuk genler mevcuttur. Özellikle FAP hastalarında, ergenlik döneminden itibaren bağırsakta binlerce polip ürer ve bu polipler müdahale edilmezse ilerleyen yaşlarda %100 oranında kansere dönüşür.
Patoloji laboratuvarından gelen o rapor zarfını açtığınızda, karşınıza sadece yalın bir "bağırsak kanseri" ifadesi çıkmaz. Altında Latince ve tıp dilinde yazılmış karmaşık terimler yer alır: Adenokarsinom, GİST, Karsinoid Tümör...
Bunun sebebi, halk arasında tek bir isimle anılan bağırsak (kolorektal) kanserinin aslında tek bir hastalıktan ibaret olmamasıdır. Kalın bağırsağın etinde, bezinde, sinirinde veya bağışıklık hücrelerinde başlayan kanserlerin her biri, mikroskobun altında tamamen farklı bir kimliğe bürünür.
Kanserin hangi hücre tipinden köken aldığı (histolojik türü), uygulanacak kemoterapinin cinsini, akıllı ilaçların seçimi, ameliyatın sınırlarını ve hastalığın geleceğini (prognozunu) baştan aşağı değiştiren en hayati parametredir.
İşte kalın bağırsakta karşımıza çıkan ve tedavi stratejisini tamamen baştan yazdıran ana bağırsak kanseri türleri:
Eğer bir hastaya bağırsak kanseri teşhisi konduysa, bu çok büyük bir ihtimalle adenokarsinomdur. Kalın bağırsağın ve rektumun iç yüzeyini kaplayan, bağırsağın nemli kalmasını sağlayan mukus (sümüksü sıvı) salgılayan bez hücrelerinden (glandüler hücreler) köken alır.
Adenokarsinomlar da kendi içlerinde hücrelerin davranış agresifliğine göre çok kritik iki alt türe ayrılır:
Müsinöz Adenokarsinom: Tümör hücrelerinin yoğun miktarda mukus (jel benzeri sıvı) ürettiği türdür. Kalın bağırsak kanserlerinin yaklaşık %10 ila %15'ini oluşturur. Bu mukus havuzları, kanser hücrelerinin çevre dokulara daha sinsi ve hızlı yayılmasına yol açabilir. Standart tedavilere karşı biraz daha dirençli olma eğilimindedir.
Taşlı Yüzük Hücreli Karsinom (Signet Ring Cell): Oldukça nadir (%1'den az) ama bağırsak kanserlerinin en agresif, en hızlı ilerleyen alt tipidir. Hücrenin içindeki yoğun mukus salgısı, hücre çekirdeğini kenara doğru iterek mikroskop altında hücreye tıpkı bir "taşlı yüzük" görüntüsü verir. Erken evrede yakalanması zordur ve çok sıkı bir onkolojik takip gerektirir.
Bağırsaklarımız sadece sindirim yapmaz; aynı zamanda sindirim ritmini düzenleyen özel hormonlar salgılayan nöroendokrin hücrelerle doludur. İşte bu hormon üreten hücrelerden köken alan tümörlere Nöroendokrin Tümörler (NET) veya eski adıyla Karsinoid Tümörler denir.
Genellikle adenokarsinomlara göre çok daha yavaş büyürler.
En sinsi özellikleri, aşırı miktarda hormon (örneğin serotonin) salgılayarak hastada durup dururken çıkan sıcak basmaları, kronik ishal ve hırıltılı nefes alma (Karsinoid Sendrom) gibi sindirim dışı belirtilerle kendilerini ele vermeleridir.
GİST’ler, bağırsağın iç yüzeyindeki mukoza hücrelerinden değil; bağırsağın kas tabakasında yer alan ve bağırsağın o dalgalı kasılma hareketini yöneten "Cajal" isimli özel pacemaker (ritim) hücrelerinden köken alır.
Bu tümörler klasik bağırsak kanserlerinden tamamen farklı bir biyolojiye sahiptir.
Tedavisi Farklıdır: GİST tedavisinde standart kemoterapi ilaçları neredeyse hiç işe yaramaz. Bunun yerine tümörün büyüme sinyallerini hücresel düzeyde kilitleyen, "tirozini kinaz inhibitörleri" adı verilen özel akıllı haplar (hedefe yönelik tedaviler) kullanılır.
