Metabolik cerrahi, başta Tip 2 Diyabet olmak üzere obezite, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi metabolik sendrom bileşenlerini tedavi etmek amacıyla gastrointestinal sistem üzerinde yapılan fonksiyonel operasyonların genel adıdır. Halk arasında "Şeker Hastalığı Ameliyatı" olarak bilinen bu işlemler, diyabeti tamamen "yok etmekten" ziyade, vücudun bozulan şeker dengesini hormonal yollarla yeniden düzenleyerek remisyon (iyileşme) sürecini başlatır.
Bir hastanın bu cerrahiden fayda görebilmesi için vücudunda hala işlevsel bir insülin rezervinin bulunması (pankreas beta hücre kapasitesi) şarttır. Bu nedenle operasyon öncesinde C-peptid ve insülin rezerv testleri ile hastanın metabolik profili milimetrik olarak analiz edilir. Ankara'daki kliniklerimizde, cerrahi kararı sadece bir cerrah tarafından değil; endokrinolog, diyetisyen ve kardiologdan oluşan multidisipliner bir kurul tarafından verilmektedir.
Tip 2 Diyabetin temelinde iki ana mekanizma yatar: Periferik dokularda (kas ve karaciğer) gelişen insülin direnci ve zamanla buna eklenen pankreastaki beta hücrelerinin tükenmesi. Geleneksel tedaviler dışarıdan insülin vererek veya pankreası daha fazla çalışmaya zorlayarak kan şekerini düşürmeye çalışır. Oysa metabolik cerrahi, sorunu kökünden ele alarak ince bağırsak hormonlarının salınım paternini değiştirir.
Operasyonun çekirdek mekanizması "İleal Brake" (İleal Fren) ve "Incretin" etkisidir. İnce bağırsağın son kısmı olan ileum, gıdayla erken buluştuğunda GLP-1 (Glukagon Benzeri Peptid-1) ve PYY gibi hormonlar salgılar. Bu hormonlar:
Pankreastan insülin salınımını glikoza duyarlı hale getirerek artırır.
Karaciğerde glikoz üretimini baskılar.
En önemlisi, hücre düzeyindeki insülin direncini kırarak vücudun kendi insülinini en verimli şekilde kullanmasını sağlar.
Sıklıkla karıştırılan bir nokta; metabolik cerrahinin sadece bir "mide küçültme" işlemi olduğudur. Standart obezite cerrahisi (Sleeve Gastrektomi) temel olarak mide hacmini kısıtlayarak kalori alımını azaltmayı hedefler. Ancak metabolik cerrahi (Transit Bipartisyon, İleal İnterpozisyon vb.) çok daha kompleks bir hormonal repozisyon işlemidir.
Hacim vs. Hormon: Obezite cerrahisinde odak mide hacmidir; metabolik cerrahide ise odak ince bağırsakların gıdayla buluşma sırasını değiştirerek distal ince bağırsak hormonlarını aktive etmektir.
Kitle İndeksi: Obezite cerrahisi çok yüksek vücut kitle indeksine (VKİ) sahip hastalara uygulanırken; metabolik cerrahi, VKİ değeri nispeten düşük (30-35 arası) olsa dahi kontrol altına alınamayan Tip 2 Diyabeti olan hastalarda da hayat kurtarıcı bir seçenek olarak uygulanabilir.
Ankara A Life Sağlık Grubu olarak, metabolik cerrahideki başarımızı sadece "düşen kan şekeri" ile değil, hastalarımızın azalan kardiyovasküler riskleri ve artan yaşam kaliteleri ile ölçüyoruz. A Life'ta Sağlığınız Özel mottosuyla, 2026 yılının modern tıbbi teknolojilerini bilimsel disiplinle harmanlayarak diyabetle mücadelenizde en güçlü çözüm ortağınız olmaya devam ediyoruz.
Metabolik cerrahi için en temel şart, hastanın Tip 2 Diyabet tanısına sahip olmasıdır. Tip 1 diyabet vakalarında pankreasta insülin üretimi tamamen durduğu için cerrahi bir çözüm sunulamaz. Uygunluk kriterlerimizi günümüz güncel tıp literatürüne göre şu şekilde özetleyebiliriz:
Vücut Kitle İndeksi (VKİ): VKİ değeri 35 ve üzeri olan, şeker düzeyi kontrol altına alınamayan hastalar güçlü adaylardır. Ancak VKİ değeri 30-35 aralığında olup, optimal ilaç ve insülin tedavisine rağmen HbA1c hedeflerine ulaşılamayan (genellikle > %7.5) hastalar da metabolik cerrahiden en çok fayda gören grubu oluşturur.
İlaç Direnci: Diyet, egzersiz ve çoklu doz insülin tedavisine rağmen kan şekerinin regüle edilememesi.
Eşlik Eden Hastalıklar: Diyabete eşlik eden hipertansiyon, uyku apnesi veya karaciğer yağlanması (MASLD) varlığı, operasyonun önceliğini artırır.
Bir hastanın "şeker ameliyatından" fayda görmesi için pankreasındaki beta hücrelerinin hala insülin üretebilme kapasitesine sahip olması gerekir. Bu kapasiteyi ölçmek için kullandığımız en güvenilir parametre C-Peptide düzeyidir.
C-Peptide, proinsülin molekülünün insüline dönüşürken salınan bir parçasıdır ve vücuttaki doğal insülin üretiminin en net yansımasıdır.
Referans Aralığı: Açlık C-Peptide seviyesinin genellikle 1.1 - 4.4 ng/mL arasında olması beklenir. Başarılı bir cerrahi sonuç için bu değerin 3 ng/mL üzerinde olması tercih edilir. Seviyenin çok düşük olması, pankreasın "iflas ettiğini" ve cerrahinin yanıt vermeyeceğini gösterir.
HOMA-IR: İnsülin direncinin matematiksel modelidir. Formülü şu şekildedir: HOMA-IR = (Açlık Glikozu (mg/dL) x Açlık İnsülini (mU/L)) / 405
Bu değerin yüksekliği (>2.5), cerrahi müdahale ile kırılması gereken güçlü bir hücresel direnç olduğunu kanıtlar.
Diyabetin süresi, ameliyat sonrası "tam remisyon" (ilaçsız yaşam) şansını doğrudan etkiler.
Hastalık Süresi: En başarılı sonuçlar, diyabet süresi 10 yılın altında olan hastalarda alınmaktadır. Hastalık süresi uzadıkça, glukoz toksisitesi nedeniyle beta hücre kütlesi geri döndürülemez şekilde azalır.
HbA1c Kontrolü: Üç aylık şeker ortalamasını yansıtan HbA1c seviyesi, dokulardaki hasarın bir göstergesidir. HbA1c düzeyinin %8 ve üzeri olması, kontrolsüz bir metabolizmaya işaret eder. Ameliyat öncesi bu değerin cerrahi güvenliği artırmak adına optimize edilmesi gerekse de, kronik yüksek HbA1c cerrahinin "gerekliliğini" pekiştirir.
Pankreasın sadece "açlık" durumu değil, gıdaya verdiği "yanıt" (stimulated response) da ölçülmelidir. Ankara A Life Sağlık Grubu’nda hastalarımıza uyguladığımız Karma Öğün Testi (Mixed Meal Test) ile pankreasın uyarılmış durumdaki insülin ve C-Peptide yanıtını izliyoruz. Eğer pankreas, yemek sonrası güçlü bir insülin atağı yapabiliyorsa, ince bağırsak hormonlarının yerini değiştireceğimiz bu cerrahi işlemden sonra hastanın şekerinin normale dönme ihtimali %90'ın üzerine çıkar.
Her hastanın metabolik profili (insülin rezervi, VKİ, ek hastalıklar) benzersizdir. Bu nedenle "tek bir en iyi yöntem" yoktur; "hastaya en uygun hormonal mimari" vardır. Cerrahideki temel stratejimiz, gıdanın ince bağırsağın son kısmıyla (ileum) daha erken buluşmasını sağlayarak, vücudun kendi eczanesinden GLP-1 ve PYY gibi güçlü şeker düzenleyici hormonları salgılatmaktır.