Bağırsaklarımız, vücudun en büyük bağışıklık (lenf) ağına ev sahipliği yapar. Eğer kanser bağırsağın kendi hücrelerinde değil de, bağırsak duvarındaki bu lenf bezlerinde ve koruyucu beyaz kan hücrelerinde (lenfositler) başlarsa buna kolorektal lenfoma denir.
Genellikle Hodgkin dışı (Non-Hodgkin) lenfoma grubundadırlar.
Tedavi süreçlerinde cerrahi operasyonlardan ziyade doğrudan sistemik kemoterapi ve immünoterapi protokolleri ön plana çıkar.
Genel Cerrahi kliniklerimizde patoloji raporu çıktıktan sonra hastaların ve hasta yakınlarının en çok kilitlendiği, gözyaşları içinde cevabını aradığı tek bir soru vardır: "Hocam, kanser kaçıncı evrede, kurtulma şansımız var mı?"
Evreleme, hastaya biçilmiş bir ömür süresi veya bir son dakika kararı değildir. Evreleme; onkoloji konseyinin tümörün boyutunu, bağırsağın hangi katmanına kadar sızdığını ve vücutta nereleri ziyaret ettiğini anlamak için kullandığı ortak bir tıbbi haritadır. Tedavinin ameliyatla mı başlayacağı, yoksa önce kemoterapiyle tümörün küçültüleceği mi tamamen bu evreleme algoritmasına göre belirlenir.
Dünya genelinde bağırsak (kolorektal) kanserleri, Amerikan Kanser Komitesi'nin (AJCC) belirlediği TNM sistemine (Tumor: Tümörün derinliği, Node: Lenf bezleri, Metastasis: Uzak organ yayılımı) göre Evre 0'dan Evre 4'e kadar sınıflandırılır.
İçerideki tümöral büyümenin anatomik sınırlarını ve evrelerin klinik anlamlarını doğrudan tıp dünyasındaki gerçekleriyle inceleyelim.
Kanserin en erken, en masum evresidir. Kanserli hücreler sadece kalın bağırsağın en iç yüzeyini kaplayan nemli tabakada (mukoza) sınırlıdır. Hücreler henüz bağırsağın kendi derin dokularına, kas tabakasına veya damarlarına sızmamıştır.
Klinik Yaklaşım: Bu evrede yakalanan tümörler genellikle rutin bir kolonoskopi esnasında saptanan poliplerdir. Polibin kolonoskopiyle kesilip alınması (polipektomi) hastayı ek bir büyük ameliyata gerek kalmadan %100'e yakın başarıyla kanserden kurtarır.
Tümör artık mukoza tabakasını aşmış, bağırsağın altındaki gevşek dokuya (submukoza) veya bağırsağı kasan kalın kas tabakasına (muskularis propria) doğru ilerlemiştir. Ancak bağırsak duvarının dış sınırını henüz geçmemiştir. Çevredeki lenf bezlerinde veya uzak organlarda hiçbir kanser hücresi yoktur.
Klinik Yaklaşım: Tedavinin ana omurgası cerrahidir. Tümörlü bağırsak segmenti ameliyatla temiz sınırlarla çıkarılır. Genellikle ameliyat sonrası ek bir kemoterapi (koruyucu tedavi) verilmesine gerek kalmaz.
Tümör artık kalın bağırsağın tüm duvar katmanlarını delip geçmiş, bağırsağın dışını kaplayan zara (seroza) ulaşmış veya komşu organlara (örneğin mesane, rahim veya karın duvarı) doğrudan temas etmeye başlamıştır. Evre 2'nin en kritik özelliği, tümör duvardan dışarı taşmış olsa bile yakındaki lenf nodlarına (bezlerine) henüz sıçramamış olmasıdır.
Klinik Yaklaşım: Cerrahi olarak tümörün çıkarılması şarttır. Ancak hücrelerin mikroskobik düzeyde damarlara sızma durumu (lenfovasküler invazyon) veya tümörün agresiflik derecesine bakılarak ameliyat sonrasında koruyucu kemoterapi verilip verilmeyeceğine karar verilir.
Kanser hücresi boyutu ne olursa olsun, kalın bağırsağın çevresinde yer alan ve vücudun savunma mekanizması olan lokal lenf bezlerine (nodlarına) sıçramışsa hastalık doğrudan Evre 3 kabul edilir. Kanser, lenf kanallarını bir otoban gibi kullanarak bağırsağın dışındaki kalelere yerleşmiştir ancak henüz karaciğer veya akciğer gibi uzak organlara ulaşmamıştır.
Klinik Yaklaşım: Sadece ameliyat bu evrede tek başına yeterli değildir. Cerrahi operasyonla hem bağırsak hem de o bölgedeki tüm lenf bezleri titizlikle temizlenir. Ameliyatın ardından, geride kalmış olabilecek mikroskobik hücreleri yok etmek amacıyla mutlaka sistemik kemoterapi protokolü uygulanır.
Kanser hücreleri kan akımı veya gelişmiş lenf yolları vasıtasıyla kalın bağırsaktan tamamen kopmuş; vücudun uzak bölgelerine göç etmiştir. Bağırsak kanserinin en sık ziyaret etmeyi sevdiği organlar karaciğer, akciğerler, karın zarı (periton) ve nadiren kemiklerdir.
Klinik Yaklaşım: Modern onkolojide Evre 4 artık çaresiz bir aşama değildir. Akıllı ilaçlar (hedefe yönelik tedaviler), immünoterapiler ve nokta atışı cerrahi/girişimsel radyoloji yöntemleri (RFA, TARE vb.) sayesinde karaciğerdeki metastazlar bile tamamen temizlenebilmekte, hastalık kronik ve kontrol edilebilir bir faza çekilebilmektedir.
Gastroenteroloji ve Genel Cerrahi polikliniklerimizde hastalarımızın öykülerini dinlerken en sık karşılaştığımız tehlikeli cümle şudur: "Hocam, birkaç aydır dışkımda kan görüyordum ama hemoroidim (basur) var sandım, geçer diye bekledim." İşte bağırsak kanserinin (kolorektal kanser) tıp dünyasında bu denli sinsi kabul edilmesinin asıl sebebi budur. Kalın bağırsak, erken evrelerde acı reseptörlerini kolay kolay tetiklemez; sessizce büyür ve belirtilerini günlük hayatta çok rahatlıkla "üzerine yatılabilecek" masum sindirim sorunlarının arkasına gizler.
Bağırsak kanserini henüz yolun başındayken yakalayabilmek, vücudun tuvalet alışkanlıklarınız üzerinden verdiği mikroskobik alarmları doğru okumaktan geçer. Eğer cildinizde, kilonuzda veya tuvalet rutininizde aşağıdaki değişimleri gözlemliyorsanız, içerideki biyolojik saatin alarm verdiğini bilmeniz gerekir.
Her insanın kendine has bir tuvalet ritmi vardır. Kimi günde iki kez çıkar, kimi iki günde bir. Önemli olan sizin kendi normalinizin dışına çıkılması ve bu durumun 3 haftadan uzun süre kalıcı hale gelmesidir.
Nedensiz İshal ve Kabızlık Döngüsü: Ortada hiçbir gıda zehirlenmesi, diyet değişimi veya seyahat yokken aniden başlayan inatçı ishal atakları veya tam tersine kronikleşen, müshil ilaçlarına bile yanıt vermeyen kabızlık dönemleri kalın bağırsak duvarında büyüyen bir kitlenin habercisi olabilir.
Dışkının Kalem Gibi İncelmesi: Tümör bağırsak kanalının içinde büyüdükçe, dışkının geçeceği tüneli daraltır. Dışkı bu dar alandan geçerken mekanik olarak ezilir. Eğer son dönemde dışkınızın şerit şeklinde, normalden belirgin derecede ince (kalem gibi) çıktığını fark ediyorsanız, bu durum bağırsağın tıkanmaya başladığının net bir fiziksel işaretidir.
Bağırsak kanseri belirtileri arasında en net olanı ama en çok ihmal edileni kanamadır. Tümörün yüzeyi kırılgandır ve dışkı oradan her geçişinde tümör dokusunu zedeleyerek kanamaya yol açar.
Rengine Göre Kanın Şifresi: Kanın rengi, tümörün bağırsağın neresinde olduğuna dair cerraha harita sunar. Eğer tümör kalın bağırsağın başlangıç kısımlarındaysa (sağ kolon), kan dışkıyla birlikte uzun yol kat ettiği için sindirilir ve dışkı rengi katran gibi siyah veya çok koyu vişne çürüğü renginde gelir. Eğer tümör çıkışa yakınsa (sol kolon veya rektum), dışkının üzerine bulaşmış parlak kırmızı kan görülür.