Transit Bipartisyon (TB), günümüzde Tip 2 Diyabet tedavisinde "fizyolojik dengenin korunduğu" en popüler yöntemlerden biridir. Bu yöntemi bir "çift yol" sistemi olarak düşünebiliriz.
Teknik Mekanizma: Önce tüp mide (Sleeve Gastrektomi) yapılarak mide hacmi küçültülür. Ardından ince bağırsaklar belirli bir mesafeden (genellikle distalden $250-300 cm$) mideye ikinci bir çıkış yolu olarak bağlanır.
Gıda Akışı: Besinlerin yaklaşık %70'i yeni yapılan bağlantıdan doğrudan ince bağırsağın son kısmına geçerken, %30'u onikiparmak bağırsağından (duodenum) geçmeye devam eder.
Hormonal Etki: Besinlerin ince bağırsağın sonuna erken ulaşması, pankreası uyaran hormonları tetiklerken; gıdanın bir kısmının eski yoldan geçmesi, vitamin ve mineral emiliminin doğal yollarla devam etmesini sağlar.
Cerrahın Notu: Transit Bipartisyonun en büyük avantajı, onikiparmak bağırsağına endoskopik erişimin korunmasıdır. Bu, hastanın ileride safra kanalı veya mide tetkikleri için büyük bir güvenlik konforu sağlar.
İleal İnterpozisyon, metabolik cerrahinin "en sofistike" ve teknik beceri gerektiren operasyonudur. Genellikle aşırı kilosu olmayan (VKİ 30-35 arası) ancak ağır diyabeti olan hastalarda altın standarttır.
Teknik Detay: İnce bağırsağın son kısmı (ileum), yerinden ayrılır ve onikiparmak bağırsağının hemen çıkışına, yani sistemin başlangıcına "monte" edilir.
Etki Mekanizması: Gıda, mideyi terk eder etmez doğrudan "şeker düzenleyici merkez" olan ileum dokusuyla karşılaşır. Bu durum, gıda daha sindirilmeden vücuda "şeker geliyor, hazırlıklı ol" sinyalini en güçlü şekilde gönderir.
Emilim Farkı: Bu yöntemde bağırsak devreden çıkarılmaz (bypass edilmez), sadece sırası değiştirilir. Bu nedenle malabsorpsiyon (emilim bozukluğu) riski en düşük olan yöntemdir.
Bu yöntemler, özellikle hem şiddetli obezitesi hem de kontrolsüz diyabeti olan hastalarda tercih edilen "tek anastomoslu" bypass türevleridir.
SADİ-S (Single Anastomosis Duodeno-Ileal bypass with Sleeve): Onikiparmak bağırsağı (duodenum) kesilir ve doğrudan ince bağırsağın son kısmına bağlanır. Şeker kontrolünde çok güçlüdür ancak vitamin takibi çok titiz yapılmalıdır.
SASI (Single Anastomosis Stomach-Ileal Bypass): Transit bipartisyonun daha basitleştirilmiş bir formudur. Mide ile ince bağırsak arasında tek bir bağlantı yapılır. Hem bypass hem de kısıtlayıcı etkisiyle güçlü bir metabolik yanıt oluşturur.
Ankara A Life Sağlık Grubu olarak tüm bu kompleks işlemleri laporoskopik (kapalı) yöntemle gerçekleştiriyoruz. Karın boşluğuna CO2 gazı verilerek açılan 0.5 - 1 cm’lik küçük kesiler üzerinden ilerliyoruz.
Daha Az Ağrı: Kas dokusu kesilmediği için ameliyat sonrası ağrı minimumdur.
Hızlı Mobilizasyon: Hastalarımız ameliyattan 4-6 saat sonra ayağa kalkabilirler.
Yüksek Çözünürlük: 4K kamera sistemleri sayesinde damar ve sinir yapılarını milimetrik hassasiyetle koruyarak komplikasyon riskini en aza indiriyoruz.