Açıklanamayan Demir Eksikliği (Kansızlık): Bazen tümör o kadar küçük kanar ki gözle bunu seçemezsiniz (gizli kan). Vücut her gün damla damla kan kaybeder. Özellikle erkeklerde ve menopoz sonrası kadınlarda, beslenme normal olduğu halde aniden ortaya çıkan inatçı demir eksikliği anemisi, aksi kanıtlanana kadar bağırsak kanseri şüphesiyle incelenmelidir.
Tenezm (Yalancı Sıkışma): Tuvalete gidersiniz, ihtiyacınızı giderirsiniz ancak kalktığınız an içeride hala bir şeyler kalmış gibi huzursuz edici bir hisle boğuşursunuz. Rektum bölgesine yerleşen tümörler, bağırsak sinirlerini sürekli baskılayarak beyne "içeride dışkı var" sinyali gönderir. Hasta gün boyu defalarca tuvalete koşar ama her seferinde hüsranla döner.
Gaz ve Şişkinlik Sancısı: Karnın genelinde veya özellikle sağ/sol alt kadranlarda yoğunlaşan, gaz sancısıyla karışık kramp tarzı ağrılar baş gösterir. Ağrıya bazen dışarıdan elinize gelen sert yumrular (kitle hissi) eşlik edebilir.
Kanser hücreleri büyürken vücudun tüm enerji kaynaklarını ve besinlerini adeta bir parazit gibi sömürer. Bu da sindirim sistemi dışındaki alanlarda kendini belli eder:
İstemsiz Hızlı Kilo Kaybı: Herhangi bir diyet veya ağır spor yapmadığınız halde, son 6 ay içinde vücut ağırlığınızın %5 veya daha fazlasını aniden kaybettiyseniz içeride agresif bir metabolik süreç işliyor demektir.
Kronik Yorgunluk ve Soluk Cilt: Dinlenmekle geçmeyen, sabahları yataktan kalkmayı zorlaştıran ağır bir halsizlik hissi. Genellikle sinsi kan kaybının yarattığı kansızlığın (anemi) doğrudan bir sonucudur.
Patoloji ve evreleme sonuçları netleştiğinde, kansere karşı uygulanacak tedavi haritası da onkoloji konseylerinde masaya yatırılır. Modern tıp dünyasında artık her hastaya aynı kemoterapi şablonunu uygulama dönemi tamamen kapanmıştır. Günümüzde bağırsak (kolorektal) kanseri tedavisi; tümörün kalın bağırsağın tam olarak hangi santimetresinde yerleştiğine, hücrelerin genetik mutasyonlarına (biyolojik şifrelerine) ve hastalığın yayılım derecesine göre tamamen terzi usulü, yani kişiye özel planlanır.
Tedavinin başarısı; cerrahinin gücü, akıllı ilaçların nokta atışı etkisi ve radyoterapinin lokal başarısının senkronize bir şekilde birleştirilmesine bağlıdır.
Bağırsak Kanseri Ameliyatı, Evre 4'ün bazı çok ileri safhaları hariç, bağırsak kanserinde kalıcı iyileşme (kür) sağlamanın en temel yolu tümörlü dokunun cerrahi olarak vücuttan uzaklaştırılmasıdır.
Temiz Sınırlarla Rezeksiyon: Cerrah, sadece tümörün olduğu bölgeyi kesip almakla kalmaz. Tümörün çevresindeki sağlıklı bağırsak dokusundan da güvenli bir marj bırakarak kesim yapar. Ayrıca, kanserin ilk sıçrayabileceği o bölgeyi besleyen tüm lenf bezleri de (lenf diseksiyonu) bağırsakla birlikte tek blok halinde çıkarılır.
Anastomoz (Bağlama) ve Stoma Durumu: Tümörlü kısım çıkarıldıktan sonra, sağlıklı kalan iki bağırsak ucu birbirine dikilerek (anastomoz) sindirim sisteminin sürekliliği yeniden sağlanır. Eğer tümör çıkışa (anüse) çok yakınsa veya bağırsağın güvenle dikilmesi riskliyse, bağırsak geçici veya kalıcı olarak karın duvarına ağızlaştırılabilir (kolostomi/ileostomi - yapay makat).
Minimal İnvaziv Teknoloji: Günümüzde bu ameliyatlar karnı boydan boya yaran açık ameliyatlar yerine, sadece birkaç küçük delikten girilerek yapılan Laparoskopik veya Robotik cerrahi yöntemleriyle gerçekleştirilmektedir. Bu teknoloji, hastanın ameliyat sonrası ağrısını minimuma indirirken, hastanede kalış süresini kısaltır ve normal hayata dönüşü hızlandırır.
Kemoterapi, kanser hücrelerinin bölünmesini ve çoğalmasını engelleyen sistemik ilaç tedavisidir. Tedavideki zamanlamasına göre iki farklı stratejiyle uygulanır:
Adjuvan (Koruyucu) Kemoterapi: Ameliyatla tümör tamamen temizlendikten sonra uygulanır. Amaç, görüntüleme cihazlarında (BT, MR, PET) seçilemeyecek kadar küçük olan ve kanda dolaşma ihtimali bulunan mikroskobik kanser hücrelerini yok ederek hastalığın nüksetmesini (tekrarlamasını) engellemektir. Genellikle Evre 3 ve bazı riskli Evre 2 vakalarında 3 ila 6 ay boyunca uygulanır.
Neoadjuvan (Ameliyat Öncesi) Kemoterapi: Özellikle rektum kanserlerinde veya karaciğerde sınırlı metastazı olan vakalarda ilk adım olarak tercih edilir. Ameliyattan önce verilerek tümörün boyutunu küçültmek, cerrahın işini kolaylaştırmak ve bağırsağı koruyucu ameliyatlar yapabilmek hedeflenir.
Kanser tedavisindeki en büyük devrim, sağlıklı hücrelere zarar vermeden sadece tümör hücrelerinin büyüme sinyallerini kilitleyen ilaçların keşfidir.
Biyolojik Akıllı İlaçlar (Monoklonal Antikorlar): Tümör dokusundan alınan genetik haritada KRAS, NRAS ve BRAF genlerinin durumuna bakılır. Eğer genler uygunsa, tümörün yeni damarlar oluşturarak beslenmesini engelleyen (Anti-VEGF) veya hücrenin büyüme sinyal yollarını kapatan (Anti-EGFR) akıllı moleküller kemoterapiye eklenir.
İmmünoterapi (Bağışıklık Aşısı): Eğer patoloji raporunda tümörün "Mikrosatellit İnstabilitesi" (MSI-High) adı verilen bir genetik tamir mekanizması bozukluğu saptanırsa immünoterapi ilaçları devreye girer. Bu ilaçlar, kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden gizlenmesini sağlayan maskeleri düşürür; böylece vücudun kendi savunma hücreleri kanseri saptayıp yok eder.
Kalın bağırsağın iç kısımlarında (kolonda) radyoterapinin yeri oldukça sınırlıdır. Ancak leğen kemiğinin içi gibi dar bir alana sıkışmış olan Rektum kanserlerinde radyoterapi hayati bir silahtır. Genellikle neoadjuvan (ameliyat öncesi) dönemde kemoterapi ile eş zamanlı uygulanarak tümörün küçülmesi ve anüs kaslarının korunması sağlanır.
Bağırsak kanseri tedavisi, tek bir cerrahın veya tek bir onkologun bireysel kararlarıyla yürütülemeyecek kadar kompleks bir süreçtir. Tedavideki en yüksek başarı ve sağkalım oranları; cerrahın el becerisi, onkologun ilaç vizyonu ve radyologun milimetrik evreleme yeteneğinin aynı masa etrafında toplanmasıyla elde edilir. Bu hastalık karşısında en büyük gücümüz, doğru zamanda kurulacak bilimsel bir tedavi barikatıdır.
Ankara genelinde tıp teknolojisinin en son imkanlarını hasta konforuyla harmanlayan tüm yerleşkelerimizde (Etimesgut, Pursaklar, Altındağ, Eryaman, Sincan, Batıkent ve Aydınlıkevler) hizmet sunan A Life Sağlık Grubu hastanelerimizde; bağırsak kanserine karşı multidisipliner bir tedavi vizyonu uyguluyoruz.