Metabolik cerrahide şekerin asıl "düşmanı" gıdanın safra ile nerede buluştuğudur. Normal anatomide safra, gıda ile duodenumda buluşur. Cerrahide bu buluşma noktasını daha ileriye taşıdığımızda; safra asitleri ince bağırsaktaki TGR5 reseptörlerini uyarır. Bu hücresel uyarım, pankreasın insülin üreten hücrelerini korurken, karaciğerdeki yağlanmayı da hızla çözer. Safra ve gıdanın bu yeni "buluşma noktası", diyabetin remisyona girmesindeki gizli kahramandır.
| Parametre | Transit Bipartisyon | İleal İnterpozisyon | SADİ-S / SASI |
|---|---|---|---|
| Diyabet Remisyonu | %85 - %90 | %90 - %95 | %95+ |
| Besin Emilimi | Çok İyi (Çift yol mekanizması) | Mükemmel (Sıra değişimi) | Orta (Bypass etkisi baskın) |
| Vitamin İhtiyacı | Düşük / Orta | Çok Düşük | Yüksek (Düzenli takip şart) |
| Endoskopik Erişim | Var (Mide ve Safra yollarına) | Var | Kısıtlı / Yok |
| İdeal Hasta Grubu | VKİ 35+ ve Tip 2 Diyabet | VKİ 30-35 (Kilosuz Diyabet) | Süper Obez ve Ağır Diyabet |
İnsan vücudunda kan şekerinin düzenlenmesinde en az pankreas kadar önemli olan bir diğer yapı da ince bağırsaklardır. Normal bir insanda, ağız yoluyla alınan şeker, damardan verilen şekere oranla çok daha güçlü bir insülin yanıtı oluşturur. Bu fenomene tıp literatüründe "İnkretin Etkisi" denir. Tip 2 diyabetli hastalarda bu etki neredeyse tamamen kaybolmuştur.
Metabolik cerrahi, gıdanın ince bağırsaktaki akış yolunu değiştirerek bu kaybolan etkiyi geri getirir. Operasyon sonrası hastanın kan şekeri, daha kilo vermeye bile başlamadan, ameliyatın ertesi günü normale dönmeye başlar. Bunun nedeni, mide hacminin kısıtlanmasından ziyade, sindirim sisteminin "akıllı hormonlarının" yeniden devreye girmesidir.
İnkretin etkisinin iki ana kahramanı vardır: GLP-1 (Glukagon Benzeri Peptid-1) ve GIP (Gastrik İnhibitör Polipeptid).
GLP-1 Mucizesi: İnce bağırsağın son kısmı olan ileumdaki L-hücrelerinden salgılanır. Metabolik cerrahi ile gıda ileuma daha hızlı ulaştığında, GLP-1 seviyeleri dramatik şekilde artar. Bu hormon, pankreasın beta hücrelerini "glikoza duyarlı" hale getirerek sadece şeker yükseldiğinde insülin salgılatır. Ayrıca mide boşalmasını yavaşlatarak tokluk hissi yaratır ve beyindeki iştah merkezini baskılar.
İnsülin Duyarlılığı: Bu hormonal değişim, sadece insülin miktarını artırmakla kalmaz; karaciğer, kas ve yağ dokusundaki insülin direncini de kırar. Böylece vücut, mevcut az miktardaki insülinini bile maksimum verimle kullanmaya başlar.
Metabolik cerrahinin şeker hastalığını nasıl düzelttiğini açıklayan en güçlü bilimsel veri "Hindgut (Son Bağırsak) Hipotezi"dir. Bu hipotez, diyabetin iyileşmesini ince bağırsağın son kısmının uyarılmasına bağlar.
Normal anatomide besinler sindirilerek ince bağırsağın sonuna ulaştığında, besin değeri büyük ölçüde azalmış olur. Metabolik cerrahi teknikleriyle (Transit Bipartisyon veya İleal İnterpozisyon gibi), besinlerin ince bağırsağın son kısmıyla erkenden buluşması sağlanır. Bu durum "İleal Brake" (İleal Fren) mekanizmasını tetikler:
Sinyal Gönderme: İnce bağırsağın son kısmı, henüz sindirilmemiş gıdayla karşılaşınca beyne ve pankreasa "Gıda geldi, metabolizmayı hızlandır ve insülini hazırla" sinyali gönderir.
Anti-İnkretinlerin Engellenmesi: Aynı zamanda "Foregut (Ön Bağırsak) Hipotezi" uyarınca, onikiparmak bağırsağının baypas edilmesiyle, insülin direncine neden olan "anti-inkretin" sinyalleri de devre dışı bırakılır.
Sonuç olarak; metabolik cerrahi, hastayı sadece "az yiyen" biri değil, "metabolizması doğru çalışan" bir birey haline getirir. Ankara A Life Sağlık Grubu’nda, bu hormonal mucizeyi laporoskopik cerrahi sanatıyla birleştiriyor ve hastalarımızı ilaçların gölgesinden çıkarıp sağlıklı bir geleceğe taşıyoruz.
Laparoskopik (kapalı) yöntemin sağladığı konfor sayesinde, hastalarımız ameliyattan yaklaşık 4-6 saat sonra ayağa kalkabilir ve kısa yürüyüşlere başlayabilirler. Hastanede kalış süresi genellikle 3 ila 4 gündür. Bu süre zarfında sindirim sisteminin yeni anatomisine uyum sağlaması için kademeli bir beslenme planı uygulanır.
Sıvı Dönemi (1-15. Günler): İlk iki hafta sadece berrak ve ardından koyu sıvılar (protein destekli) tüketilir. Bu dönemde amaç, dikiş hatlarını zorlamadan vücudun sıvı ve elektrolit dengesini korumaktır.
Püre Dönemi (15-30. Günler): Çatalla ezilebilen, yumuşak kıvamlı gıdalara geçilir. Mide hacmi küçüldüğü ve hormonal sinyaller değiştiği için hasta çok küçük porsiyonlarla hızla doyduğunu fark eder.
Katı Gıdaya Geçiş (1. Aydan İtibaren): Sağlıklı ve protein odaklı katı beslenmeye başlanır. Metabolik cerrahinin başarısı "az yemek" değil, "doğru ve kaliteli yemek" üzerine kuruludur.
Metabolik cerrahinin en çarpıcı etkisi, hastanın kan şekerindeki düşüşün daha hastaneden taburcu olmadan başlamasıdır. Henüz kilo kaybı gerçekleşmeden görülen bu düzelme, önceki modüllerde bahsettiğimiz "İnkretin Etkisi" ve hormonal değişimlerin bir sonucudur.
İnsülin Revizyonu: Ameliyatın ertesi günü, çoğu hastanın insülin ihtiyacı %50 ila %80 oranında azalır. Pankreas rezervi güçlü olan birçok hasta, hastaneden çıkarken insüline veda eder.
Oral Diyabet İlaçları: Kan şekeri seviyeleri 120-140 mg/dL bandına oturdukça, ağızdan alınan şeker hapları da kademeli olarak cerrah ve endokrinolog gözetiminde kesilir.
Metabolik cerrahide uygulanan tekniğe göre (özellikle bypass içeren SASI veya Transit Bipartisyon gibi yöntemlerde), gıdanın emilim yolu değiştiği için bazı vitamin ve minerallerin takibi hayati önem taşır.
Destek Ürünleri: Ameliyat sonrası dönemde B12 vitamini, Demir, Kalsiyum ve D vitamini seviyeleri düzenli olarak izlenir. Başlangıçta multivitamin takviyeleri verilse de, Transit Bipartisyon gibi fizyolojik yöntemlerde vücut bir süre sonra dengeyi kurar ve takviye ihtiyacı azalabilir.
Düzenli Kontroller: Ameliyat sonrası 1, 3, 6 ve 12. aylarda yapılan kan tahlilleriyle sadece şeker değil, tüm metabolik değerler (karaciğer enzimleri, kolesterol, vitaminler) analiz edilir.
Diyabette "remisyon" kavramı, hastanın hiçbir ilaç kullanmadan kan şekerinin normal sınırlarda (HbA1c < %6.0) kalmasıdır.
İlk 3 Ay: Hormonal değişimlerin etkisiyle şeker dengelenir ancak vücut hala "iyileşme" evresindedir.