Gelişmiş laboratuvar ve patoloji altyapımızla tümörünüzün genetik mutasyon haritasını (KRAS, NRAS, BRAF, MSI) çıkarıyor; Gastroenteroloji, Cerrahi Onkoloji, Medikal Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi ve Girişimsel Radyoloji uzmanlarımızın ortak katılımıyla kurulan Tümör Konseylerimizde size en uygun akıllı ilaç ve operasyon zamanlamasını netleştiriyoruz. Cerrahi süreçlerde ise büyük kesi izlerini ortadan kaldıran, hastanede yatış süresini minimuma indiren kapalı (Laparoskopik ve Robotik Cerrahi) sistemleri güvenle hayata geçiriyoruz. "Hayatınıza Sağlık Katıyoruz" mottomuzla, bu zorlu süreci en konforlu ve en doğru tıbbi adımlarla aşmanız için kesintisiz olarak yanınızdayız.
Patoloji raporunuzun detaylı onkolojik analizini yaptırmak, hücre tipinize ve evrenize özel kapalı ameliyat veya akıllı ilaç seçeneklerini onkoloji konseyimizle değerlendirmek için A Life Sağlık Grubu çağrı merkezimizi arayabilir veya web sitemiz üzerinden online randevunuzu hızla oluşturabilirsiniz.
Araştırdığınız Hastalık Hakkında Uzman Hekimlerimiz Size Dönüş Sağlasın.
Kalın bağırsak kanseri belirtileri ve kolon kanseri belirtileri: En yaygın klinik bulgular; dışkılama alışkanlıklarında kalıcı değişiklikler (nedensiz ishal veya geçmeyen kabızlık), makattan kan gelmesi, dışkıda kan görülmesi, sürekli karın ağrısı-gaz sancısı ve kilo kaybıdır.
Mide ve kalın bağırsak kanseri belirtileri: Mide kanserinde erken doyma, yemekten sonra kusma, yutma güçlüğü ve mide bölgesinde ağrı ön plandadır. Mide bağırsak kanseri belirtileri alt sindirim sistemine (kalın bağırsağa) ulaştığında ise tabloya dışkıda şekil bozukluğu, kanama ve bağırsak alışkanlıklarında düzensizlik eklenir.
Bağırsak kanseri nasıl anlaşılır: Genellikle sinsi ilerleyen bir hastalık olsa da, hastanın fark edebileceği ilk bağırsak kanseri belirtisi, açıklanamayan kronik halsizlik ve dışkının şerit gibi incelmesidir. Kesin tanı ise altın standart olan kolonoskopi işlemi ve şüpheli dokudan alınan biyopsi ile konulur.
Bağırsak kanseri dışkısı nasıl olur veya dışkılama bağırsak kanseri dışkısı: Tümörün bağırsak kanalını daraltması nedeniyle dışkı genellikle normalden çok daha ince, uzun ve "kalem" veya "şerit" şeklinde olur. Bağırsak kanseri dışkısı üzerinde gözle görülür parlak kırmızı veya koyu kahverengi kan sızıntıları bulunması en karakteristik özelliktir.
Keçi pisliği kaka bağırsak kanseri dışkısı: Tek başına kanser anlamına gelmez, genellikle lifsiz beslenme ve şiddetli kabızlık işaretidir; ancak bu duruma kanama eşlik ediyorsa tümör tıkanıklığı düşünülmelidir.
Mukus bağırsak kanseri dışkısı: Dışkıda sümüksü (mukuslu) salgının belirgin şekilde artması, bağırsak duvarındaki tümörün yarattığı irritasyonun bir belirtisi olabilir.
Bağırsak kanseri kan tahlilinde belli olur mu: Rutin kan sayımında kanser hücresi görülmez ancak gizli kanamaya bağlı olarak gelişen derin demir eksikliği ve anemi (kansızlık) saptanır. Özellikle ileri yaşta, durduk yere ortaya çıkan demir eksikliği anemisi, kalın bağırsak kanserinin en önemli dolaylı laboratuvar sinyalidir. Tümör belirteci olan CEA testi de tanıya yardımcı olur.
İlaçlı tomografide bağırsak kanseri belli olur mu: Evet, kontrast maddeli (ilaçlı) batın tomografisi bağırsak duvarındaki kalınlaşmaları, büyük kitleleri ve kanserin çevre lenf bezlerine veya uzak organlara yayılıp yayılmadığını büyük oranda gösterir. Ancak küçük polipleri saptamada kolonoskopinin yerini tutamaz.
Bağırsak kanseri testi nasıl yapılır: En yaygın tarama testi dışkıda gizli kan (GGK) testidir. Bağırsak kanseri testi tek çizgi nedir: Eczanelerden veya sağlık ocaklarından alınan hızlı dışkı test kitlerinde "tek çizgi" (C çizgisi) çıkması, testin negatif olduğunu yani dışkıda gizli kan saptanmadığını gösterir. İki çizgi çıkması durumunda kolonoskopi zorunludur.