6. Ay ve Sonrası: Kilo kaybıyla birlikte (özellikle iç organ yağlanmasının azalmasıyla) insülin direnci tamamen kırılır.
Tam Remisyon: Ameliyat sonrası 1. yılın sonunda, kilo kaybı stabilize olduğunda ve pankreas fonksiyonları yeni sisteme tam uyum sağladığında "tam remisyon"dan söz edilebilir.
Metabolik cerrahi sihirli bir değnek değildir. Ameliyat sonrası ilk yıl, hastanın yeni beslenme alışkanlıklarını yaşam tarzı haline getirdiği kritik bir "reset" dönemidir. Kilo kaybı şeker kontrolünü destekler, ancak asıl başarı ince bağırsaktan salgılanan hormonların sürekliliğindedir. Ankara A Life Sağlık Grubu olarak, 2026 yılı tıp teknolojisi ve uzman ekibimizle bu süreçte rehberiniz olmaya hazırız. A Life'ta Sağlığınız Özel mottosuyla, diyabetsiz bir geleceği birlikte inşa ediyoruz.
Ankara'nın sağlık ekosisteminde, özellikle Yenimahalle ve çevresinde birçok seçenek bulunsa da, "şeker ameliyatı" için cerrah seçimi hayati bir karardır. Dikkat etmeniz gereken en kritik nokta, cerrahın sadece bir "obezite cerrahı" değil, aynı zamanda metabolik süreçlere hakim bir uzman olmasıdır.
İdeal bir metabolik cerrah; hastanın pankreas rezervini (C-Peptide değerlerini) doğru okuyan, sadece kilo kaybettirmeyi değil, hormonal dengeyi (inkretin etkisi) yeniden kurmayı hedefleyen kişidir. A Life Sağlık Grubu’nda cerrahlarımız, endokrinoloji birimimizle koordineli çalışarak, hastanın hücresel düzeydeki iyileşme şansını ameliyat öncesinde bilimsel verilerle ortaya koyar.
Bu içerik, A Life Sağlık Grubu Genel Cerrahi birimi uzmanları tarafından tıbbi literatür ve güncel cerrahi protokoller ışığında incelenmiş ve onaylanmıştır.
Son Güncelleme: 20 Ocak 2026 09:08
Yayınlanma Tarihi: 9 Aralık 2024 16:20
Fiyatlarımız ve Uygulama Yöntemlerimiz Hakkında Hızlı Bilgi Alma Formumuzu Kullanabilirsiniz.
Hayır, metabolik cerrahinin birincil amacı kilo kaybından ziyade Tip 2 diyabetin hormonal mekanizmalarını düzeltmektir. Klasik obezite cerrahisinde ana hedef mide hacmini küçültmekken; metabolik cerrahide bağırsakların yeri değiştirilerek, ince bağırsağın son kısmından salgılanan ve insülin duyarlılığını artıran "inkretin" hormonlarının erkenden aktifleşmesi sağlanır. Bu sayede hasta, henüz ciddi bir kilo kaybı yaşamadan kan şekeri değerlerinin normale döndüğünü gözlemleyebilir.
Metabolik cerrahi için en kritik şart, hastanın vücudunda hala insülin üretebilen bir pankreas rezervinin bulunmasıdır. Tip 2 diyabet teşhisi konmuş, kan şekeri ilaç veya insülin desteğine rağmen HbA1c düzeyi %7'nin altına düşürülemeyen ve vücut kitle indeksi (VKI) genellikle 30'un üzerinde olan bireyler bu operasyon için değerlendirilir. Ameliyat öncesi yapılan "C-Peptid" testi ile pankreasın insülin üretim kapasitesi ölçülerek, cerrahiden ne kadar fayda sağlanacağı netleştirilir.
Metabolik cerrahinin en büyük başarısı, hastaların %80 ile %90 gibi yüksek bir oranla tüm şeker ilaçlarını ve insülini tamamen bırakabilmesidir. Operasyondan hemen sonra bağırsak hormonlarındaki değişimle birlikte kan şekeri dengelenmeye başlar. Ancak bu başarı oranı, hastanın pankreas rezervine ve diyabet geçmişinin süresine bağlı olarak değişebilir. Pankreas rezervi tükenmemiş hastalarda tam "remisyon" (şekerin tamamen düzelmesi) elde edilirken, ileri derece hasarlı vakalarda ilaç dozlarında çok ciddi azalmalar sağlanır.