Kalın bağırsak kanseri neden olur: Genetik yatkınlık (ailede kolon kanseri öyküsü), bağırsak polipleri, işlenmiş ve tütsülenmiş et ağırlıklı beslenme, obezite, sigara kullanımı ve Crohn veya Ülseratif Kolit gibi kronik iltihabi bağırsak hastalıkları kolon kanserinin temel nedenleri arasındadır.
İnce bağırsak kanseri, kalın bağırsak tümörlerine kıyasla çok daha nadir görülür. En belirgin ince bağırsak kanseri belirtileri; göbek çevresinde kramp tarzında ağrılar, tıkanma hissine bağlı mide bulantısı-kusma ve sarılıktır. İnce bağırsak anatomik olarak daha dar olduğu için tıkanma belirtileri daha erken ortaya çıkar.
Crohn hastalığı, sindirim sistemini ağızdan anüse kadar tutabilen kronik, iltihabi bir hastalıktır. Crohn hastalığı doğrudan bir kanser değildir; ancak uzun yıllar boyunca bağırsakta yarattığı kronik inflamasyon ve hücre hasarı nedeniyle, kalın bağırsakta kanser gelişme riskini normal popülasyona göre artırır.
Kolon kanseri bağırsak tıkanması: Tümörün büyüyerek bağırsak boşluğunu tamamen kapatması durumudur. Hasta büyük abdestini ve gazını çıkaramaz, karnı aşırı şişer ve şiddetli kusma başlar. Bağırsak patlaması riski taşıyan bu tablo acil cerrahi müdahale (ameliyat veya stent uygulaması) gerektirir.
Metastatik bağırsak kanseri: Tümörün kalın bağırsaktaki ilk çıktığı odaktan ayrılıp; kan veya lenf yoluyla karaciğer, akciğer veya periton (karın zarı) gibi uzak organlara yayılması durumudur. Evre 4 (son evre) olarak sınıflandırılır ve sistemik kemoterapi ile akıllı ilaç tedavilerini kapsar.
Bağırsak kanseri öldürürmü veya kalın bağırsak kanseri öldürürmü: Erken evrelerde yakalandığında cerrahi başarı oranı çok yüksek olduğundan ölümcül değildir. Ancak geç kalınmış, uzak organlara yayılmış (metastatik) vakalarda veya ince bağırsak kanseri öldürürmü sorusunda olduğu gibi agresif seyirli türlerde hayati risk oldukça yüksektir.
Bağırsak kanseri tedavisi varmı: Evet, günümüzde multidisipliner yaklaşımla tedavisi mevcuttur. Kalın bağırsak kanseri tedavisi; tümörlü bağırsak segmentinin cerrahi olarak çıkarılması (onkolojik rezeksiyon) ile başlar. Kanserin evresine göre operasyon sonrasında kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik akıllı ilaç (immünoterapi) tedavileri uygulanır.
bağırsak kanseri yaşam süresi ve bağırsak kanseri ne kadar yaşar: Hastalığın hangi evrede teşhis edildiğine doğrudan bağlıdır. Erken evre (Evre 1 ve 2) kalın bağırsak kanserlerinde 5 yıllık sağkalım (yaşam) oranı %90'ın üzerindedir. Evre ilerledikçe bu oran düşüş gösterse de modern onkolojik tedavilerle yaşam süresi ciddi ölçüde uzatılmaktadır.
ince bağırsak kanseri yaşam süresi: Kalın bağırsak kanserine göre teşhisi daha zor ve geç yapıldığı için genellikle daha düşüktür. Erken evrede yakalandığında hastaların yaşam süresi normale yakın olabilirken, ileri evre ince bağırsak tümörlerinde süreç onkolojik ilaç kombinasyonları ile kontrol altında tutulmaya çalışılır.
Ankara'nın Etimesgut, Pursaklar ve Altındağ (Aydınlıkevler) bölgelerindeki tam donanımlı hastanelerimizde; tarama amaçlı konforlu kolonoskopi işlemlerini gerçekleştiriyor, alanında uzman Gastroenteroloji, Onkolojik Cerrahi ve Medikal Onkoloji kadromuzla bağırsak kanserinin tanı, ameliyat ve tedavi süreçlerini başarıyla yönetiyoruz.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.