2026 yılı cerrahi trendlerinde en çok öne çıkan yöntem olan Transit Bipartisyon, mideden iki ayrı çıkış yolu oluşturulması prensibine dayanır. Gıdaların bir kısmı normal yoldan geçerken, büyük bir kısmı doğrudan ince bağırsağın son kısmına yönlendirilir. Bu yöntemin en büyük avantajı, sindirim sisteminin tüm bölümlerinden gıda geçişine izin verdiği için vitamin ve mineral emilim bozukluklarının diğer yöntemlere göre çok daha az görülmesidir.
Diyabetin en tehlikeli yanı olan böbrek yetmezliği, görme kaybı (retinopati) ve damar tıkanıklığı gibi komplikasyonlar, kan şekerindeki sürekli dalgalanmalardan kaynaklanır. Metabolik cerrahi sonrası sağlanan stabil kan şekeri düzeyi, bu organ hasarlarının ilerlemesini durdurur ve erken evredeki hasarların kısmen iyileşmesine olanak tanır. Bu yönüyle ameliyat sadece bir şekeri düşürme işlemi değil, bütünsel bir organ koruma kalkanıdır.
Ameliyat sonrası ilk birkaç hafta sıvı ve yumuşak gıdalarla başlayan bir geçiş süreci uygulanır. Ancak bağırsak yapısındaki değişim sayesinde hastalar, iyileşme tamamlandığında birçok gıdayı çok daha sağlıklı bir metabolizma ile tüketebilirler. Kalıcı başarı için rafine şekerden uzak durmak ve düzenli yürüyüşleri yaşamın bir parçası haline getirmek, cerrahinin sağladığı hormonal gücü ömür boyu korumanızı sağlar.
2026 yılı maliyetleri; uygulanacak tekniğin karmaşıklığına (Transit Bipartisyon, Mini Gastrik Bypass vb.), hastanede yatış süresine ve hastanın ek metabolik problemlerine göre belirlenmektedir. Ankara şubelerimizde uzman cerrahlarımızın yapacağı pankreas rezerv analizleri ve size özel tedavi planı hakkında detaylı bilgi almak için A Life Sağlık Grubu ile iletişime geçerek muayene randevusu oluşturabilirsiniz.
Vücut Kitle İndeksi (VKI) 25 ile 30 arasında olan "hafif kilolu" veya "zayıf" kategorisindeki Tip 2 diyabet hastaları da, kan şekerleri ilaçla kontrol altına alınamıyorsa ve pankreas rezervleri yeterliyse metabolik cerrahi (özellikle İleal İnterpozisyon) adayı olabilirler. Bu hastalarda amaç zayıflatmak değil, metabolizmayı hormonal olarak düzeltmektir.
Dumping sendromu, gıdaların mideden ince bağırsağa çok hızlı geçmesi sonucu oluşan karın ağrısı, çarpıntı ve baş dönmesi durumudur. 2026 yılı cerrahi tekniklerinde, özellikle Transit Bipartisyon gibi yöntemlerde mide kapakçığı (pilor) korunduğu için bu risk minimuma indirilmiştir. Uzman cerrahlarımız, hastanın anatomisine en uygun tekniği seçerek ve operasyon sonrası kişiye özel beslenme eğitimi vererek bu tür komplikasyonların oluşmasını engellemektedir.
Metabolik cerrahi sonrası Tip 2 diyabetin tam remisyon (iyileşme) oranı %85 ile %95 arasındadır. Ameliyatın etkisi genellikle kalıcıdır; ancak çok nadir durumlarda, hastanın pankreas rezervinin operasyon anında zaten çok sınırda olması veya ameliyat sonrası aşırı sağlıksız yaşam tarzına geri dönülmesi durumunda kan şekerinde hafif yükselmeler görülebilir. Bu nedenle, operasyon sonrası yıllık kontroller ve sağlıklı beslenme alışkanlığı, cerrahinin sağladığı "yeni hayatı" korumak için hayati önem taşır.
7/24 tüm soru ve sorunlarınız için buradayız.